Kilise mezarlığına sarılı gömülmüş iki kadının akraba olmadıkları tespit edildi

Kilise mezarlığına sarılı gömülmüş iki kadının akraba olmadıkları tespit edildi

Orta Çağ yıllarında Polonya’da bir katedralde birbirine sarılmış hallde gömülen ve önce iki aşık insana ait varsayılıp “Sarılan İskeletler” olarak adlandıran iki iskeletin DNA analizleri tamamlandı ve aralarında biyolojik bağ bulunmadığı tespit edildi. Opole Katedrali’ndeki Sarılan İskeletlerin ikisinin de kadın çıkması ve Orta Çağ’da iki kadının birbirine sarılmış olarak gömülmesi toplumsal değer olgularını yeniden sorgulamaya yol açtı: Ruh kardeşliği veya manevi bağ mı yoksa gönül ilişkisi mi?

Polonya’daki 13. yüzyıl tarihli bir katedralde birbirine sarılı halde gömülen iki kişinin aslında genetik olarak akraba olmayan iki kadın olduğu ortaya çıktı. “Sarılan iskeletler” olarak anılan 800 yıllık çifte mezar üzerinde yapılan antik DNA analizi, arkeologların yıllardır süren varsayımlarını değiştirdi. Araştırmacılar, bunun Orta Çağ Polonya’sında genetik olarak doğrulanan ilk aynı cinsiyetli ortak mezar olduğunu açıkladı. Bulgular, Orta Çağ defin ritüellerine dair yerleşik yorumları yeniden tartışmaya açtı.

Antropolji ve arkeolojide “fictive kinship” olarak adlandırılan olguya göre; biyolojik akrabalık olmadan da insanlar kendilerini kardeş, aile, cemaat üyesi olarak tanımlayabiliyorlardı. Çoğu insanın modern gözle “romantik çift” olarak yorumladığı bu sahne belki de o dönemde ruh ikizliği veya manevi bağ sembolüydü.

 Orta Çağ Polonya’sındaki sıradışı gömü

Polonya’nın Opole kentindeki 13. yüzyıla ait Kutsal Haç’ın Yüceltilişi Katedrali’nde keşfedilen ve kamuoyunda “sarılan iskeletler” olarak tanınan çifte mezar, antik DNA analizleriyle yeniden yorumlandı. Araştırmacılar, yaklaşık 800 yıl önce birbirine sarılmış halde gömülen iki bireyin de kadın olduğunu ve aralarında biyolojik akrabalık bulunmadığını açıkladı.

Çalışma, “Ancient DNA analysis sheds light on two individuals buried in a mutual embrace at the Exaltation of the Holy Cross Cathedral in Opole, Poland” başlığıyla 2026 yılında *Journal of Archaeological Science: Reports* dergisinde yayımlandı. Araştırmanın başlıca yazarları arasında Agata Cieślik, Nicolas Antonio da Silva, Magdalena Przysiężna-Pizarska, Ben Krause-Kyora ve Joanna H. Romeyer-Dherbey yer aldı.

Araştırmacılara göre bulgu, Orta Çağ Polonya’sında genetik olarak doğrulanmış ilk aynı cinsiyetli ortak mezar örneği olma özelliği taşıyor.

“Aşık Çift” Yorumu DNA Analiz Sonuçları İle Çöktü

İskeletler, 2022-2025 yılları arasında Opole’deki katedral çevresinde yürütülen arkeolojik kazılar sırasında ortaya çıkarıldı. Bireylerden biri dönemin tipik Hristiyan defin geleneğine uygun biçimde sırtüstü yatırılmış halde bulundu. Diğer birey ise yan pozisyonda, kolunu diğerinin başının altına yerleştirmiş şekilde gömülmüştü. Bu sıra dışı pozisyon nedeniyle mezar kısa sürede “sarılan iskeletler” olarak anılmaya başlandı ve ilk yorumlarda romantik bir çift olabilecekleri öne sürüldü.

Ancak araştırmacılar, yalnızca mezar pozisyonu ya da kemik morfolojisine dayanarak yapılan yorumların yanıltıcı olabileceğini vurguladı. Çalışmada kemiklerden elde edilen antik DNA örnekleri analiz edilerek bireylerin genetik cinsiyeti ve akrabalık ilişkileri incelendi.

Elde edilen sonuçlar, her iki bireyin de genetik olarak kadın olduğunu ve aralarında biyolojik bağ bulunmadığını gösterdi.

Orta Çağ Toplum nomlarına Dair Yeni Sorular Ortaya Çıktı

Livescience.com'dan Sandee Oste'nin haberi göre araştırmanın yazarlarından biyolojik antropolog Agata Cieślik, bu olağan dışı defin biçiminin birlikte gömülen bireyler arasındaki ilişkinin doğasına dair yeni sorular ortaya çıkardığını belirtti.

Makalede, ortak mezarların her zaman biyolojik aile bağlarını yansıtmadığı; sosyal, dinsel ya da sembolik ilişkilerin de defin uygulamalarında etkili olabileceği vurgulandı. Araştırmacılar, “kurgusal akrabalık” olarak tanımlanan sosyal bağların tarih boyunca cenaze ritüellerinde önemli rol oynadığına dikkat çekti.

Çalışma ayrıca, geçmişte “aşıklar mezarı” olarak yorumlanan bazı ünlü örneklerin de modern biyomoleküler yöntemlerle yeniden değerlendirildiğini hatırlattı. İtalya’daki ünlü “Modena Aşıkları” mezarında gömülü bireylerin de daha sonra erkek olduğunun anlaşılması buna örnek gösterildi.

Defin Ritüelleri Yeniden Yorumlanıyor

Araştırmacılar, antik DNA teknolojilerinin arkeolojide yalnızca biyolojik cinsiyet ya da akrabalık ilişkilerini ortaya çıkarmadığını; aynı zamanda geçmiş toplumların sosyal yapılarının ve cenaze ritüellerinin yeniden değerlendirilmesine olanak sağladığını ifade ediyor.

Opole’deki mezar da bu açıdan dikkat çekici bir örnek olarak görülüyor. Çünkü mezar düzeni, bireylerin birbirine yakınlığını açık biçimde gösterirken genetik analizler aralarında kan bağı bulunmadığını ortaya koyuyor.

Bilim insanları, bu durumun Orta Çağ Avrupa toplumlarında sosyal ilişkilerin, dostlukların, dinsel birlikteliklerin veya sembolik bağların defin uygulamalarında sanılandan daha önemli rol oynamış olabileceğine işaret ettiğini belirtiyor.

Fictive Kinship (Seçilmiş Akrabalık) nedir?

Fictive kinship (kurgusal /seçilmiş akrabalık), kan bağı veya evlilik gibi yasal ve biyolojik temellere dayanmayan, ancak duygusal, kültürel veya ritüelistik bağlarla aile benzeri statü kazanan sosyal ilişkileri tanımlayan bilimsel bir kavram ve arkeolojide de sıkça kullanılıyor.

Bu kavram bir açıdan da Anadolu Aleviliğinde "Musahiplik" ile benzerlik içeriyor Alevî-Bektaşî inancında iki ailenin rızalık alarak, mürşit/pir huzurunda ikrar verip dünyada ve ahirette "yol kardeşi" (ahretlik) olması anlamına gelem Muhassiplikte her iki ailenin fertleri birbirini öz aile gibi sevmek ve sorumluluk üstlenmek zorunda. 

Biyolojik olmayan yakın ilişkilerin sosyolojik ve antropolojik tanımı olan Fictive Kinship (Kurgusal Akrabalık)ta; manevi ebeveynlik (vaftiz babalığı/anneliği), kan kardeşliği, evlat edinme veya yakın dostların birbirini aileden biriymiş gibi kabul etmesi söz konusu.

Fictive Kinship, tamamen gönüllü ve karşılıklı rızaya dayalıdır; modern toplumlarda özellikle göç veya yalnızlık durumlarında güçlü bir destek ağı sağlar.

Kurgusal akrabalığın (fictive kinship) kültürümüzdeki en köklü ve manevi örneklerinden biri Alevîlikteki musahiplik kurumu da Evli olan iki çiftin, dinî bir önder (pir/dede) huzurunda yemin ederek kardeş olmasıdır. Kan bağından öte bir manevi bağ kabul edilir. Musahip olan kişilerin ekonomik, kültürel ve inanç seviyelerinin birbirine denk olması, aynı bölgede yaşamaları ve birbirlerinin her türlü derdine/kederine herkesten önce koşmaları esastır. Bu yönüyle bir dayanışma ve toplumsal barış mekanizmasıdır.

Yaşar İliksiz - Arkeolojikhaber.com


Benzer Haberler & Reklamlar