Karaburun neresidir?

İzmir'in ilçelerinden...

‘’Efsaneleşmiş tanrılara karışmış ulu Mimas Dağı (Akdağ) bir kez daha görkemli ve Apollon’un kutsal ışığıyla parlayarak seyrediyordu Ege’nin sularını yaslandığı yerinde.
Homeros

‘’Tanrıça Athena ilk kez kutsal zeytini Mimas’ta yetiştirdi.’’
Publius Ovidius (MÖ 47-MS 17)

Tarihçe

Karaburun ve çevresinde yapılan kazıların sonuçları, bölgenin Anadolu’nun en eski yerleşim yerlerinden biri olduğunu gösteriyor.

Karaburun ilçe merkezinin 3-4 km güneyinde Çakmaktepe mevkiinde yapılan kazılardan elde edilen taş el baltaları, bir takım öğütme araçları, kesici aletler, çanak ve çömlekler MÖ 4000 tarihinden itibaren bölgenin yerleşim alanı olduğunu göstermektedir.

Bir belde ile 13 köyün merkezi durumunda olan Karaburun 1415’te Osmanlı topraklarına katıldı; 19 yüzyılın sonunda Aydın Vilayeti’nin İzmir merkez ilçesine bağlı nahiye merkezi oldu. Daha sonra Çeşme ilçesine bağlı Ahırlı isminde bir bucak iken, 1910 yılında Çeşme’den ayrılarak ilçe haline getirildi ve adı değiştirilerek Karaburun denildi.

Karaburun’da tarihi değerlerin, kültür öğelerinin oluşmasında 1400’lü yıllarda meydana gelen Börklüce Mustafa ayaklanması önemli yer tutar. İslam tasavvufunun Vahdet’i Vücud Okuluna mensup ünlü Türk mutasavvıf, filozof ve kazaskeri Simavne Kadısıoğlu Şeyh Bedrettin’in düşüncelerine Karaburun’ yaymaya çalışan Börklüce Mustafa, yaklaşık 5 bin kişilik halk kitlesini de arkasına alarak yörede Osmanlı yönetimine karşı ayaklanma başlatır. Çelebi Mehmet döneminde uzun çabaların ardından Beyazıt Paşa’nın ordusu tarafından yakalanan Börklüce Mustafa Ayasuluk’a (Selçuk) götürülerek yandaşlarıyla birlikte öldürülür. Diğer müridi Torlak Kemal de Manisa’da ele geçirilip idam edilir. Ölümünün ardından Bedrettin’in halen yaşadığı söylencesi yörede yaygınlaşmış, birçok halk şiirine ve destanına konu olmuştur.

Karaburun’un tarihi sürecinde önemli yer tutan bir başka olay da Balkan Savaşları’dır. Savaş sonrasında batı Anadolu’ya hakim olan kargaşa ve kaos ortamında Karaburun ve köyleri de etkilenir. Bu topraklarda yüzyıllardır Türkler ile aynı ya da komşu köylerde yaşamış olan, yöresel deyimle Farisi Türkçe konuşan Rumlar bu yöreleri terk etmek zorunda bırakıldılar. Bu olaydan sonra 20. Yüzyıl’ın başından günümüze kadar bazı yörelerin adlarında değişiklikler yapılarak yeni yerleşim birimlerinin oluşturulduğu biliniyor.

Birinci Dünya Savaşı’nın ardından 23 Mayıs 1919 tarihinde Yunan kuvvetleri tarafından işgal edilen bölge 17 Eylül 1922 tarihinde işgalden kurtarıldı. Yunan askerlerinin çekilmesi ile birlikte yerli Rumlar da bölgeyi terketmek zorunda kaldı ve bunun sonucunda bölgede ekonomik ve toplumsal alanda büyük değişiklikler meydana geldi. Bu tarihten sonra yarımadanın nüfusu oldukça azaldı.

Karaburun adının nereden geldiği konusunda çok değişik görüşler ve varsayımlar mevcut. Çok eski dönemlerde, yarımadanın adının “Capo Calaberno” olması, adının buradan değişerek geldiğini düşündürmektedir. Bir varsayıma göre ise; deniz yoluyla yarımadaya ilk varışta “Kömür Burnu” denilen mevkinin görülmesi nedeniyle, kayaların rengi esas alınarak “Karaburun” denildiği şeklindedir. Bir başka varsayım da eski Türk adlandırma usullerinde; kuzey yönünün “kara”, güney yönünün ise “ak’” olarak adlandırılması mantığına dayandırılmaktadır. Şimdiki ilçe merkezi eski haritalarda “Karaburun”, Esendere burnu ise “Akburun” olarak geçmektedir. 

Konumu

Karaburun Yarımadası, Türkiye’nin Ege Bölgesi batı kıyılarında, Ege Denizi içlerine uzanan, genel olarak Urla Yarımadası olarak isimlendirilen bölgenin kuzey-batısında yer almaktadır. Doğusunda Urla, güneyinde Çeşme ile komşudur. Batısında yer alan Yunanistan’ın Sakız Adasına (Xios) sadece 15 mil uzaklıktadır. Kuzeyinde Midilli Adası (Lesvos), kuzey doğusu da ise Foça yer almaktadır. Yarımadanın doğu ve kuzey kıyıları, İzmir Körfezi’nin güney kısmını oluşturmaktadır.

Karaburun ilçe merkezi, Karaburun Yarımadasının kuzey ucunda kurulmuştur. Sahip Adası ve Küçükada olmak üzere iki adaya sahip bulunmaktadır. Arazi yapısı genellikle engebelidir.

Yarımadanın yaklaşık güney-kuzey doğrultusunda uzanan Bozdağ kütlesi en önemli yükseltidir ve zirvesi 1218 metre yüksekliktedir.

İzmir Körfezi’nin girişinde yer alan Karaburun Yarımadası’nın güneyinde Çeşme, doğusunda Urla, kuzeyinde Foça Çandarlı, batısında Sakız Adası yer alır.

İzmir Körfezi boyunca kıyılar, kendilerine has manzaraları ile bir şerit halinde uzanırlar. Bu manzaralı kıyılar boyunca ilerleyen yolun son durağında, sizi “saklı cennet” Karaburun bekler.

Tarihi Değerler

Karaburun’un Kösedere Köyü Boyabağı yakınlarındaki kalıntı ve buluntular, M.Ö. 1000 M.S. 1000 yılları arasında bölgede yerleşildiğini gösteriyor. Karaburun ilçesinde günümüzde çok sayıda taş ocağı ve mermer işletmesi bulunuyor. Antik dönemde de bölge aynı amaçla kullanılmış ve eski taş ocakları bu nedenle tescillenmiştir. Büyükada’da Roma Dönemi Kaya Mezarları tespit edilmiştir. Hisarcıkaltı mevkiindeki kale kalıntısı, bölgede Doğu Roma İmparatorluğu’nun geç döneminde de yerleşim olduğunu gösteriyor. Bölgedeki Eski Çullu Camii ve Eski Mordoğan Ayşe Kadın Camii erken dönem Türk hakimiyetini göstermektedir.

Ayşe Kadın Camii

Mordoğan beldesinde 700 yüzyıl önce Ayşe Kadın isimli bir kızın vasiyeti üzerine annesi tarafından Türkiye’de bir eşi olmayan, modeli Kabe’den getirilen bir camii yaptırılmış, Mordoğan’ın nergisi, sümbülü, karanfili, zeytini genç kız tarafından çeyizine işlenmişti. Camiyi yapan usta, genç kızın elle işlediği bu motifleri caminin kubbesine doğal ot ve yumurta beyazı karışımı boyalarla işlemiştir. Ahşap doğrama ve minberi küçük parçalardan geçmeli olarak yapılmıştır. Camii içinde 450 yıl önce ahşaptan yapılan 2.5 metre boyundaki saat halen çalışır vaziyettedir. O dönemden bu yana hiç onarım görmeyen cami şu sıralar İzmir Vakıflar Bölge Müdürlüğü tarafından onarılıyor.

Mitolojik Değeri

Karaburun’un (Eski adıyla Mimas) Yunan mitolojisinde sıkça yer aldığını görmekteyiz. Homeros’un ünlü eseri Oddysea’da rüzgarlı Mimas (Windy Mimas) olarak geçen “Mimas Dağı”, bugün Bozdağ diye adlandırdığımız dağdır. Bu dağın eskiden Mimas olarak adlandırılması “mitolojik tanrılarla savaşan gigantların (Devler) başında yer alan ve tanrı Zeus’u çok zorlayan Mimas isimli devin, üzerine erimiş demir, çelik ve bakır dökülerek öldürüldüğü ve bir daha uyanmamak üzere söz konusu dağların altına gömüldüğü’’ hikayesine dayanmaktadır.

Karaburun Yarımadası’nın ne denli rüzgar aldığı ve tarih boyunca bu rüzgarı kullanarak, sayısız değirmenler yapıldığı düşünülürse Mimas ile aradaki ilişkisi kolayca kurulabilir.

Yine Narcisus’un adını alan ve bugün aynı özelliklerle sadece Karaburun Yarımadası’nda yetişen ‘’Nergis’’ çiçeği arasında bir bağ kurulmaktadır. Bir su birikintisinde kendi aksine gördükten sonra kendisine aşık olan Narcisus’un (Narsizim kelimesi buradan türemiştir) aşkından eriyerek nergis çiçeğine dönüştüğü anlatılmaktadır.

İliada ve Oddisseus’un yaratıcısı ünlü Homeros, bu topraklarda doğmuş ve yaşamıştır.

Yunan mitolojisine göre tanrıların tanrısı Zeus’un kıskanç karısı Hera, çapkın kocası Zeus’un ölümlü kadınlar ve tanrıçalarla ilişkilerini gözetlemekle kendisini haberdar etmek üzere, yüksek tepelere iki gözcü yerleştirdiğinde; bunlardan biri olan İris’i (Thaumantia da denilen İris, tanrıların habercisi olan tanrıçadır.) de Mimas’a göndermişti. Bugünkü İris Gölü belki de adını buradan alıyor.

Turizm Değerleri

Karaburun konumu itibari ile açık denize baktığı için suyun devirdaim içinde olması nedeniyle, temiz bir denize sahiptir. Lodoslu ya da poyrazlı kötü hava koşulları nedeniyle dalgalı ve çalkantılı durumlar dışında, deniz çok berraktır.

Dik dağlık yapısı gereği kumsaldan çok kayalık yapıya sahip olan Karaburun, su altı zenginliği açısından dikkat çekicidir. Bu yapısı ile tüplü ve tüpsüz dalış meraklılarını ilgisini çeker. Balıkçılık ile ilgilenen içinde birçok fırsat yaratır.

Turizm sayfiye ağırlıklı olsa da, bahar aylarında açan yüzlerce çeşit çiçek temiz hava ve doğa meraklılarını kendine çeker. Özellikle kelebek ve çiçek fotoğrafçılığı trekking ile ilgilenen yerli turistlerin vazgeçilmez ziyaret noktalarından birisidir Karaburun yöresi.

Yaz aylarında öğleden sonra başlayıp hava kararıncaya kadar her gün düzenli esen imbat rüzgarına sahiptir. Bu esinti ilçeye sıcak havalarda da serinlik verdiğinden kavurucu yaz aylarının nispeten rahat geçmesini sağlar. Bunu yanı sıra rüzgar sörfü meraklılarına uygun bir ortam oluşturur.

Karaburun’u antik çağlardan bu yana içinde yer aldığı coğrafi alan günümüze çok zengin tarihi ve kültürel bir miras bırakmıştır. Gerek Prehistorik çağdan bu yana yörede yerleşimin bulunması, gerekse mitolojik öykülere konu olması Karaburun ve çevresinin değerini arttıran özellikler olarak karşımıza çıkıyor. Değişen ve gelişen turizm anlayışının bütün değerlerini Karaburun’da bulmak mümkün.

Kendine has doğal özellikleriyle, tarihi ve kültürel değerleriyle, yaz mevsimlerinde bile sakinliğini yetirmeyen turistik mekanlarıyla Karaburun turistik açıdan özel bir önem taşıyor. Köy pansiyonculuğu ve butik otel işletmeciliği yarımadada giderek gelişiyor.

Otellerin dışına çıkmadan tatil yapma anlayışının giderek terk edildiği, alternatif turizm seçeneklerinin hızla geliştiği günümüzde ‘”tertemiz ve bakir doğası” , yozlaşmamış insani değerleri, konukseverliği, binlerce yıldan süzülüp gelmiş sentez kültürü ile Karaburun yeni turizm yaklaşımlarının en cazip merkezlerinden biri haline geldi.

Karaburun, deniz, sualtı sporları, doğa yürüyüşleri, tırmanış faaliyetleri, köy turizmi, ekolojik ve agro turizm gibi turizm seçenekleri için ideal özellikleri taşıyor ve doğru strateji ve turizm politikaları ile çok yakında bölgenin en gelişmiş merkezlerinden biri haline gelecek.

Coğrafya

Karaburun, kendi adıyla anılan yarımadanın hatta belki de İzmir’in en bakir yöresidir. Sahip olduğu en önemli zenginlikle, bozulmamış doğası, mavi bayraklı plajları ve el değmemiş koyları ile kendisine has bitki örtüsüdür.

“Hurma’’ zeytinin “nergis’’ çiçeğinin ve “enginar’’ın hasını yalnızca Karaburun’da bulabilirsiniz.

İzmir ve çevresinin belki de en temiz denizi Karaburun’dadır. Deniz gördüğünüz her yerde denizden yararlanabilirsiniz. 

Yarımadanın sahip olduğu “endemik” bitki örtüsünün korunması, ayrıca ilçe ile bütünleşen “Ada Martısı’’, ‘’Akdeniz Foku’’ gibi nesli tükenme tehlikesi ile karşı karşıya kalan canlı türlerinin koruma altına alınması ve nesillerinin devamı konusunda çalışan çeşitli kurum ve kuruluşlara Karaburun Belediyesi tam destek vererek, gerek bu önemli değerlerin gelecek nesillere aktarılması, gerekse dışa açılım ve tanıtım bakımından ilçenin bu önemli hazinelerine sahip çıkıyor.

Bitki Örtüsü

Karaburun Yarımadasının bitki örtüsünü genellikle makiler oluşturur. Orman örtüsü bakımından çok zengin değilse de yaklaşık 27.000 hektar kızılçam ormanı mevcuttur. Bölgesel bazı değişiklikler göstermekle birlikte bitki örtüsünü oluşturan bitkiler çoğunlukla deliceler, kocayemiş, sandal, menengiç, kermez meşesi, tesbih, akça ağaç, sakız, laden gibi bitkilerdir.

Özellikle şifalı otlar açısından yarımadanın çok zengin olduğu bilinmektedir, öyle ki bölgede 67 tür şifalı ot vardır.

Sütleğen, Yarpız, Gelincik otu, Kantoron otu, Kapari, Kekik, Kenger, Sığırotu, Adasoğanı, Bodurmahmutotu, Adaçayı, Civanperçemi, Defne yaprağı, Deniz raziyanesi, Denizbölürcesi, Dereotu, Ebegümeci, Fesleğen (Reyhan), Isırganotu, Kantoran, Keberotu (Capari), Kekik, Kocayemiş, Kuşdili(Biberiye), Kuzukulağı, Lavanta, Menegiç, Mersin, Nane, Oğulotu (Melissa), Papatya, Rezene, Saatçiçeği (Çarkıfelek) (Passiflora) Sütleğen, Şefketibostan, Tilkican (Yabani Kuşkonmaz), Tutpotu (Yabani Orkide Salepotu), Yılanyastığı bu tür bitkilere örnektir.

Doğal Yaşam

Akdeniz Foku

Akdeniz foku fokgiller familyasından yeryüzünde sadece doğu Akdeniz sahilleri ile Batı Afrika’nın bazı sahillerinde yaşayan fok türü.
Avrupa’da nesli tükenme tehdidi ile karşı karşıya olan en önemli deniz memelisidir.
Akdeniz foku, ürkek ve diğer yüzgeçayaklı türlerine göre daha az sosyal bir canlıdır. Ülkemiz kıyılarında da yaşayan doğu Akdeniz bireyleri genelde tek tek dolaşırlar ve nadiren birlikte görülürler. Araştırmacıların Türkiye ‘de eskiden 2 ile 4 arasında Akdeniz fokunu birlikte gözlemlediği, hatta bu sayının çok ender olmakla birlikte 7-8 ‘e kadar çıktığında bilinmektedir.
Akdeniz foklarının bazı dönemlerde bir araya geldiği ve sonra tekrar dağıldıkları konusunda varsayımlar mevcuttur.
Ergin erkek bireyler genelde bir bölge belirler ve yaşantısını burada sürdürürler.
Akdeniz’de bu türden yaklaşık 500 kadar yaşadığı tahmin ediliyor.

Kaya Kartalı

Gencinin gövdesi siyaha yakındır, uçuşta beyaz kanat içi ve kuyruk dibiyle rahatça ayrılır. Başını ve boynunu ileri uzatır, kanadı gövdesine doğru daralır, kuyruğu diğer kartallardan uzun ve deniz kartalları gibi kamalı değil küttür.
Tüm yaşamları boyunca bir tek eşleri olur ve genellikle her yıl aynı yuvayı tercih ederler, genellikle zor erişilen yerlerdedir.
Ötüşü şahin gibi bir “tuii-u”.
Diğer bir ötüşü havlamaya benzer. Kayalık dağlarda ve dağlık ormanlarda yaşarlar.
Uçuşta görkemli ve zariftir, gerektiğinde avına ilerlerken pike yaparak saatte 320 kilometre hıza ulaşabilir bu da onu Gökdoğan’dan sonra en hızlı kuş yapar.
Diğer kartallardan farklı olarak süzülürken ve dönenerek yükselirken kanatlarını yukarı kaldırır.

Tarla Ardıcı

Tarla ardıç kuşu, karatavukgiller familyasından, 25 cm boyunda; yaşam alanları ormanlar ve parklar olan orta boylu, ötücü bir kuş türüdür. Diğer benekli ardıçlardan başını ve kuyruk sokumunun mavi-gri rengi, kızıl sırtı ve siyah kuyruğuyla ayrılır. Benekleri ‘’V’’ biçimindedir.

Gümüş Martı

Gümüş martı, martıgiller familyasından 55-67 cm boyunda deniz kıyılarında yaşayan iri bir martı türü. Akdeniz ve Karadeniz kıyılarında yaygındır. Gagası parlak sarıdır ve ucunda bir leke bulunur.
Kanat üstleri ve sırtı gridir.

Kukumav

Tüyleri üst kesiminde koyu kahve üzerine küçük beyaz lekelerle kaplıdır, alt kısmında ise bu beyazlıklar geniş çizgiler halini alırlar.
Sarı renk gözlerinin üstünde ona sert bir bakış kazandıran beyaz kaşlar bulunur. Alın kısmı ise düz ve alçaktır.
Ev ortamına girdiğinde son derce dost canlısıdır. Kukumav yerleşik bir türdür. Kırsal bölgelerde tarlaların ve bahçelerin yakınlarında yaşar. Özellikle bu yeşillik yerleri sever, ancak çok yoğun ormanlık alanlarda yaşamayı da sevmez.
Çin’den başlayıp Türkiye’nin de içinde bulunduğu Akdeniz ve Batı Avrupa’ya uzanan geniş Avrasya coğrafyasında ılıman bölgelerde yayılmışlardır.

İbibik

Çavuşkuşu adı ile de bilinen, Gökkuzgunumsular takımının, ibibikgiller familyasında yer alan tek kuş türü.
Uzunluğu 28 cm kadar, gagası uzun yay biçiminde, tüyleri turuncu-kahverengi olup başı sorguçlu, kısa kanatlı bir kuştur.
Yaşlı ağaç bulunan açık yerlerde, çam orman veya yaprağını döken ormanlarda, meyve bahçelerinde ve bağlarda yerleşirler.
Açık arazilerde bulunabildiği gibi şehir parklarında da rastlanabilir. Her çeşit oyukta ve kovukta yuvalarını yaparlar ve insana rahatlıkla alışırlar.
Türkiye’de yazın kuluçkaya yatarlar. 16 günlük kuluçka sırasında erkek dişiyi besler.
Sonbahar mevsiminde Afrika’ya göç eder.
Göç zamanlarının dışında yalnız yaşamayı seven kuşlardır. 

Tarım ve Hayvancılık

Karaburun Yarımadası’nda arazinin büyük bölümü dağlık alanlardan oluştuğu için, tarım yapılacak yerler oldukça kısıtlıdır. Bu alanlarda yarımadanın çok özel iklim koşullarıyla üretilen hurma zeytin, zeytinyağı, enginar, mandalin, üzüm gibi ürünler Karaburun’un adının ülke genelinde duyulmasını sağlıyor.

İzmir’in Konak Meydanı ile Havra Sokağı gibi canlı köşeleri, hastane önleri, vapur iskeleleri, tren istasyonları gibi yerleri ile İstanbul’da Eminönü’nde, Karaköy’de demet demet satılan ve kokusu metrelerce alana yayılan nergis ve sümbüller yarımadada yetiştirilmektedir. Yaklaşık 1500 dekar alanda yıllardan bu yana üretilen mevsim çiçekleri, denizin ve tertemiz bakir doğanın kokularını taşırlar.

Avrupa Birliği’nin desteklediği projelerden yararlanılarak özellikle yamaç dağcılığının geliştirilmesi için ilçede girişimler sürdürülüyor. Zeytincilik, eski görkemli günleri kadar olmasa da bugün yine yarımada ekonomisi için önem taşıyor. 

Karaburun’da 1930’lu yıllarda başladığı söylenen arıcılık da önemli gelir kaynaklarından biri. Özel aroması nedeniyle çok beğenilen Karaburun balı, değerini bilenler tarafından köylere kadar gidilerek yerinde satın alınıyor.

Ayrıca yarımada genelinde organik tarım bilinci de hızla geliştiriliyor. Halkın bir bölümünün uğraşı da küçükbaş hayvancılık. Karaburun Belediyesi Mandıra İşletmesi kurularak, peynir satış noktaları oluşturuldu. Önümüzdeki günlerde de İzmir Merkez’de bu mandıranın ürünlerinin satışı yapılacaktır. Süt ürünleri arasında Karaburun’a özgün kopanisti peyniri, kelle peyniri, keçi peyniri, deri tulum peyniri ve söndürme (Höşmerim) yer alıyor. 

Karaburun, geçmiş yıllarda bağları ve zeytinlikleri ile tanınan bir yöre iken, göçlerle birlikte bağlarının önemli bir bölümünü kaybetmiş, zeytinlikler de bakımsız kaldığı için verimleri düşmüştür. Yakın zamana kadar çekirdeksiz Sultaniye ve Razaki üzümler frigorifik kamyonlarla yurt dışına gönderilmekteydi. Ayrıca en kaliteli şaraplık üzümler Karaburun ve köylerinde yetişmekteydi. Rumlar’ın yaşadığı yıllarda yaygın olan ve 35-40 yıl öncesine kadar devam eden bağcılık, Karaburun’un en önemli gelir kaynaklarından biriydi. Eski yıllarda Karaburun’da üretilen ve Sultaniye Karaburuni olarak adlandırılan üzümler, Osmanlı Devlet Sarayı’nda bile aranan çok kaliteli üzümlerdi.

Balıkçılık da yarımadanın en önemli geçim kaynakları arasında. Ülke sularında yaşayan bütün canlı türlerinin bulunduğu Karaburun sahillerinde yılda 250 ton balık avlanıyor. Açık denizden gelen mercanlar, barbunlar, çipuralar ve bölgenin “Topan” kefalleri her yıl kıyı balıkçıları tarafından yakalanır, tezgahlarda yerlerini alırlar.

Koylar

Karaburun yarımadasında birbiri ardınca dizilmiş, birer akvaryum kadar berrak sularıyla birçok koy yer alıyor.

Bazıları yerleşim yerleriyle iç içe, bazıları yerleşimin olmadığı doğal koylardır.

Bodrum Koyu, Kuyucak, İncirlikoy, Badembükü Koyu, Hamzabükü Koyu, Yukarı ve Aşağı Boyabağı ile İçme Kıyısı Koyları, Dereağızı Koyu, Esendere Koyu ve Kaynarpınar yerleşimin olduğu koylardır.

Dolungaz, Kumbükü, Akbük, Olcabük, Eğriliman, Dikencik, Kocadere ve Gerence koyları ise Karaburun’un bakir ve doğal koylarıdır.

Güneyde Datça Yarımadasına benzer coğrafi yapısıyla gizli cennetleri barındıran Karaburun Yarımadası’nda, doğa harikası koy ve plajlar yer alıyor.

Kara yoluyla ulaşımın olmadığı birçok koyu sadece tekne turlarıyla görmek mümkün. Bölge bu özelliğiyle yaz sezonunun en canlı döneminde bile tenha kalmayı başarıyor.

Karaburun merkezindeki ikisi mavi bayraklı (Kuyucak-İncirlikoy) dört plajın yanı sıra, Mordoğan’da Plaj Ardıç, Mordoğan İskele Plajı, Ayıbalığı Plajı, yarımada merkezden uzaklaştıkça sakinleşen Esendere, Saipaltı, İdealtı, Büyükkent, Dolungaz, Yıldızkent, Akçakilise, Yeniliman ve Kumbükü plajlarına sahip bulunuyor.

Açık denize bakması nedeniyle çevrenin en temiz denizine sahip Karaburun, balıkçılık ve dalış turizmi konusunda önemli potansiyeller barındırıyor.

İzmir-Çeşme karayolunun 55. Kilometresinden ayrılan bir yolla, Gülbahçe, Balıklıova ve Mordoğan yerleşmelerinden sonra ulaşılan Karaburun ilçe merkezi, aynı adlı yarımadanın kuzeyinde yer alıyor.

Doğayla baş başa, deniz, kuş ve böcek sesleri dışında kirletilmemiş bir huzur ortamında tatil yapmanın ayrıcalığını yaşayabilmek için mutlaka Karaburun’a gelmek ve gerçek tatilin ne demek olduğunu yaşayarak öğrenmek gerekir.

İskeleler

Karaburun İskelesi

Mordoğan İskelesi

Kaynarpınar İskelesi (İnecik Köyü)

Esendere İskelesi (Ambarkesi Köyü)

Saip İskelesi

Yeniliman İskelesi (Tepeboz Köyü)

Denizgiren İskelesi (Küçükbahçe Köyü)

Yerel Ürünler

Karaburun’a sonbaharda giderseniz kahvaltıda ve her yemeğin yanında hurma zeytin de yiyebilirsiniz. Karaburun’a ve Foça’ya mahsus bir zeytin türüdür hurma zeytin. Dalında olgunlaşan zeytinler kıvırcık kıvırcık, küllü küllü bir hal alır ve dökülür. Her biri olgun bir meyvedir artık. Yerli halk hurma ismini verdiği zeytini yalnız kahvaltıda yemez; çerez gibi de tüketir. Karaburun hurmasının çekirdeği küçük, gövdesi etlidir.

Karaburun’da sonbahar ve kış boyunca tarlalarda yeşillik, sofralarda zenginlik olarak görebileceğiniz sebze ise enginardır.

Karaburun enginarı doğal koşullarda yetişir ve çok lezzetlidir. Zeytinyağlısı, etlisi, dolması sofralarda karşınıza çıkabilir.

Karaburun’da önemli yemekler zeytinyağlılardır. Pirinçli, mantarlı açma börek başta olmak üzere ot böreği, el böreği, kımız böreği çeşitleriyle Karaburun börekleri de ünlüdür.

Karaburun dağları endemik bitkilerle doludur.

Deniz yakınlığı nedeniyle de orada beslenen hayvanlar tuzlarını tam aldıklarından eti lezzetlidir. Keçi peyniri, tulum peyniri, kelle peyniriyle yapılışı özel ve geleneksel bilgi gerektiren ‘’kopanisti’’ peyniri, buradaki ayrıcalıklı tatlardandır.

Bu dağların çiçeklerinden arıların derlediği bal ise nefistir.

Karaburun’un karadut reçeli de ünlüdür. Yaz başında giderseniz karadutu dalından koparabilir, şerbetini de içebilirsiniz.

Zeytin bugün de yarımada için büyük önem taşıyor. Yaklaşık 2 bin 560 hektar arazide 471 bin zeytin ağacı bulunuyor. Ürün yılların da yaklaşık 3 bin 500 ton ürün alınıyor.

Ayrıca yarımada genelinde “Organik Tarım” bilinci yerleştirilmeye çalışılıyor.

Üzümcülük ise bugün 60 hektarı çekirdeksiz ve 10 hektarı çekirdekli olmak üzere sadece 70 hektar arazide sürdürülüyor.

Karaburun Yarımadası’nın en önemli tarımsal ürünleri kesme çiçekçilik, narenciye ve enginardır.

Nergis ve sümbül olarak 156.3 dekar araziden 22.000 çiçek elde edilmektedir.

Enginar üretimi ise yaklaşık 140 hektar arazide yapılıyor ve her yıl 6.450.000 enginar kesiliyor.

Narenciye üretiminde ise limon, mandalina ve portakal olarak yaklaşık yılda bin 600 ton ürün alınıyor.

Nergis

Nergis çiçeğinin mitolojik kaynaklarda yer alan öyküsüne göre orman perisi Ekho, Narkissos’a karşılıksız bir aşkla tutulmuştur. Bu aşkın acısıyla eriyip giden Ekho’nun öcünü ise aşk tanrıçası Afrodit, Narkissos’u kendisine aşık ederek alır. Narkissos yakışıklılığı ve asil duruşu ile çevresindeki herkesi kendisine hayran bırakan bir gençtir. Hiçbir periye “yüz vermeyen”, ormanda kendi kendine dolaşmaktan hoşlanan bir kişiliği vardır. Bir gün yine ormanda dolaşırken bir pınarın suyunda kendi aksini görür ve donup kalır. Kendi yansımasına aşık olmuştur. Zaman geçtikçe bundan zevk alır. Hem de acı duymaya başlar. Sonunda bir gün o da Ekho gibi eriyip yok olur ve Narkissos’un yerine ‘’kendini beğenme felsefesi’’ nin (Narsizm) adını aldığı ‘’Nergis’’ çiçeğinin yeşerdiğine inanılır.

Nergis çiçeği bölgenin en önemli tarımsal ve ekonomik kaynaklarından biri. Sulu nergis üretilirken Ağustos ayından itibaren nergis soğanı dikili tarlalar kuru otlardan temizlenir, yağmurla ya da salma su sistemi ile toprak sulanır. Turfanda nergis çiçeği üretimi için sulanan alanlar yeşillenmeye, otlanmaya başlar. Otlar yine temizlenir ve Ekim ayında nergisler yapraklanmaya, Kasım ayında ilk ürünlerini vermeye başlar.

Üreticiler tarlalardan topladıkları nergisleri 50’şerli demetler halinde hazırlanarak satışa sunulacak hale getirirler.

Susuz nergis üretimi ise doğal koşullarda tarlaların kuru otlardan temizlenmesi ve gübrelenmesiyle gerçekleştirilir. Düşen yağmur miktarına bağlı olarak Aralık-Ocak aylarında susuz nergisler açmaya başlar. Şubat ayı sonuna kadar çiçeklerde nergis bulmak mümkündür.

Nergis çiçeği kokusu ve güzel görüntüsüyle Karaburun’un ve Türkiye’nin en önemli çiçeklerinden biridir.

Keçiler

Yarımadanın keçilerinin hem sütü hem de eti, diğer yöre keçilerinden daha lezzetlidir. Çünkü onlar ıssız tepelerde kekik, adaçayı, kenger, başparmak otu, turp otu, bağ sarımsağı, arapsaçı, karabaşotu ile beslenirler. Bu otların üstünde doğal tuz vardır. Çünkü rüzgarlar, denizden kaldırdıkları tuzlu zerrecikleri, bu otların üstüne serperler. Onun için Karaburun oğlaklarının eti damak çatlatacak kadar lezzetli olur. 

Köyler

Yarımadada tepelerin yamaçlarına 18. Yüzyılın sonuna kadar kurulan Karaburun köy yerleşimlerinin en önemli özelliği; denizden bakıldığı zaman kolay kolay görülmeyecek yamaçlara kurulmuş olmalarıdır. Bunun nedeni köylerin ilk kurulduğu dönemlerde, denizden gelebilecek korsan saldırılarına karşı köyleri koruyabilmektedir. 19. Yüzyılda kurulan köyler ise denizden kolayca görülebilen sahil kesimlerine kurulmuştur. 

Kayıtlara göre köylerin çok uzun bir tarihi geçmişleri vardır. Geçen dönemlerde her birinin nüfusu çok daha fazla olan bu köyler, gerek mübadele sırasında ve gerekse ekonomik nedenlerle yaşanan göçler nedeniyle bugün çok daha az nüfuslara sahiptir. 

Ambarseki

Karaburun ilçe merkezinin doğusunda yer alan Ambarseki Köyü, geçmişte sadece Türklerin yaşadığı sanılan köylerden biridir. Zira Karaburun Şer’iye Sicilleri’nde yabancılarla ilgili bir kayıt bulunmamaktadır. Nüfusu 1891 yılında 233, 1935 yılında 309 kişi olarak görülmektedir. Bugünkü nüfusu ise 252’dir. Ambarseki ilçe merkezine 4 kilometre uzunluğundadır. Ambarseki’nin verimli topraklarında nergis yetiştiriciliği, bağcılık ve buna paralel olarak ev şarapçılığı, zeytin ve zeytinyağcılığı yapılır. Orman alanlarından özel izinlerle toplanan ‘’defne’’ çalılarından yılda yaklaşık 30 ton defne yaprağı ayrılır ve satılır. Köyde geleneksel el sanatlarından sepetçilik, yaşlı ustalar ve onlardan öğrenmeye çalışan gençler sayesinde hala yaşatılıyor. Son yıllarda dışarıdan gelenlerle kalabalıklaşan köyde, ev pansiyonculuğu hızla geliştiriliyor.

Saip

İlçe merkezine 3 kilometre uzaklıkta bulunan 220 nüfuslu Saip, tarihi geçmişi çok eski yıllara uzanan ve sahip olduğu iskelesi ile (Saipaltı) nedeniyle de eskiden çok önemli bir ticaret merkezi olan bir köydür. Geçmişte Rumlar ile müslümanların bir arada yaşadıkları köylerden biri olan Saip’in nüfusu 1891 yılında 385 ve 1935’te 391 olarak kayıtlıdır. Genellikle ticaret ve hayvancılıkla uğraşılan köyün ahırları, o dönemde, şimdiki Karaburun ilçe merkezinin bulunduğu yerde olduğu için burası “Ahırlı” olarak anılmaktaydı. Saip’te tarım ve hayvancılık önde gelen ekonomik değerlerdir. Denize kıyısı olması nedeniyle balıkçılık da yapılmaktadır. Saip köyü içinde bulunan çok sayıda tarihi ev, gezilmesi gereken tarihi bir cami bulunuyor. Köy, Karaburun merkezinin Ahırlı olarak bilindiği yıllarda bölgenin merkezi idi. İskelenin karşısındaki iki adanın ismini “Büyük Saip” ve “Küçük Saip” olmasının nedeni budur. 

Saip Köyü’nde aşağı köy mahallesinde “Mahkeme altı” denilen bir yer vardır. Aynı mahallede ortaklaşa şarap üretilen yekpare taştan yapılmış, üzüm sıkılarak şıra elde etmek için taş yapı bulunmaktadır. Köyü yukarı kısmında ise mübadele öncesi Rumları’na ait bir kilise yıkıntısı bulunuyor. 

Bozköy

Bilinen geçmişi itibariyle yarımadanın en eski köylerinden biri olan Bozköy (eski adıyla Boz) günümüzde en çok göç veren ve yaşlı nüfusun çok yoğun olduğu bir köydür. Kayıtlara göre Türkler ile yabancıların birlikte yaşadığı köylerden biridir. Bozköy’de çok özel taşlar kullanılarak inşa edilmiş tarihi evler, çeşme, cami ve çok eski mezar taşlarına sahip bir mezarlık yer alıyor. Tarımsal açıdan yaşadığı değer ve doğal güzellikleriyle Uzundere Vadisi mutlaka görülmesi gereken yerlerden biridir. Akça Kilise mevkii ise tarımsal değeri yanında çok güzel koyları ve plajlarıyla önemli turizm potansiyeline sahiptir. Bölgede Akdeniz Foku mağarası da bulunuyor. Nergis ve sümbül köyün en önemli ürünleridir. Narenciye, zeytin ve hayvancılık köyün önemli geçim kaynaklarını oluşturur. Eskiden yarımadanın en önemli bağcılık merkezlerinden biri olan Bozköy’de bağcılık yeniden canlandırılmaya çalışılıyor. Köyün Karaburun’a uzaklığı 7 kilometredir. 

Tepeboz-Yeniliman

Tepeboz ve Yeniliman, geçmiş yıllarda neredeyse yalnızca yabancıların yaşadığı yerleşim yerlerindendir. Köyde Türkler’e ait kayıtlara da rastlanmakla birlikte Türk sayısı çok azdır.

Özellikle Yeniliman’ın bir iskeleye sahip olması nedeniyle köyün en önemli bir ticaret merkezi olduğu bilinmektedir.

1923 yılında 19 hane olarak kayıtlarda yer alan köyde 3 hane ve 15 nüfus bulunuyordu. Halkının büyük bölümü tarım ve balıkçılıkla geçinen köyün bugünkü 357’dir.

Tepeboz’un Karaburun’a uzaklığı 8 kilometredir. 

Hasseki

Karaburun ilçe merkezine 12 kilometre uzaklıkta bulunan 91 nüfuslu Hasseki yarımadanın bilinen en eski köylerinden biridir. Geçmişteki adı Hisarseki’dir. Kayıtlara göre Türk ve Rum halklarının birlikte yaşadığı ve o yıllarda Türkler’in çoğunluğu oluşturduğu nüfuslu göçlerle azalmıştır. Köyün ana geçim kaynağı zeytincilik ve hayvancılıktır. Denize kıyısı olması nedeniyle bölgede dalyan balıkçılığı da yapılıyor.

Salman

İlçe merkezine 24 kilometre uzaklıkta, denizden 150 metre yükseklikte 119 nüfuslu tarihi bir köydür. Köy halkı geçimini tarım ve hayvancılıktan sağlamaktadır. Keçi yetiştiriciliği gelişmiştir. 

İnecik

Karaburun’a 13 kilometre uzaklıktadır. Tarihi 1500’lü yıllara kadar uzanır. Köyün yerleşimi ise geçmişte köyün tarihi camisinin bulunduğu meydana bağlı olan sokaklara uygun olarak düzenlenmiştir. 

İnecik, Kösedere ve Eğlenhoca köyleri ile bir sac ayağı oluşturur. 

Geçmişte bölgenin en kalabalık köyü olduğu halde 1970’li yıllarda kentlere doğru yoğunlaşan göç İnecik Köyü’nü de etkilemiştir, İnecik üç köyün içinde nüfusu en az köy haline gelmiştir. 

İnecik doğal ve mimari dokusunu korumaya çalışan köylerden biridir. Kuzeyindeki Değirmentepe çam ağaçları ile kaplıdır. Tepenin doğusundaki Ayvaz Boğazı’ndan Uzunada ve iç körfez görünür. Tepenin batısında ise Ege Denizi uzanır. 

Köyün geçimi tarım ve balıkçılığa dayalıdır. Köydeki bağlardan elde edilen üzümler, sofralık üzüm olarak ve pekmez üretiminde değerlendirilir.

Bol miktarda zeytin ve incir ağacı da bulunmaktadır. Bardacık cinsi inciri çok ünlüdür.

Kaynarpınar İskelesi sayesinde balıkçılık da köyde önemini korumaktadır.

Kösedere

Karaburun İlçesi’nin en büyük köylerinden biri. Eski adı Ağalarseki’dir. Bütün Karaburun köyleri gibi denize uzak kurulmuştur. Sahile 3 kilometre uzaklıktadır.

Eğlenhoca, İnecik köylerine yakındır. İskele olarak Kaynarpınar İskelesi’ni kullanır.

Boyabağı, Aşağı Boyabağı ve İçmekıyısı koylarında yerleşim vardır. Şu anda tarım yapılmayan Ovacık Yaylası 1970’li yıllardan önce köy nüfusunun yarıdan fazlasını yaz aylarında göçtüğü, 1000 dekar tarım arazisi olan bir yerdi. Ve bu yaylada üzüm bağı vardı.

Hurma zeytin yörenin özgün bir ürünü, ekolojik şartlarda dalında tatlılaşan bir sofralık zeytin türüdür.

Bazı kaynaklara göre hurma zeytin dünyada sadece Karaburun Yarımadası’nda yetişmektedir. Lezzeti tüm zeytin çeşitlerinden farklıdır.

Kösedere mutfağı çok çeşitlidir ve yörede bu yemek çeşitleri ünlüdür. Kösedere mantısı, Masır böreği, Çullama, Zıngata, Bazına, Cizlembe, Kabak Çiçeği Dolması, Çiğ Sarma, Etli Sıra, Pirinçli Mantar Böreği, Öküz Köftesi, Peynirli Pide, Katmer, Puf Böreği, Körmen Köftesi, Fırın Böreği bu çeşitlerden bazılarıdır.

Peynir çeşitlerinden Kopanisti, tatlılarda Söndürme (Höşmerim), Damat Tatlısı, Oklavadan Sıyırma ve Ev Baklavası yörenin en beğenilen yiyecekleridir. Köy çevresinde yöre halkının yemek ve çay olarak yararlandığı birçok ot ve maki türü vardır. Bunlar arasında Gelincik, Turp otu, Hardal, Radika, Sinirli, Sıra (Arapsaçı), Labada, Dilfincan, Sarmaşık, Görek, Daladiken (ısırgan otu), Ebe Gümeci, Şefket-i bostan, Semizotu, Tarhana otu, Körmen, Deniz koruğu, Deniz börülcesi, Kapari sayılabilir.

Itırlı bitkilerden Kekik, Geyik Elması (boş yaprağı), Adaçayı, Defte, Mersin ve Yaban çileği bölgede yaygındır.

Sarpıncık

1800’lü yıllarda kurulan Sarpıncık Köyü, yarımadasının batısında yer alır. Karaburun ilçe merkezine uzaklığı 12 kilometredir. 45 haneli köyde 259 kişi yaşamaktadır.

Köy halkı geçimini hayvancılık ve zeytincilikle sağlar.

Köyün sahilinde kurulu olan ve toprak yol ile ulaşılan Sarpıncık Feneri, ilginç görünümü ile hem fotoğraf sanatçıları hem de trekking yürüyüşçüleri için görülmesi ve gidilmesi gereken yerlerden biridir. 1938 yılında inşa edilen fenerin çevresindeki, Ege Denizi’ne hakim yamaçlarda günbatımını izlemek ise bir ayrıcalıktır.

Sazak

Mübadele öncesinde daha çok Rumlar’ın yaşadığı köyde zeytincilik, bağcılık ve şarapçılık gelişmiştir. Köy 1923 yılında terk edilmiştir.

Şiddetli bir depremin ardından tamamen yıkılan köye karayolu ulaşımı yoktur.

Ancak yürüyerek anayoldan 15 dakikada ulaşılmaktadır.

Eğlenhoca

Haklı tarım, hayvancılık ve bağcılıkla geçinen yarımadanın en büyük köylerinden biridir.

250 haneli köyde 541 nüfus yaşamaktadır. 1505 yılında kurulduğu bilinen ve bölgenin en eski köylerinden biri olan Eğlenhoca da görülmesi gereken tarihi ve doğal değerlere sahiptir.

Parlak

Parlak Köyü Boynak köyü olarak da bilinir.

Köyün binaları genelde taş evlerdir. Köy, 5 kilometre ötede sahil kesimindeki koyu Badembükü ile ünlüdür.

Pansiyonculuğun gelişmeye başladı köyün mutfağında güveçte kuzu kapama, yoğurtlu katmer, lor böreği, patlıcan böreği, enginar dolması, kabak çiçeği dolması, fava, lor tatlısı, sündürme gibi yemek ve tatlılar ün yapmıştır.

Parlak köyü yakınlarında ayrıca keklik üreme sahası da bulunmaktadır.

Küçükbahçe

Küçükbahçe, yarımadanın Ege Deniz’ine dönük yüzünde bulunan bir köydür. Henüz sayfiyecilerin tam anlamıyla keşfetmediği bölge beton yapılaşmalardan uzak doğa ile içi içe bir Anadolu köyü görünümündedir.

Güneye giden sahil yolunda Ildır’ı ve Çeşme’ye, kuzey giden yol ile Karaburun’a bağlanır.

Yakınlarında bulunan 1212 metre rakımlı Akdağ, dağcılık ve kampçılık için idealdir.

Bölge ayrıca av üretim sahasıdır. Beldenin başlıca geçim kaynağı mandalin, zeytin, enginar üretimi ve balıkçılıktır.

Küçükbahçe Osmanlı döneminde Rum korsanların tehditleri nedeniyle iç kesimlerde, bir tepenin yamacında kurulmuştur. 1970’li yıllarda meydana gelen depremin ardından evlerin çoğu yıkılmış ve daha sonra yapılan evler sahile yakın yerlere inşa edilmiştir. Burada Denizgiren adı verilen yerleşim yeri oluşmuştur.

Küçükbahçe’de yaklaşık 750 kişi yaşamaktadır. 2 kilometrelik sahil şeridinin güzelliği nedeniyle bölgede yaz nüfusu artmaktadır.

Yaylaköy

Karaburun ilçe merkezinden 10 kilometre uzaklıkta denizden yaklaşık 1000 metre yükseklikte engebeli bir arazi üzerindedir.

Yarımadanın tek dağ köyüdür. Kuruluş tarihi kesin olarak bilinmemekte birlikte, 1400’lü yılların başında Şeyh Bedrettin İsyanı’nın bastırılmasından sonra Türkmen aşiretlerinin bölgeye gelerek göçebe hayatı yaşadıkları daha sonra da Yaylaköyü yerleşim yeri merkezi olarak kabul edip yerleştikleri bilinmektedir.

Köydeki cami çeşme ve mezar taşlarından, ayrıca yaşlı kişilerden öğrenildiğine göre köyün kuruluşu 400 yıl öncesine dayanmaktadır.

Doğal yapısı dağlık olup bitki örtüsü araziye uygun küçük çalılardan ibarettir.

Yaylaköylüler genellikle hayvancılıkla uğraşır. Mayıs ayında Kırkım adı verilen törenlerle keçilerin tüyleri kesilir. Kazanlarda yemekler pişer. Kırkım sahibi şölen adı verilen ve 6 bin yıllık geleneğe uygun olarak misafirlerini ağırlar.

Ayrıca burada keçinin ilk sütüne kımız adı verilir. Yaylaköy’de, yılın belirli dönemlerinde üretim fazlası zeytinyağından sabun yapılır.

Tepedeki düzlük kırkım ve sabun yapımı için kullanılırken, aşağıdaki düzlükte büyük çeşme ve eski mezarlık yer alır. Köy mutfaklarında et ve süt yemekleri çoğunluktadır.

Mordoğan

Karaburun ilçesine bağlı Mordoğan beldesi, İzmir il sınırları içinde İzmir- Karaburun yolu üzerinde İzmir’e 80 kilometre mesafede yer alır. Doğuda Ege Denizi ile sınırlı, kuzey ve batıda Karaburun, güneyde Balıkova ile komşudur. Akdeniz ikliminin etkisi altındadır. Yaz aylarının sıcağını Ege’den esen imbat rüzgarları biraz olsun serinletir. Eğimli ve düz alanlarda zeytinlikler, ovalarında ise nergis bahçeleri ile tarım alanları yer tutar. Toprak özelliklerine bağlı olarak maki-funda ve çam ağaçları bulunur. Bölgenin iklimi, aromalı bir yapıya sahip olan defne yaprağı, kekik gibi bitkilerin yetişmesine de olanak verir. Kuzey ve batı yönünde uzanan kıyıları ve göz alıcı koy manzaralarıyla izlemeye değer bir görsellik keyfi yaşatır.

Mordoğan M.Ö 4. yüzyılda, “Mimas” ismi ile kurulmuştur.

Mordoğan’a özgü en güzel mitolojik öykülerden birisi, Narkissos efsanesidir. Efsaneye göre, 78 çeşit mor çiçek bulunan, mitolojide Çiçek Tanrıçası Flora’nın bahçesinin de içinde olduğu yerde, Irmak Perisi Nana, pınarda yıkanıp, ağaçların gölgesinde yatarmış. Her zaman güzel bir oğlan çocuğu olmasını isteyen bakire Nana’nın bu isteği, bir gün tanrılar tarafından kabul edilir ve dünyalar güzeli bir erkek doğurur. Adını, Narkissos koyar. Zaman geçer, Narkissos büyür, yakışıklı bir delikanlı olur. Narkissos yakışıklılığı ve asil duruşu ile çevresindeki herkesi kendisine hayran bırakan bir gençtir. Hiçbir periye “yüz vermeyen”, ormanda kendi kendine dolaşmaktan hoşlanan bir kişiliği vardır. O zamanlar Ekho adında dünyalar güzeli orman perisi vardır. Öyküye göre orman perisi Ekho, Narkissos’a karşılıksız bir aşkla tutulmuştur. Bu aşkın acısıyla eriyip giden Ekho’nun öcünü ise aşk tanrıçası Afrodit, Narkissos’u kendisine aşık ederek alır. Tanrıların, “Başkalarını sevmeyen, kendini sevsin’’ diye cezalandırdığı Narkissos, bir gün yine ormanda dolaşırken bir pınarın suyunda kendi aksini görür ve donup kalır. Kendi yansımasına aşık olmuştur. Zaman geçtikçe bundan zevk alır. Hem de acı duymaya başlar. Sonunda bir gün o da Ekho gibi eriyip yok olur ve Narkissos’un yerine “kendini beğenme felsefesi”nin adını aldığı “Nergis” çiçeğinin yeşerdiğine inanılır. Mordoğan’ın kırlarında nergis olarak yaşayan Narkissos, tıp biliminde kendini beğenmişlik hastalığı olarak adlandırılan narsizme de ismini vermiştir.

Tarihi ve doğal güzellikleri, Mordoğan’ın yerli ve yabancı turistler tarafından giderek tercih edilmesini sağlayarak turizm sektörünün gelişmesine neden oldu. Bölge tarihi doku olarak zengin bir yapıya sahiptir. Ayşe Hatun Camisi, Rum köyleri, çeşmeleri ve yel değirmenleri, Mordoğan’ın önemli değerleridir. Bölgeye has “hurma zeytin”, ”sümbül”, “nergis”, “enginar” mevsimlerine göre yetiştirilmekte, ticareti yapılmaktadır.

Mordoğan’da bir tanesi şehir merkezinde olmak üzere Kocakum, Ardıç ve Ayıbalığı plajları bulunmaktadır. Ayrıca bölge içerisinde beş adet küçük ölçekte plaj, halkın kullanımına sunulmuştur.  

Kaynak: https://www.karaburun.bel.tr/tr/detay/hakkinda/116

İlgili Haberler


Benzer Haberler & Reklamlar


Arkeolojik Haber