İklim değişikliğiyle birlikte ısınan atmosfer ve denizler, kısa sürede aylık yağış ortalamalarına ulaşabilen şiddetli sağanakların oluşumunu destekliyor. Boğaziçi Üniversitesi’nden Prof. Dr. Murat Türkeş, artan nem kapasitesinin tek başına sel oluşturmadığını, atmosfer koşullarıyla birlikte kentlerin altyapısı ve arazi kullanımının da belirleyici olduğunu vurguluyor. Türkiye’deki araştırmalar, aşırı yağışların bazı istasyonlarda sıklık, şiddet ve yıllık toplam içindeki pay bakımından arttığını g
İstanbul’da 48 saatte iki aylık yağış miktarı aşıldı
İstanbul’da 13-15 Ekim tarihleri arasında ölçülen yağış miktarı, iklim değişikliğiyle birlikte aşırı hava olaylarının nasıl sonuçlar doğurabildiğini bir kez daha gündeme taşıdı. Kentte 48 saatte metrekareye düşen ortalama 119,2 kilogram yağış, eylül ve ekim aylarının ortalama yağış toplamını aştı. Kısa sürede gerçekleşen bu yoğun yağış, atmosferdeki nem miktarının ve yağış sistemlerinin kentlerdeki etkisinin önemini ortaya koydu.
Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği ve Politikaları Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Murat Türkeş, iklim değişikliği nedeniyle ısınan denizlerin ve atmosferin, kısa sürede aylık yağış ortalamasına ulaşan şiddetli sağanakların oluşumunu destekleyebildiğini belirtti. Ancak aşırı yağışların yalnızca sıcaklık artışıyla açıklanamayacağını, atmosferin hareketleri, nem taşınımı ve yağış sistemlerinin özelliklerinin de dikkate alınması gerektiğini ifade etti.
Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin (IPCC) değerlendirmeleri, 1950’lerden bu yana karaların büyük bölümünde sıcak hava olaylarının daha sık ve şiddetli hale geldiğini ortaya koyuyor. Aynı dönemde kara alanlarının çoğunda kuvvetli yağışların sıklığı ve şiddetinde de artış görülüyor. Türkiye’de yürütülen araştırmalar da bu değişimlerin bazı bölgelerdeki yağış kayıtlarına yansıdığını gösteriyor.
Sera gazları su döngüsünü ve yağış potansiyelini değiştiriyor
Prof. Dr. Murat Türkeş ve ekibinin 80 meteoroloji istasyonuna ait 1950-2023 dönemi günlük yağış kayıtlarını incelediği çalışmada, aşırı yağışlı gün sayısında istasyonların yüzde 7,5’inde, aşırı yağışların büyüklüğünde yüzde 12,5’inde ve aşırı yağışların yıllık toplam yağış içindeki payında yüzde 18,8’inde istatistiksel olarak anlamlı artış belirlendi.
Türkeş, insan faaliyetleri sonucunda atmosfere salınan karbondioksit ve metan gibi sera gazlarının, yeryüzünden uzaya yayılan ısının daha fazla tutulmasına yol açtığını söyledi. Atmosferin yanı sıra karaların ve denizlerin de ısınması, su döngüsünü etkiliyor. Sıcaklık yükseldikçe havanın taşıyabileceği su buharı miktarı her 1 derece için yaklaşık yüzde 7 artıyor. Bununla birlikte bu oran, yıllık yağış miktarının her yerde yüzde 7 artacağı anlamına gelmiyor.
Havadaki nemin yağışa dönüşebilmesi için yükselerek soğuması gerekiyor. Cephe sistemleri, alçak basınç merkezleri ve güçlü yükselici hava hareketleri bu süreci başlatabiliyor. Nem bakımından zengin hava yükseldiğinde, kısa sürede yoğun yağış bırakabiliyor. Dolayısıyla yağışın miktarını belirleyen unsurlar arasında atmosferdeki nemin yanı sıra havanın hareketi ve mevcut hava koşulları da bulunuyor.
IPCC değerlendirmelerine göre, sanayi öncesi dönemde ortalama 10 yılda bir görülen kuvvetli günlük yağışların, küresel ısınmanın 2 dereceye ulaşması durumunda karalarda yaklaşık 1,7 kat, 4 dereceye ulaşması durumunda ise 2,7 kat daha sık gerçekleşebileceği öngörülüyor. Bu tahminler, sıcaklık artışının aşırı yağış riski üzerindeki etkisine dikkat çekiyor.
Sıcak denizler sağanakların şiddetini nasıl etkiliyor?
Denizlerin ısınması, özellikle denizden nem alan kıyı bölgelerinde kuvvetli yağışları artırabiliyor. Türkeş’e göre sıcak denizler, atmosfere daha fazla su buharı ve enerji aktarabiliyor. Nemli havanın soğuk hava kütleleriyle karşılaşarak yükselmesi ve su buharının yoğunlaşması sırasında açığa çıkan enerji, fırtınanın güçlenmesine katkıda bulunabiliyor.
Bununla birlikte yağış üzerinde deniz sıcaklığının mı yoksa hava sıcaklığının mı daha etkili olduğu; nem miktarına, rüzgâra ve atmosfer koşullarına bağlı olarak değişiyor. Akdeniz, Ege, Marmara ve Karadeniz çevresindeki yağışların bu etkileşim çerçevesinde değerlendirilmesi gerekiyor.
Sonbaharda denizler yazdan kalan sıcaklıklarını korurken atmosferin üst kesimlerinin soğuması, kuvvetli yağışların oluşması için elverişli koşullar yaratabiliyor. Ancak Türkeş, sıcak denizlerin tek başına sel oluşturmadığını vurguluyor. Nemi taşıyan rüzgârlar, havanın yükselmesi ve yağış sisteminin aynı bölgede ne kadar süre kaldığı belirleyici unsurlar arasında yer alıyor.
Kıyı bölgelerinde deniz seviyesinin yükselmesi ve fırtına kabarması da etkili olduğunda yağmur ve akarsu sularının denize boşalması zorlaşabiliyor. Böylece yağışın yanı sıra kıyı koşulları da taşkın riskini etkileyebiliyor.
Kentlerin altyapısı ve arazi kullanımı afet riskini belirliyor
Kısa sürede bir aylık ortalama yağışa eş değer miktarda su düşebilmesi, doğanın her aya ayırdığı sabit bir yağış kotası bulunmadığını gösteriyor. Türkeş, saatler içinde bu miktara ulaşılması için yoğun nem taşınımı, güçlü yükselici hava hareketleri ve bazen aynı bölgeden art arda geçen sağanak hücrelerinin gerektiğini belirtiyor. Yağış sistemi yavaş ilerlediğinde veya aynı yerde yeniden geliştiğinde kuvvetli yağış saatler boyunca devam edebiliyor.
Kentler açısından yalnızca toplam yağış miktarı değil, suyun ne kadar kısa sürede düştüğü de kritik önem taşıyor. Birkaç haftaya yayılan yağışla birkaç saatte gerçekleşen aynı miktardaki yağış, aynı sonuçları doğurmuyor. Yağışın hızı toprağın suyu emme ve altyapının suyu taşıma kapasitesini aştığında yüzeyde birikme meydana geliyor. Beton ve asfaltla kaplı alanlar bu süreci hızlandırırken daraltılan veya kapatılan dereler, taşkın yataklarındaki yapılaşma ve yetersiz drenaj zararı artırabiliyor.
Türkeş, İstanbul’un yağışı karşılayabilecek doğal alanlarının ve su yollarının büyük ölçüde kaybedildiğine dikkati çekerek, şiddetli yağışların afete dönüşmesinde kentleşme kararlarının da değerlendirilmesi gerektiğini belirtiyor.
Türkiye’de iklim değişikliğinin etkileri bölgeye, mevsime ve sera gazı salım senaryosuna göre farklılaşabilecek. Aşırı yağışları değerlendirirken yalnızca olay sayısına bakmak yeterli değil; yağışlı gün sayısı artmasa bile aşırı yağış günlerinde düşen su miktarı ve bu yağışların yıllık toplam içindeki payı yükselebiliyor. Altyapının yalnızca geçmiş dönem ortalamalarına göre tasarlanması da gelecekteki tehlikelerin eksik hesaplanmasına yol açabiliyor.
Afet risklerini azaltmak için havzaların, doğal akarsu yataklarının ve sulak alanların korunması; taşkın riski yüksek bölgelerde yapılaşmanın önlenmesi gerekiyor. Yağmur suyunun bütüncül yönetimi, altyapının güncel iklim koşullarına göre düzenlenmesi ve erken uyarı sistemlerinin güçlendirilmesi de önem taşıyor. Türkeş’e göre şiddetli yağış tehlikesi tamamen ortadan kaldırılamasa da doğru arazi kullanımı, güçlü kamusal hizmetler ve bilimsel planlamayla can kayıpları ve maddi zararlar önemli ölçüde azaltılabilir.


Aziz Sancar’ın Savur’daki Evi Müze Olarak Açıldı
Yalova'dan çalınan Japon Barış Çanı Hurdacıda Bulundu
Parmak izlerine göre Terracotta Ordusunu yapanlar arasında kadın ve çocuklar da vardı
Çukurören Biberi Festivali, Bilecik'in üretim kültürünü yaşatıyor