Kudüs’ün Tarihi Su Kaynağı Süleyman Havuzları Tehdit Altında

İşgal altındaki Batı Şeria’nın Beytüllahim kentinde bulunan Osmanlı mirası Süleyman Havuzları, Oslo Anlaşmaları kapsamında Filistin kontrolündeki A bölgesinde yer almasına rağmen İsrail’in müdahale ve gasp tehdidiyle karşı karşıya. Yaklaşık 300 bin metreküp kapasiteli üç havuz, tarih boyunca Kudüs ve Beytüllahim’in önemli su kaynaklarından biri oldu.

Binlerce Yıllık Su Mirası
Beytüllahim’de yer alan Süleyman Havuzları, Kenan ve Roma dönemlerine uzanan geçmişi, Osmanlı dönemindeki düzenlemeleri ve Kudüs’ün su ihtiyacındaki rolüyle bölgenin önemli kültürel miras alanlarından biri olarak öne çıkıyor. 1990’larda imzalanan Oslo Anlaşmaları’na göre A, B ve C bölgelerinin kesişiminde bulunan alanın havuzlar bölümü Filistin kontrolündeki A bölgesinde yer alıyor.

Yaklaşık 300 bin metreküp kapasiteye sahip üç havuz, Filistin yönetimi tarafından çevresiyle birlikte yeniden ihya edilmeye başlandı. Ağaçlandırma ve çevre düzenlemelerinin yanı sıra havuzların karşısına geniş bir kongre sarayı da inşa edildi. Yapıda Osmanlı eserlerinin sergilendiği bir müze, toplantı salonları, çarşı ve farklı bölümler bulunuyor.

Ancak bölgenin Filistinlilerin hizmetine tam anlamıyla açılması, İsrail ordusunun düzenlediği baskınlar nedeniyle mümkün olamıyor. Son dönemde İsrailli aşırı sağcı bakanların da bölge üzerinde hak iddia etmesi, havuzların geleceğine ilişkin tartışmaları artırdı. Özellikle İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, bölgeye baskın düzenleyerek havuzların Filistin yönetiminden alınacağını ve İsraillilerin kullanımına sunulacağını ileri sürdü.

Osmanlı Döneminin İzleri
Filistinli araştırmacı Hasan Bireciyye, Süleyman Havuzlarının tarih boyunca Müslüman ve Hristiyan hacılara su sağladığını belirtiyor. Bölgenin Osmanlı döneminden kalma bir İslami vakıf arazisi olduğunu aktaran Bireciyye, havuzların adının da Kanuni Sultan Süleyman’dan geldiğini ifade ediyor.

Bireciyye’ye göre Kanuni Sultan Süleyman döneminde bölge yapısal olarak güçlendirilerek geliştirildi ve mevcut havuzlara ek olarak üçüncü havuz inşa edildi. Sultan III. Murad döneminde ise güvenliği sağlamak amacıyla havuzların yanına bir kale yapıldı. Bu nedenle bölgedeki yapılaşmanın önemli bölümünün Osmanlı dönemine ait olduğu vurgulanıyor.

Araştırmacı, İsraillilerin bölgeyi yasa dışı Efrat Yahudi yerleşimine dahil etmek istediğini ve Oslo Anlaşmaları sürecinde havuzların Filistin yönetimine bırakılmasını bir hata olarak değerlendirdiklerini belirtiyor. Bireciyye, Süleyman Havuzlarının Filistin halkının hafızasının ve özellikle Müslüman Filistinlilerin kimliğinin parçası olduğunu savunuyor.

1967’de Batı Şeria’nın işgal edilmesinden 1994’e kadar bölgenin İsrail kontrolünde bulunduğunu hatırlatan Bireciyye, bu dönemde havuzların ihmal edildiğini ve çöplüğe dönüştüğünü aktarıyor. Oslo sürecinin ardından Filistin yönetiminin bölgeyi temizleyerek yeniden yapılandırmaya başladığını belirten araştırmacı, bu gelişmenin İsrail’in bölgeyi ele geçirme arzusunu güçlendirdiğini ifade ediyor.

Sadece Su Değil, Kültürel Bir Havza
Süleyman Havuzları ve bölgede bulunan Kongre Sarayı’nın üst düzey yöneticisi George Bassous, yaklaşık 240 bin metrekarelik arazinin havuzların yanı sıra Murad Kalesi, su kaynakları ve kanalları barındırdığını belirtiyor. Bassous, Beytüllahim’in geçmişinin yaklaşık 5 bin 500 yıl öncesine uzandığını hatırlatarak havuzların kent tarihindeki önemine dikkat çekiyor.

Bassous’a göre Süleyman Havuzları yüzyıllar boyunca Kudüs ve Beytüllahim için yaşamsal bir su kaynağı oldu. Eski kentlerin surlarla çevrili olduğu dönemlerde havuzların temel su kaynaklarından biri olduğunu belirten Bassous, alanın yalnızca bir su rezervi olarak değerlendirilmemesi gerektiğini vurguluyor.

Bölgenin su bilimi açısından da önemli olduğunu belirten Bassous, arkeologların buradaki sistemleri Doğu ve Batı’nın su bilimi tarihindeki önemli örneklerden biri olarak değerlendirdiğini aktarıyor. Filistin yönetiminin alanı ihmal edilmiş durumdan çıkararak yeniden canlandırmaya çalıştığını söyleyen Bassous, bunun siyasi değil kültürel miras odaklı bir çalışma olduğunu ifade ediyor.

Bassous, uluslararası topluma ve UNESCO başta olmak üzere kültürel miras kuruluşlarına çağrıda bulunarak alanın uluslararası standartlarda korunmasını istiyor. Süleyman Havuzlarının tek bir tarafın değil tüm ulusların ziyaretine açık olması gerektiğini belirten Bassous, kuşatma altında yaşayan Filistinliler için bölgenin önemli bir yeşil alan ve nefes alma noktası olduğunu söylüyor.

Arkeolojik Miras Üzerinden Yeni Tartışma
İsrailli arkeolog Alon Arad da Süleyman Havuzlarını “görkemli ve eşsiz bir arkeolojik alan” olarak tanımlıyor. Arkeoloji alanında çalışan Emek Shaveh adlı sivil toplum kuruluşunun direktörü olan Arad, bölgenin Roma dönemine ait su nakil sistemlerini, sulama düzeneklerini ve antik tarım sistemlerini barındırdığını belirtiyor. Doğal kaynaklardan elde edilen suyun Kudüs bölgesine aktarılmasında bu sistemlerin önemli rol oynadığını ifade ediyor.

Arad, İsrail’in alanın korunması gerekçesiyle A bölgesindeki havuzlar üzerinde hak iddia etmesini yanlış buluyor. Filistinlilerin alanı koruyup koruyamadığı üzerinden yürütülen tartışmaların da yersiz olduğunu savunan Arad, İsrail’in Batı Şeria’daki ilhak politikalarını arkeolojik miras üzerinden meşrulaştırmaya çalıştığını ileri sürüyor.

İsrail Meclisi’nde görüşülen yeni arkeoloji ve çevre yasa tasarısının A, B ve C bölgeleri arasındaki ayrımı ortadan kaldırarak Batı Şeria’daki tarihi eserler üzerinde İsrail’in doğrudan kontrolünü artırabileceğini belirten Arad, böyle bir düzenlemenin Oslo Anlaşması’nın fiilen sona ermesi anlamına gelebileceği uyarısında bulunuyor.

Arad ayrıca, tasarının seçim sürecinde siyasi bir kampanya aracı olarak kullanılmasından endişe duyduğunu ifade ediyor. Süleyman Havuzları çevresindeki gelişmeler, böylece yalnızca bir su mirasının korunması meselesi olmaktan çıkarak arkeolojik alanların yönetimi, kültürel kimlik ve uluslararası miras hukukuna ilişkin daha geniş bir tartışmanın parçası haline geliyor.


Benzer Haberler & Reklamlar