Umuroğulları: Umuroğulları Beyliği

Umuroğulları veya Umuroğulları Beyliği kimlerdir? Umur bey kimdir?

Umuroğulları:

UMUROĞULLARI BEYLİĞİ

Prof. Dr. Zerrin Günal (İstanbul Aydın Üniversitesi Öğretim Üyesi)

XIII. yüzyıl sonlarında Anadolu’da ortaya çıkan çok sayıda Türk beylikleri arasında Umur-Han Beyliği adıyla tanımlanan bir beylikten birkaç araştırmacının bahis konusu ettiği görülmektedir . Beyliğin tarihi öteki birçok kısa ömürlü beylik gibi karanlıklar içinde kalmış ve hatta kaynaklarda açık bir şekilde Umur-Han Beyliği tanımı da yer almamıştır.

Çağdaş Bizans tarihçileri Pachymeres ve N. Gregoras’ın eserlerinden Amourios ve oğullarının faaliyetleri hakkında geniş bilgi edinilirken, Amourios’un Türkçe Umur (ya da Emir) olabileceğinden hareketle bu beyliğin adını sadece Umur Beyliği veya Umuroğulları Beyliği şeklinde tanımlamak yerinde olacaktır. Bunun yanı sıra beyliğin Candaroğullarının Kastamonu’yu ele geçirmesinden sonra, bu bölgenin sahibi olan Çobanoğulları Beyliği’nin Bolu, Gerede ve Göynük civarında kısa bir süre hüküm sürmüş bir kolu olduğu anlaşılmaktadır.
Umuroğulları Beyliği hakkında en geniş bilgilere çağdaş Bizanslı tarihçi Pachymeres’in eseriyle ulaşmaktayız. O, Bizans İmparatoru II. Andronikos’un 1302 yılında bir taraftan Amourio, bir taraftan Laminse ve öte yandan Osman’ın saldırılarıyla zor duruma düştüğünü kaydederken, ilk defa olarak Amourio’dan (Umur Bey) bahsetmektedir . Araştırmacılara göre Türkçesi Umur veya Emir olan Amourio, Çobanoğullarından Muzaffereddin Yavlak Arslan’dır .

Pachymeres , 1302 yılının Temmuz ayının 27nci gününde Nicomedia (İzmit) yakınında Bafaeum(Bapheus=Yalak Ovası) civarında Osman Bey’in sayıları binleri bulan çoklukta kuvvetleriyle aniden ortaya çıkarak Bizanslılara saldırdığını yazarken bu bahsi birdenbire keser ve Amourios ile oğulları hakkında bilgi vermeye başlar. Bunun sebebi 1302 yılında Paflagonya’da önemli bir güç haline gelen Amourios yani M. Yavlak Arslan’ın oğlu Ali Bey’in Bafaeus savaşında önemli rol oynamasıdır.

Pachymeres[1]’e göre Ali Amourios (Hales Amurius), uzun süre Bizans elinde esir kalmış olan kardeşi Nasıreddin (Nastratio)[2] ile birlikte, Kastamonu Türklerini kendilerine bağlayıp, Bizans arazilerine akınlar düzenlediler. Böylece deniz kenarındaki bölgelerde ve Sakarya’nın öte tarafında daha iç kısımlara yayılarak buralarda kendilerini kabul ettirdiler. Ali Bey nüfuzunun gittikçe arttığı bir sırada Sultan II. İzzeddin Keykavus’un savaşta yenilen oğlu Melek Masour[3]’u öldürdü. Böylece Ali Bey’in itibar ve şöhreti arttı. Melek Masour (Melik Mesud), tahtından olan babası II. İzzeddin Keykavus’un kaderini paylaşarak onunla birlikte Enez’den Kırım’a gitmişti. Babasının ölümünden sonra Karadeniz’i geçerek Kastamonu (Thymaenam)’ya geldi ve Moğol Hakanı Argun Han’a hediyeler sunarak onun teveccühünü kazanmayı başardı. Böylece babasının geçmişte sahip olduğu yerlerin hâkimi oldu. Bölgenin Türk emirlerini kendi rızalarıyla veya zor kullanarak itaat altına aldı. Amourios (M. Yavlak Arslan) ise Moğollar ile görüşerek onlardan askerî yardım temin etti ve Mesud’a karşı mukavemete başladı. Bu durum karşısında Mesud, karısı ve maiyeti ile birlikte kaçmaya mecbur kalarak Bizans imparatorundan sığınma talebinde bulundu. Mesud, ilk önce Ereğli(Karadeniz Ereğlisi)’ye oradan da İstanbul’a geldi. Fakat bu sırada Nif’te bulunan imparator, Mesud’dan yanına gelmesini istedi. Bunun üzerine Mesud karısını[4]

İstanbul’da bırakarak imparatorun emrindeki bir memurun refakatinde Nif’e doğru yola çıktı. Ancak yarı yolda Edremit’te iken imparatorun yanına gitmesinin hiçbir olumlu netice vermeyeceğini anladı. Bu sebeple ülkesine geri döndü ve hatta eski gücünü fazlasıyla elde etti (1292)[5].

Bu gelişmeler karşısında Ali’nin babası M. Yavlak Arslan (Amourios). Mesud’a karşı mukavemetin boşuna ve tehlikeli olacağını düşünerek, beraberinde yedi oğlu ve hediyelerle birlikte Mesud’un huzuruna giderek itaatini arz etti.  Fakat Mesud, hediyeleri kabul etmesine rağmen eski kinini hatırlayarak onu ve ailesini hemen orada öldürttü. 

M. Yavlak Arslan Mesud’un ayakları önüne düşerek yuvarlandı (1293)[6]. Melik Mesud tarafından ailesi kılıçtan geçirilen Ali Bey, intikam almaya karar verdi. Bunun için birçok Türkle birleşerek bir asi gibi Mesud’un topraklarını tahrip etmeye başladı. Mesud, Ali’ye karşı harekete geçti. İkisi arasında yapılan teke tek mücadelede Ali Bey atından düşen Melik Mesud’u kılıçlayarak öldürdü. Bu olay Ali Bey’in şöhret ve itibarını arttırdı ve bundan sonra ismine ek olarak babasının adıyla anılmaya başladı (1295)(7).

Öte yandan devrin Arap kaynaklarından El-Ömeri[8], Bolu sultanın ilinden bahsederken şehrin sahibinin adını vermeden bu yerin Süleyman Paşa ilinin (Candaroğlu Süleyman Paşa) batısında yer aldığını belirterek, Gerede memleketini Şahin İli olarak tanımlamakta ve bu şahsın kimliğini de açıklamamaktadır. Göynükhisar (Torbalı)’ın ise Emir Umur İli olduğunu askerinin 3000 atlı olduğunu kaydetmektedir. Buna göre 1330 yıllarında Kastamonu’da Candaroğulları Beyliği hâkim iken Gerede, Bolu ve Göynük’te başka bir beyliğin hüküm sürdüğü El-Ömerî’de Emir Umur olarak adı geçen şahsın babasının adıyla anılan Ali Bey veya onun neslinden gelen biri olduğu anlaşılmaktadır[9].

N. Gregoras[10] 1300 yılı başlarında Anadolu’nun durumundan bahsederken Sakarya Nehri’nden Paflagonya’ya kadar olan yerlerin Amourios’un oğulları arasında paylaşıldığından söz eder. Buna göre Çobanoğlu Muzaffereddin Yavlak Arslan’ın ölümü üzerine hayatta kalan oğlu Ali Bey ve kardeşi Nasıreddin Mahmud ülkeyi aralarında paylaştı. Ali Bey, Bolu, Gerede taraflarında Sakarya Nehri’ne kadar olan bölgede etrafına topladığı Türklerle özellikle Bizans’a karşı akınlarda bulundu. Kardeşi Nasıreddin Mahmud Bey ise Kastamonu’da kaldı. Ancak onun buradaki hâkimiyeti kısa sürdü. Kastamonu, Candaroğlu Süleyman Paşa tarafından 1304 yılından sonra muhasara edilerek ele geçirildi. Nasıreddin Mahmud Bey de öldürüldü. Böylece Süleyman Paşa Candaroğullarının beylik merkezini Kastamonu’ya taşıdı11].

Ali Bey’in ise Mesud’u öldürmesiyle itibarı arttıktan sonra büyük kuvvetler toplayarak Bizans arazisine saldırdığı görülüyor. Ancak bölgede İmparator Mikhael tarafından ağaç gövdelerinden yapılmış tahkim yerleri bulunuyordu. Bu sebeple savunma konumuna geçmek zorunda kaldı.  Bir süre sonra Sakarya Nehri yatak değiştirince istihkâmlar bir işe yaramaz oldu, muhafızlar buraları terk etmek zorunda kaldılar. Nehir tekrar eski yatağına dönmekle birlikte etrafı çamurlu bırakmıştı ve artık suyun derinliği azaldığından geçit verdiği yerler ortaya çıkmıştı. Ali Bey, Bizans’a karşı barış yanlısı bir tutum sergilemekle birlikte bu sırada Osman Bey’in Nicea (İznik) yakınındaki başarısı onu oldukça etkiledi. Böylece kendisinin imparatora karşı sürdürdüğü barışçı tutumun küçümsenemeyecek bir lütuf olduğunu düşündü. Zira Osman Bey, Nicea yakınında (Telemaea) Bizans ordusu ile karşılaştığında Bizans ordusunun başında bulunan Muzoloni’nin kuvvetleri aniden hücum ederek Türkleri dağlık alana doğru kovalamış, fakat Türkler bu kesimi tutarak, oklarla Bizanslılara hücum etmişlerdi. Takip ettikleri Bizanslıların etrafını çevirerek mücadele eden Türkler, Bizans kuvvetlerine hiç ummadıkları bir yenilgi tattırmışlardı. Bu başarı Osman Bey’i cesaretlendirip, Türkleri gururlandırmış, Osman Bey’in askeri kuvvetlerinin sayı bakımından artmasına sebep olmuştu. Bu artış, hem başka Türkleri komşu bölgelerden kendi yanına müttefik alacak ve hem de akınlarını daha da ileri götürmek için yardımcı kuvvetler sağlayacak bir düzeyde idi. Bu durum Ali Bey’e de gurur verdi ve onun Bizans’la olan anlaşmasını ortadan kaldırmasında etkili oldu. Çünkü ona göre askerlerini Bizans ganimetlerinden uzak tutmak dayanılmaz gözüküyordu. Nitekim Osman Bey tarafından getirilen ganimeti büyük bir istekle kabul etti. Bu suretle Osman Bey, Paflagonya’dan aldığı yardımcı kuvvetlerle Bizans ordusuna karşı koyabilecekti. Derhal yürekten savaşmaya hazır olan Umuroğulları askerlerini,  kendi kuvvetleriyle bir araya getirdi. Bu noktada bütün halinde güçlü bir orduya sahip oldu. Karşısında Muzolini’nin kuvvetleri yer alıyordu. İçlerinde hemen hemen 2000 askerlik Alan kuvveti de vardı. İki ordu savaşa girişti. Nikomedia yakınında Bafaeum denilen yerde meydana gelen bu savaşta Bizanslılar kesin bir yenilgiye uğradılar. Birçoğu kaçtı. Muzoloni’nin bu yenilgisi yaz hasatında oldu (27 Temmuz 1302)[12).

Ali Bey’in askerleriyle Osmanlı ordusuna verdiği destek sonucu Osmanlı Beyliği, Bizans’a karşı ilk zaferini kazanmıştı. Ancak onun hakkında kaynaklarda 1304 ilkbaharında Moğol elçilik heyetinde yer alan Amurium adlı bir emirin Bizans İmparatoru Andronikos’dan Sakarya yanındaki nehirler arasındaki sahanın kendisi tarafından korunması karşılığında vergi vermesini istemesinden bahsedilmesi dışında başka bir bilgi edinemiyoruz[13]. Bu kayıt üzerinde Bizans-Moğol münasebetleri arasında yakınlaşma olunca Ali Bey’in Bizans hizmetine geçme eğiliminde bulunduğu ve II. Andronikos’tan Sakarya yanındaki araziyi talep ettiği şeklinde değerlendirmeler vardır.

Çobanoğullarının bir kolu olarak Göynük merkez olmak üzere Bolu ve Mudurnu’da 1293’den itibaren kısa süre hüküm süren Umuroğulları Beyliği, 1302 Bafeus (Koyunhisar) savaşında Osmanlılara verdiği askeri destek sonrası, Batı Anadolu Beyliklerine karşı Bizans’ın son çabalarının tükendiği 1314 yılından sonra Sakarya bölgesinden Bizans’ı baskı altında tutmaya devam etmiştir. Esasen Çobanoğullarının son kalıntı olan Umuroğulları beyliği bir taraftan Candaroğulları bir taraftan da Osmanlı Beyliklerinin baskısı altında kısım kısım taksim edilerek eritilmiştir denilebilir. Nitekim Sakarya’nın doğusunda bulunan Akyazı’nın 1317 yılında Osman Bey tarafından alındığı rivayet edilmektedir.

Osmanlı tarihleri[14]ne göre Göynük, Taraklı Yenicesi ve Mudurnu da Orhan Bey’in oğlu Süleyman Paşa tarafından takriben 1331-1332 yıllarında Osmanlı topraklarına katılmıştır.

Bu tarihe kadar Umuroğulları Beyliği Bizans karşısında bir uç beyliği vasfını korumuş, Osmanlı Beyliği ile müttefik ve onların Bizans ile mücadelesinde önde gelen destekçisi ve askeri güç kaynağı olarak Paflagonya bölgesinde Sakarya Nehri sularında bir kalkan, bir savunma duvarı vazifesi görmüştür. Bu itibarla, Osmanlı topraklarına ilk kez katılan beylik olmak özelliğini taşıdığı gibi 1402 sonrasında yeniden canlanmayan birkaç beylikten biri olmuştur.

***

Dipnotlar:  

1) Bkz. İ. H. Danişmend, İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi, C.I, İstanbul 1947, s. 11; İ. H. Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, I, Ankara 1982 s. 82.

2) Z. V. Togan, Umumi Türk Tarihine Giriş, I, İstanbul 1981, s. 317; Y. Yücel, XIII.-XV. Yüzyıllar Kuzey-Batı Anadolu Tarihi, Çobanoğulları, Candaroğulları Beylikleri, Ankara 1980, s. 47.

 3) G. Pachymeres, De Michaele et Andronico Palaeologis, II,  ed. I. Bekker (CSHB), 1835, s. 316; Muralt, Essai de Chronographie Byzantine, II, St. Petersbourg 1871, s. 481.

4)  O. Turan, Selçuklular Zamanında Türkiye Tarihi, İstanbul 1984, s. 613; Yücel, Beylikler, s. 47; H. İnalcık, “Osman Ghazi’s Siege of Nicaea and the Battle of Bapheus”, The Ottoman Emirate (1300-1389), ed. E. Zachariadou, Crete University Press, Rethymnon 1993, s. 81; ; bkz., E. A.  Zachariaodu, Pachymeres’e Göre Kastamonu’da Amourioi Ailesi, çev. Z.Günal, Tarih İncelemeleri Dergisi, XVI, İzmir 2001, s.225-238.

5)  A.g.e, II, s. 327.

6)  A.g.e., II, s. 327-329; ayrıca bkz., Turan, Türkiye, s. 583.

7)  P. Wittek (Menteşe Beyliği, Türkçe çev., O. Ş. Gökyay, Ankara 1986, s. 18 not 43) Phrantzes’in eserinde Gregoras’ın verdiği bilgileri aynen tekrarlarken Amourios’un oğullarının isimlerini Hasan ve Mehmed olarak kaydettiğini belirtmektedir. Ayrıca bkz., Nicephori Gregorae, Byzantina Historia, II (CSHB), Ed. L. Shopen, Bonnae 1855, s. 1200 not 215/1.

8)  Melek Masour’un II. Mesud ya da kardeşi Rükneddin Kılıç Arslan olduğu hususunda görüşler mevcuttur. Nitekim Pachymeres açık bir şekilde Ali’nin Melek Masour’u öldürdüğünü yazarken, Turan (Türkiye, s. 613), bu cümleyi Melik Mesud muharebede sultan İzzeddin’in oğlunu öldürünce Umur(Amur)’un cesareti arttı şeklinde aktarır. Aynı şahsı daha sonra Mesud’un kardeşi Feramurz olarak kabul eder ve onun atından düşerek öldüğünü bu durumda Melik Feramurz’un İstanbul’da kalan oğlu Alaeddin Keykubad’ın Anadolu’ya gelerek Sultan Mesud’un yerine geçtiğini yazar.

9) Mesud’un İstanbul’da bıraktığı karısı bir süre sonra yanına gönderilmiş, fakat kız kardeşi İstanbul’da kalmıştır. II. Andronikos onu bir rehine olarak alıkoymuş, daha sonra muhtemelen Karasili olan Melik İshak ile evlendirmeyi planlamıştır.

10)  II. Andronikos 1290-93 tarihleri arasında Anadolu’da bulunuyordu. O, ilk önce Sakarya istihkâmlarını teftiş etmek amacıyla Bitinya bölgesine gitmiş, daha sonra İznik ve Ulubat’ı ziyaret ederek Nif’e gelmiştir. Bu şehirde iki yıl kalmıştır. A. E. Laiou, Constantinople and Latins, Foreign Policy of Andronikos II 1282-2328, Cambridge 1972, s. 79. Bu bakımdan Mesud’un Bizans imparatorunun yanına gitme teşebbüsü 1292 tarihinde gerçekleşmiş olmalıdır.

11) Pachymeres, II, s. 842; Aksarayî (Müsameretül-ahbar, nşr., O. Turan, Ankara 1944, s. 170-171; eserinde Muzaffereddin Yavlak Arslan’ın ölümünü h.691/m.1291-1292 yılı olayları içinde göstermektedir. Turan (Türkiye, s. 610), Yavlak Arslan’ın 1292 muharebesinde öldüğünü yazmaktadır.

12) Pachymeres, II, s. 330, 844.

13)  Mesâlikü’l-ebsâr  fî memâlikü’l-emsâr, F.Taescher tabı, I.text, Leipzig 1929, s. 22.

14)  Ayrıca bkz., Gregoras, II, s. 1200 not 215 ve 1178 not 137/13.

15)  Gregoras, I, s. 215.

16)  Yücel, Beylikler, s. 58.

17)  Pachymeres, II, s. 330-335; Nicol, The Last Centuries of Byzantium, 1261-1453, London 1972, s. 134.

18)  Bkz., Pachymeres, II, s. 460; Laiou, Constantinople and Latins, s. 176.

19)  Aşıkpaşazade, Tevarih-i Al-i Osman, İstanbul 1332, s. 43; Hoca Sadedin, Tacüt-Tevarih, I, İstanbul 1279-80, s. 44.

KAYNAKÇA

Aksarayî Kerimüddin, (Müsameretül-ahbar, nşr., O. Turan, Ankara 1944.
Aşıkpaşazade, Tevarih-i Al-i Osman, İstanbul 1332, s. 43; Hoca Sadedin, Tacüt-Tevarih, I, İstanbul 1279-80.
Danişmend, İ. H., İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi, C.I, İstanbul 1947.
El-Ömeri, Mesâlikü’l-ebsâr  fî memâlikü’l-emsâr, F.Taescher tabı, I.text, Leipzig 1929
Gregorae, Nicephori, Byzantina Historia, II (CSHB), Ed. L. Shopen, Bonnae 1855.
İnalcık, H., “Osman Ghazi’s Siege of Nicaea and the Battle of Bapheus”, The Ottoman Emirate (1300-1389), ed. E. Zachariadou, Crete University Press, Rethymnon 1993, s. 77-103.
Laiou, A. E., Constantinople and Latins, Foreign Policy of Andronikos II 1282-2328, Cambridge 1972.
Muralt, E., Essai de Chronographie Byzantine, II, St. Petersbourg 1871.
Nicol, D. M., The Last Centuries of Byzantium, 1261-1453, London 1972.
Pachymeres, G., De Michaele et Andronico Palaeologis, II,  ed. I. Bekker (CSHB), 1835
Togan, Z. V., Umumi Türk Tarihine Giriş, I, İstanbul 1981.
Turan, O., Selçuklular Zamanında Türkiye Tarihi, İstanbul 1984.
Uzunçarşılı, İ. H., Osmanlı Tarihi, I, Ankara 1982.
Wittek, P., Menteşe Beyliği, Türkçe çev., O. Ş. Gökyay, Ankara 1986.
Yücel, Y., XIII.-XV. Yüzyıllar Kuzey-Batı Anadolu Tarihi, Çobanoğulları, Candaroğulları Beylikleri, Ankara 1980.
 


Benzer Haberler