İşte Kim Milyoner Olmak İster soru editörlerini yanıltan şey

İşte Kim Milyoner Olmak İster soru editörlerini yanıltan şey

Sık sık bilimsel konularda akıl tutulması yaşanan Türkiye'de popüler yarışma programında sorulan soru üzerine gündeme gelen yalama testi nedir? Fosil ile taşı yalayarak birbirinden ayırmak bilimsel yöntem mi? Arkeologlar bu yöntemi kullanır mı? Kim Milyoner Olmak İster" yarışmasındaki sorunun kaynağı neydi?

Yalama testi ya da dil testi bilimsel yöntem midir?

ATV'de pek çok ünlü isimden sonra son olarak Murat Yıldırım'ın sunuculuğuyla ekrana gelen "Kim Milyoner Olmak İster" yarışmasının 24 Kasım 2018 Cumartesi akşamı yayınlanan bölümünde "Hangisi arkeologların buldukları şeyin fosil mi yoksa sıradan bir taş mı olduğunu anlamak için kullandıkları yöntemlerden biridir" sorusu hem ilginç tartışmalara yol açtı hem de arkeoloji camiasını üzdü ve kızdırdı.

Her ne kadar soru da hatalıysa da arkeologların öfkesi sorudan çok cevap seçeneklerindeki mantıksızlığa (hatta komplo teorisyenlerine sorarsanız; kasıtlı olarak seçilmiş aşağılayıcı mantık kurgusuna) yönelikti.

"A- Saf suda bekletmek B- Köpeğe koklatmak C- Yalamak D- Üstüne idrar yapmak" şıklarınını bir araya getirmek ve doğru cevabın "yalamak" olması arkeloglara göre yanlıştı. Hatta arkeologların bu yöntemi kullandıklarını söylemek onları aşağılamaktı.

Tepkilere karşı makul bir açıklama ve özür yetecekken programın yapımcısı ATV Programlar Müdürü Mehmet Çam, ününden ve makamından beklenmedik bir üslûpla ukalaca çıkış yaparak, Türkiye'nin dünyaca saygın bilimadamlarının eğitimine dil uzatıp, "Okuduğunuz arkeoloji bölümleri akademik alanda İngilizce araştırma yapmaya yeterli değilse makalelerin çevirisini yollatabilirim" deme cüretini gösterdi. Ünlü arkeologlar, cahil cesareti ve densizlik olarak yorumladıkları bu cevaptan sonra Mehmet Çam'ı muhatap almak dahi istemediler...

Peki böyle bir yöntem var mıydı?

Arkeologlar bu yöntemi kullanıyorlar mıydı?

Evet böyle bir yöntem vardı ama arkeologlar kullanmıyordu.Nadiren paleontologlar ve doğa bilimciler  daha ziyade de fosil avcıları (defineciler de diyebiliriz) kullanıyordu.

Zaten modern arkeolojide özellikle de doğal kalıntı içeren arkeolojik bulgular son derece kıymetli ve hassas oldukları için mümkün olduğunca temas edilmeden laboratuvarlara gönderilmektedir. Yani değil "dil testi" onları parmakla tutmaktan bile mümkün olduğunca kaçınılmaktadır.

Yöntem bilimsel miydi?

Tartışmaya açık. Bir zamanlar bilimsel sayılıyorsa bile bugün bilimle yanyana getirmek dahi abes.

Peki bu soru nereden çıkmıştı?

Öncelikle söz konusu yöntemin adlandırılmasına göz atalım, daha sonra işin bilimselliğini analiz edelim ve soruyu doğuran hatalı algıyı izah edelim.

Olguya İngilizcedeki metinlerde iki ayrı terimle rastlıyoruz.

1- "Dil Testi (tükürük yöntemi) "tongue test /tongue testing"

2- "Yalama testi" (lick testing / lick test)...

Tongue test yani dil testi kavramı daha ziyade eski metinlerde lick test yani yalama testi kavramı ise daha ziyade yakın zaman metinlerinde kullanılıyor.

Dil testine aynı zamanda tükürük testi demek de mümkün. Test iki ayrı yöntemle yapılıyor ve iki ayrı olguyla sonuca varılıyor. Test ya dilin ucu bulunan cisme değdirilerek ya da ağızda ıslatılan parmak söz konusu cisme değdirileyerek uygulanıyor.  Test edilen maddenin üzerindeki ağız sıvısını emip emmediği ya da dile yapışıp yapışmadığına göre onun niteliği hakkında yorum yapılabiliyor.

Yalama testinde ile bulunan parça dille yalanıyor ve cismin tükürüğü emip emmediğine ya da cimin ağızda bıraktığı tada göre niteliği konusunda yorum yapılıyor.

Kavramlardan ilki konusunda bizim ulaşabildiğimiz en eski kaynak 1757 yılında İngiltere'de basılmış Doğal Fosil Tarihi.

Londra'da 5 Haziran 1717 yılında doğup 31 Mayıs 1791 yılına ölen İngiliz botanikçi, doğa bilimci, filozof , koleksiyoner ve antikacı Emanuel Mendes Da Costa'nın imzasıyla 1757 yılında basılan A Natural History of Fossils (Doğal Fosil Tarihi) adlı eserde yazar fosil araştırmacılarının sık sık ağızlarına müraacat etmelerini ve dillerini kullanmalarını tavsiye ediyor.... Eserin modern paleontoloji ve jeoloji araştırmalarında kıymeti harbiyesi nedir bilinmez ama tartışılan yöntemin 18. yüzyılda fosil avcıları ve jeologlarca uygulandığını göstermeye yetiyor.

İngiltere'de yakın tarihte basılmış (2011 Aralık) Jaenet Guggenheim ve Dr. Spencer G. Lucas imzalı Building the Triassic Exhibit from the Ground Up (Topraktan Gelenlerle Triyasik dönem Sergisi İnşa Etmek) kitabında da yöntem "son çare" olarak ve dikkatli olunması şartıyla öneriliyor.

Kitabın yazarlarından ilki fotoğrafçı ikincisi ise paleontolog. Paleontolog Spencer George Lucas,  New Mexico Doğal Tarih ve Bilim Müzesi'nde paleontoloji uzmanı olarak görev yapıyor, Meksika, Kosta Rika, Nikaragua, Jamaika, Kazakistan ve Gürcistan'da da palentolojik kazılara iştirak etmiş. Kitap adından da anlaşılacağı gibi müze sergisi oluşturma hakkında yazılmış New Mexico'daki Triyasik dönem bulgularını konu ediniyor...

Yazar Adrienne Mayor, 2005 yılında Amerikan yerlilerinin folklorik ögeleri sorguladığı Fossil Legends of the First Americans (İlk Amerikalıların Fosil Efsaneleri) adlı popüler kitabında bir Komançi savaşçısının atalarının bu yöntemi kullandığını söylediğini belirtiyor.

Yazar Sorcha Lang'ın 2012 yılında basılan ve hayli popüler olan Love in the Age of Dinosaurs (Dinozorlar çağında aşk) adlı romanında da dinozor avcılarından bahsederken bu yöntemi dilin kemiğe dokundurulması şeklinde anlatıyor.

Yani bırakın bilimsel kaynakları popüler metinlerde dahi arkeoloji ile bu testler yanyana gelmiyorlar...

Fosil Avcılarının sıkça rağbet ettiği fosil ve bloglarda dahi bu test konusundaki metinlerde bakın hangi ifadeler yer alıyor:

> "Paleontologlar bugün bile dil testinin modern bir versiyonunu kullanıyorlar. Çoğunlukla ilginç bir nesnenin, sıra dışı bir taştan ziyade bir kemik olup olmadığını belirlemek için hızlı ve kullanışlı bir yol olarak, alanda kemikleri yalarken yakalanabilirler. İPhone'lar ve CT taraması çağında, dil hala ara sıra en iyi araç!"

> "Paleontoloji hakkında yeterli miktarda bilgi sahibi olan kişilerin çoğu "yalama testi" hakkında bilgi sahibi olsalar da, parmağınızın ıslak olduğunda niçin bu gözenekli malzemeye yapıştığına dair gerçek bir açıklama bulamıyorum. Bunu açıklayan tek şey, sadece testin kendisini yeniden yorumlamaktır, örneğin "Çünkü gözenekli olduğu için" Tükürüğün parmağınızdan gözenekli malzemenin içine çekildiğini de duydum..."

> Bir dil testi bile deneyebilirsiniz. Bazı fosil kemiklerin gözenekli doğası, eğer onu yalarsanız, dilinize yapışmasına neden olur, ancak bunu denemek zorunda kaldığınızda, bir bardak suya sahip olmak isteyebilirsiniz."

> "Kemiğin içini görüyor musun? Sünger gibi görüyor musun? Bu iç kemik yapısının kalıntıları. Diliniz ıslak ve kayadan kemiği belirlemek için mükemmel bir araçtır. Dilin yapışırsa, bir fosil kemiğine sahipsin. Eğer yapmazsa, sadece gerçek rock şekeri tadı (kaya aromalı ... mmmmm!)."

> "Cesaretin varsa. Sen dene. Çalışıyor! Dinozor kemiklerini bulmak için kayalık uçurumları yalamak için etrafa dolanıp gitmediğini soruyorsun"

> "Kaya ya da fosilleşmiş ahşaptan farklı olarak, fosil kemiğinin dilinize bağlı kalması gerektiği (bazı şahısların kayaların tadının tadını çıkarmamasına rağmen) bir “Yalama testi” vardır"

> "Herbivor scat bir parçayı kırma ve hızla parçalanma eğilimi gösterdiği için, fosilleşme sürecinden nadiren kurtulur. Bu yüzden bulunan çoğu fosil, etoburlardan geliyor. Bunun nedeni onların kakaları. Kemikte bulunan aynı mineral olan kalsiyum fosfatta genellikle yüksektir. Bu mineral birçok biçimde ortaya çıkabilir. Sert ve yoğun veya yumuşak ve gözenekli olabilir. Buluntunun yumuşak ve gözenekli görünmesi halinde, sahada sıklıkla kullanılan hızlı bir test vardır. Dilinizin ucuna değecek şekilde dokunursanız ve yapışırsa, şansınız yüksektir... Eğer bunu yağacak kadar cesur değilseniz, yapışkan hissedilip hissedilmediğini görmek için ıslak parmaklarla da dokunabilirsiniz, ancak bu neredeyse eğlenceli değildir. Kalsiyum fosfat daha sert, daha yoğun bir form alırsa, “yalamak testi” işe yaramaz. Bazı durumlarda, mineral bileşimini kesin olarak tanımlamak için kimyasal analiz gereklidir.

> "Yalama testini son çare olarak kullanalım. Önce gözlerini kullan, sonra sertliği test et, sonra fosili dinle. Eğer hepsi başarısız olursa, o zaman yalamak testi yapabilirsiniz.”

Öte yandan bu testi yalama şeklinde tavsiye edenler bile zehirlenme olasılığına karşı dikkatli olunması gerektiğini hatırlatıyor....

Hal böyle iken gelelim Kim Milyoner Olmak İster Yarışmasındaki tartışmalı soruyu doğuran olası metne.

Öncelikle "Türkçe programın editörleri mi yoksa formatın asıl sahibinin editörleri mi hazırladı" sorusunu sormak gerekiyor. Eğer soru orijinal programa aitse ve Türkçe'ye tercüme edilmişse mantıkta hata yok. Uyarlama yapılmadığı ve aynen tercüme edildiği için hata yapılmış demektir. Ama soruyu Türk editörler hazırladı ise doğrudan büyük hata yapılmış ve çam üstüne Çam devrilmiştir.

Şimdi haklı olarak "neden Yeni Dünyalı editörler ile Türk editörlerin soruyu hazırlamış olması fark doğuruyor?" diyeceksiniz. Onun da cevabı aşağıdaki metinde yer alıyor.

Kim Milyoner Olmak İster editörleri muhtemelen soruyu şu popüler blogdan esinlenerek çıkartmışlardı.

Bloger Meet Buuz sitesinde (blog.buzzbishop) Kanada'nın Alberta Eyaletindeki Dinozor Eyalet Parkı ziyaretini anlatırken "yöntemin özellikle ilk nesil arkeologlar tarafından isteğe bağlı kullanılabilen bir yöntem olduğu" ifadesini kullanıyor.

Çünkü çok fazla antik dönem kalıntısı olmadığı ve kazılarda sık sık milyonlarca yıllık fosiller bulunduğu için Yeni Dünya ülkelerinde arkeoloji kavramı paleontoloji ile özdeş görülebiliyor. Bloger Meet Buuz'un paleontolojik bir alanı gezerken bu ifadeyi kullanması da bu yüzden son derece doğal.

Meet Buuz, yöntemin bilimsel sonuç vermese de bulunan şeyin ilk anda kemik mi yoksa taş mı olduğu konusunda bir önfikir veriyor ve  "Nedeni ise basit; topraktan çıkmış bir kemiği yalarsanız, kemiğin gözenekli yapısı nedeniyle diliniz yapışır. Fosil kemiği etrafındaki kayadan daha kurutucudur" diyor...

Ünlü yarışmanın editörleri de muhtemelen bu metnin ağına düşüyor. Onları yanıltan bu metin olmasa dahi bu mantıkla kaleme alınan benzeri metinlerdi.

Yöntemin bilimsel olup olmadığı konusunda ise hâlâ kafanız karışıksa size paleontoloji tarihinden meydan okuma da içeren oldukça manidar bir tarihi vaka ile veda edelim:

Tarihi Olayı, morethanadodo.com sitesinde Scott Billings'ten aktarıyoruz. "Tongue-testing fossils, Victorian-style" (Viktoryan tarzı fosil dil-testi) metninin orjinal halini (https://morethanadodo.com/2016/07/29/tongue-testing-fossils-victorian-style) adresinden okuyabilirsiniz. Blog Oxford Üniversitesi Doğal Tarih Müzesine (Oxford University Museum of Natural History) ait.

Olayın kahramanları ünlü jeolog ve paleontolog William Buckland ile Philippe-Charles (Philip Carel Schmerling).

Paleontolojinin kurucularından Philip Carel Schmerling 1829 yılında ilk Neanderthal fosili keşfeden bilimadamı. William Buckland ise resmi kayıtlara göre; 1824'te fosil parçaları üzerinden teşhis ettiği türden yola çıkarak dinozor adını ortaya çıkaran ilk bilim adamdır. Teşhis ettiği türe "Megalosaurus bucklandii" adı verilmiştir ve bugün Oxford Üniversitesi Müzesinde sergilenmektedir. William Buckland'ın dinozor kaşifi ünvanı tartışmaya açıktır ama biz konuyu dağıtmamak için detaylara girmeyelim.

Doğal Tarih Müzesi arşiv personeli Scott Billings, stajyer olarak çalışırken, kataloglanmamış yüzlerce William Buckland numunesi üzerinde çalışırken, çok sıradışı bir etiketle mağara ayısı toynağına benzer bir fosl parçası dikkatini çekiyor. Buckland'ın el yazısıyla yazılmış 'Cave Bear Liège' ve '234' sayısı ile etiketleme ona tuhaf geliyor. Çünkü benzer başka etiket yok!

Scott Billings konu hakkında hem düşünüyor hem araştırıyor. Talih ona gülüyor ve daha sonraki yıllarda 1832'de yayınlanmış  Lyell'in Jeolojisi İlkeleri (Lyell’s Principles of Geology) kitabının 234. sayfasında, kendisini şoke eden cümle ile karşılaşıyor: "Birkaç mağarada… Liège yakınlarında, Dr. Schmerling insan kemiklerini aynı çamurda buldu… ayı ve diğer… soyu tükenmiş türler."

Etiketteki gizemli '234' rakamı muhtemelen bu sayfa numarasını referans gösteriyordu ve bu çıkarım doğruysa numune Philippe-Charles Schmerling'in keşfettiği bir örnekti.

Durum böyleyse, bu fosil Buckland'ın elinde ne arıyordu?

Ödüllü Müze küratörü Scott Billings araştırmacılığının semeresini almayı sürdürüyor ve Schmerling'in bulgularını 1835'te Buckland'ın da bulunduğu bir grup doğa bilimciye sunduğunu keşfediyor:

Schmerling bulduğu insan kemiklerinin soyu tükenmiş hayvanların kemikleriyle aynı yaşta insan fosil olduğunu savunuyordu.

Buckland ise Schmerling'in iddiasını reddediyor ve "Bu hayvanlar insanın yaratılmasından önce yaşadılar ve öldüler. Bu kemikler soyu tükenmiş hayvan türlerin yanına sonradan gömülen  insan kalıntıları olarak açıklanabilir" diyordu.

Ünlü Fransız jeolog Élie de Beaumont'un da bulunduğu toplantıda Buckland tezinin doğru olduğunu ispatlamak için "dil testi" kullanıyordu.

Bir ayı kemiğini eline alan Buckland, onu dilinin ucuna koyuyor ve topluluğa gösteriyordu. Ayı kemiği Buckland'ın diline yapışıyordu.

"Bu bir fosil" diyen Buckland'ın teorisi basitti: Dile yapışırsa cisim bir fosildi; yapışmamışsa insan kemiğiydi!

"Şimdi sen diline yapışıp yapışmadığını kontrol et ve fosil olmadığını söyle!" diyerek meydan okuyordu.

Schmerling birkaç kez kemiği kendi diline değdirdi ama yapışmadı. Bir kaç kişi daha kemiği dilinde test etti ama kemik yine yapışmıyordu.

Diline yapışan fosil parçası ile kalabalığın ortasında oldukça tuhaf görünen Buckland'a göre dil testi ile fosillerin yaşını tespit etmek mümkündü. Bu 'dil testi' sözde kemiğin mineralleşmesi ile alakalıydı. Kemik dilinize yapışmışsa fosil denecek yaşta, yapışmamışsa fosil denilemeyecek kemikti.

Schmerling toplantıda resmen aşağılanmıştı. Ama zaman Buckland'ın değil Schmerlinghaklı olduğunu gösterecekti. Çünkü onun bulduğu kemik Neandertal insansı türüne ait bir fosil parçasıydı.

Buckland'ın iddialı dil testi inandığı kadar kusursuz değildi.

Buckland dil testi gösterisinden sonra bu kemiği cebine koymuş ve etikete  '234' yazarak, bu kemiği Liège'den Schmerling'e bağlamış olabilirdi.

Scott Billings, "Bu kemik gösterinin kalbinde yer alan kemik olsun ya da olmasın 19. yüzyılda paleontolog olarak yaşamanın kesinlikle sıkıcı olmadığını gösteriyor" diyor...

Hülasa: "Arkeolog" ve "Yalamak" kavramını yanyana getiren soru tahmin ettiğimiz metinden çıkmış olsun ya da olmasın, internetteki Yeni Dünyalı kalemlerden çıkan metinler , yarışmanın soru hazırlayan editörlerini yanıltacak yeterince bulguyu bünyesinde barındırıyor...

Zülfikar Emin - Arkeolojikhaber.com

İlgili Haberler


Benzer Haberler