Malazgirt Savaşı'nın gerçekleştiği döneme tarihlenen mezarlarda sürdürülen arkeolojik kazılar, yalnızca yeni buluntular ortaya çıkarmıyor; aynı zamanda savaşın insan hikâyelerine de ışık tutuyor. Antropolojik incelemeler, radyokarbon tarihlemesi ve antik DNA analizleriyle desteklenen disiplinler arası araştırmalar, "Selçuklu Şehitliği" olduğu değerlendirilen alanın tarihsel kimliğini bilimsel verilerle ortaya koymayı amaçlıyor.
Mezarlardan Laboratuvara Uzanan Bilimsel Yolculuk
Muş'un Malazgirt ilçesinde yürütülen arkeolojik kazılar, Anadolu tarihinin en önemli dönüm noktalarından biri olan Malazgirt Savaşı'nın izlerini bilimsel yöntemlerle araştırmaya devam ediyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğünün desteğiyle, Ahlat Müze Müdürlüğü ile Muş Alparslan Üniversitesinin ortaklığında 2020 yılında başlatılan "Malazgirt Savaş Alanının Tespiti, Tarihi ve Arkeolojik Yüzey Araştırma Projesi" kapsamında elde edilen insan iskeletleri, antropolojik incelemeler ve antik DNA analizleri için laboratuvarlara taşınıyor.
Araştırmalar, Malazgirt ilçe merkezine yaklaşık 7,5 kilometre uzaklıktaki Afşin Mahallesi'nde, "Selçuklu Şehitliği" olduğu değerlendirilen alanda yoğunlaşıyor. Arkeolog, antropolog, sanat tarihçisi ve tarihçilerden oluşan ekip, yüzey araştırmaları sırasında belirlenen mezarları sistemli biçimde kazıyor. Bu sezon tespit edilen 18 mezarda öncelikle çevre taşları ile baş ve ayak şahideleri belgeleniyor, ardından bazalt kapak taşları dikkatle kaldırılarak ana kayaya oyulmuş sanduka mezarlara ulaşılıyor.
Radyokarbon Sonuçları 11 ve 12. Yüzyılı İşaret Ediyor
Kazı alanı sorumlusu Uzman Arkeolog Muhammed Dolmuş, yürütülen araştırmalarda elde edilen karbon örneklerinin Malazgirt Savaşı'nın yaşandığı döneme işaret ettiğini belirtiyor. Bu sonuçların ardından çalışma alanı genişletilirken, 2022-2024 yılları arasında toplam 52 mezar ortaya çıkarıldı. Bu yıl ise 10x10 metrelik alanda sürdürülen kazılarda 18 yetişkin bireye ait mezar belirlendi.
Dolmuş'un verdiği bilgilere göre mezarların tamamında İslami defin geleneğine uygun gömü uygulamaları görülüyor. Açığa çıkarılan bireylerin yaklaşık yüzde 40'ını genç ve yetişkin erkekler oluşturuyor. Mezarların üst bölümünde çevre taşları ile şahideler yer alırken, 80 ila 110 santimetre derinlikte değişen sayılarda bazalt kapak taşları bulunuyor. Bu taşların kaldırılmasının ardından yaklaşık 40 santimetre derinliğinde ana kayanın oyulmasıyla oluşturulan defin alanı ortaya çıkarılıyor.
Kazılar sırasında antropologlar, iskeletlere ulaşılıncaya kadar tüm aşamaları ayrıntılı biçimde kayıt altına alıyor. Belgelenen kalıntılar daha sonra bilimsel analizler için laboratuvarlara gönderiliyor.
Antropoloji ve Antik DNA Analizleri Tarihe Yeni Veriler Sunuyor
Kazılardan çıkarılan kemikler önce Hacettepe Üniversitesi İnsan Davranışsal Ekolojisi ve Arkeometri Laboratuvarına ulaştırılıyor. Burada Prof. Dr. Ali Metin Büyükkarakaya'nın yürüttüğü incelemelerde bireylerin ölüm nedenleri, yaşları, cinsiyetleri ve hastalık izleri araştırılıyor.
İlk incelemelerin ardından kalıntılar Muş Alparslan Üniversitesi Selçuklu ve Malazgirt Uygulama ve Araştırma Merkezi bünyesindeki Antropoloji Laboratuvarı ile Antik DNA Laboratuvarı'na taşınıyor. Burada gerçekleştirilen antik DNA analizleri sayesinde bireylerin genetik yapıları ve olası akrabalık ilişkileri hakkında veriler elde edilmesi hedefleniyor.
Proje Koordinatörü Dr. Mehmet Sait Sütcü, bugüne kadar gerçekleştirilen radyokarbon analizlerinin iskeletleri 11 ve 12. yüzyıllara tarihlendirdiğini vurguluyor. Projenin dördüncü yılında yaklaşık 100 mezarın açılmasının hedeflendiğini belirten Sütcü, elde edilecek sonuçların söz konusu mezarlığın Malazgirt Savaşı ile ilişkisini bilimsel açıdan değerlendirme imkânı sağlayacağını ifade ediyor.
Her Kemik Parçası Ayrıntılı Olarak Belgeleniyor
Kazı ekibi, mezarlarda son derece hassas bir yöntem izliyor. Kapak taşlarının kaldırılmasının ardından yalnızca ince el aletleri ve küçük fırçalar kullanılarak santim santim ilerleniyor. Ortaya çıkarılan her buluntu dijital olarak kayıt altına alınıyor; fotoğraflanıyor, konumu belirleniyor ve ayrıntılı şekilde belgeleniyor.
Antropolog Mevhibe Elvan Öztürk, bu titiz yaklaşımın temel nedeninin kemiklerde bulunabilecek olası savaş travmalarını koruyabilmek olduğunu belirtiyor. İskeletler laboratuvara ulaştırıldıktan sonra yıkanıyor, anatomik dizilimlerine göre yerleştiriliyor ve kurutuluyor. Ardından hazırlanan ön raporlarda bireylerin yaş ve cinsiyetlerinin yanı sıra kafatası ve diğer kemiklerde savaşa bağlı olabilecek travmatik ya da patolojik bulgular ayrıntılı biçimde değerlendiriliyor.
Laboratuvar çalışmalarının tamamlanmasının ardından iskeletler, kayıt altına alınan mezar numaralarına uygun şekilde yeniden defin alanına yerleştirilecek. Böylece hem bilimsel araştırmalar yürütülmüş olacak hem de mezarların tarihsel bütünlüğü korunacak. Malazgirt'te sürdürülen bu disiplinler arası araştırmalar, yalnızca savaş alanının yerini belirlemeye değil, 1071'in insan hikâyelerini biyolojik ve arkeolojik veriler ışığında yeniden okumaya da önemli katkılar sunuyor.


Edirne Makedonya Kulesi Restorasyonu Tamamlandı
Kadim Anadolu'nun Sessiz Tanığı: Evciler Köyü
Antandros 2. Antik Fest, Kültürel Mirası Geleceğe Taşıyan Etkinliklerle Başladı
Norveç'te bulunan Orta Çağ yüzüğü arkeologlara göre tam bir rüya keşif!