Prof. Dr. Erhan Aydın, Sibirya'da Türk İzleri - Yenisey Yazıtları kitabını anlattı

Prof. Dr. Erhan Aydın, Sibirya'da Türk İzleri - Yenisey Yazıtları kitabını anlattı

Prof. Dr. Erhan Aydın, Tuva ve Hakasya sınırları içerisinde yer alan 200 civarındaki eski Türkçe yazıtın hiçbirinde herhangi bir tarih kaydı bulunmamaktadır. Bu durum hem Türk dili hem de Türk tarihi açısından büyük bir talihsizliktir diyor ve arkeoloji kazılarında yeni yazıtlar bulunacağına inandığını söylüyor.

Sibirya’daki yazıtlar üzerine yaptığı çalışmaları “Sibirya’da Türk İzleri – Yenisey Yazıtları” adıyla kitaplaştıran Eski Türk Dili Profesörü Erhan Aydın, Yenisey yazıtlarının büyük bir bölümünün halk tarafından, sade bir üslupla yazıldığını söyleyebiliriz. Bu bakımdan özellikle az satırlı yazıtlarda halkın ağız özelliklerini, gündelik hayatlarını da izlemek mümkün olmaktadır" diyor.

Türklerin Sibirya’da bıraktığı izlerle ilgili olarak TM Dijital Haber Merkezi’nin sorularını yanıtlayan Aydın, bugün o bölgede hâlen çok sayıda Türk’ün yaşamakta olduğunu anlatarak, "Türklerin Asya’daki yaşam alanları çok geniştir. Her birinde arkeolojik çalışmalar yapmak büyük bir iştir. Çin Halk Cumhuriyeti’nin kuzey ve kuzey batı coğrafyasında da epeyce bir yazıt bulunma ihtimâli de uzak değildir." diye konuştu.

> Türklerin Çin’den Doğu Avrupa’ya kadar yayıldıkları ve dünyanın birçok yerinde izleri olduğu biliniyor. Ama Sibirya, verdiği “kuzey, soğuk” gibi çağrışımlar nedeniyle Türklerin yaşadığı bir yer izlenimi bırakmıyor.

> Haklısınız, Sibirya denilince akla soğuk sözcüğü geliyor. Aslında günümüzdeki Moğolistan’ın kuzey kesimlerinden söz ediyoruz. Bugün bu bölgede Altay Türkleri, Tuva Türkleri, Hakas Türkleri baştan olmak üzere birçok Türk kökenli boy yaşamaktadır. Bu bölge için Türklerin anayurdu, daha doğrusu en eski yurtları olduğunu ifade eden araştırmacılar da olmuştur. Türkçe metinlerin yazıldığı VIII. yüzyıl civarında da bazı Türk boyları bu bölgeyi yurt olarak tutmuştur. Başta Kırgızlar olmak üzere birçok boyun o dönemde Sibirya bölgesinde yaşadığını söyleyebiliriz.

> Sibirya’da yerleşik hayattaydık ve ardından göçler başladı deniyor… Kırılma nerede yaşandı? Türkler neden şu an için ilk yurdu olarak bilinen Sibirya’dan ayrıldı?

> Aslında oradan ayrılmış olsaydık bugün o bölgede Türk kökenli boylar bulunmazdı. Savaşlar neticesinde elde edilen topraklar, yeni yaşam alanları olarak belirlenmiş olsa da bu bölgenin insanları anayurtlarını terk etmemiştir. Bugün Sibirya’da bakiyeleri olsa da belki de orayı terk edenler Kırgızlardır. VIII. yüzyılda Kırgızların Sibirya bölgesinde yaşadığını hem yazıtlardan hem de Çin kaynaklarında verilen bilgilerden öğrenebiliyoruz. Bugün Rusya’nın doğu bölümünü oluşturan bu bölgede çok sayıda ve türlü boylara mensup Türk yaşamaktadır.

“SİBİRYA’DAKİ YAZITLARA TARİH BULUNMAMASI TALİHSİZLİK”

> Yazıt deyince biz Göktürk Kağanlığının Moğolistan’daki runik harfli eserlerini anlıyoruz… Fakat gördüğümüz kadarıyla, aslında Türklerin izleri burası ile sınırlı değil. Yenisey Yazıtları daha mı eski?

> Yenisey bölgesi dediğimiz ve esasen Tuva ve Hakasya sınırları içerisinde yer alan 200 civarındaki eski Türkçe yazıtın hiçbirinde herhangi bir tarih kaydı bulunmamaktadır. Bu durum hem Türk dili hem de Türk tarihi açısından büyük bir talihsizliktir. Bazı yazıtlarda birtakım tarihî olaylardan söz edilmiş olsa da bu bilgiler tam bir tarih vermede işe yaramamaktadır. Göktürk alfabesi de denilen Türk runik harflerinin Moğolistan coğrafyasında hüküm süren Göktürkler, hatta Batı Göktürkleri döneminde icat edildiği yönünde genel bir kanaat bulunmaktadır. Bu pencereden bakılınca Yenisey yazıtları Moğolistan’daki yazıtlardan, daha genel ifade ile Göktürk dönemi yazıtlarından eski olmaması gerekir.

> Yenisey Yazıtlarında tarih olmaması daha eski olduklarını göstermez mi?

> En azından birkaç yazıtta bahsi geçen bazı olaylardan hareket ettiğimizde bu yazıtların daha eski olduğunu söyleyemeyiz. Aşağı yukarı Göktürk ve Uygur Kağanlıkları dönemlerinde yazılmış olduğu kuvvetle muhtemeldir.

> Asya’daki Türk yazıtları biçim, anlatılanlar ve alfabe açısından bir tutarlılık gösteriyor mu? Mesela aynı alfabe mi kullanılıyor?

> Türk runik harfleri dediğimiz alfabe ile yazılan metinlerin tamamında yazım sistemi benzerdir. Bu bakımdan resmi yazı dili kullanıldığını söyleyebiliriz. Bazı az satırlı yazıtlarda, bazı sözcük farklılıkları görürüz ki bu da eski Türkçenin yazı dili dışındaki diyalektolojisi için fikir vermektedir. Bu durumu göz ardı ettiğimizde yazı stilinin, harflerin yazılış şekillerinin, yazım kurallarının büyük ölçüde benzer olduğunu söyleyebiliriz. Bu bakımdan, küçük farklılıklar olsa da (farklı Türk boyları olduğuna göre küçük farklılıkları da normal karşılamak gerekir.) temelde aynı alfabe ve yazım kurallarından söz etmemiz mümkündür.

> Tutarlılık demişken... Çok uzun süre devam etmiş ve bugün hala izleri görülen "örflerin" yazıtlarda karşınıza çıktığı oluyor mu? Geçen "Türk" isimleri dışında yazıtların Türklerin elinden çıktığına dair sosyal ya da askeri ispatlar var mı?

> Yazıtlarda geçen kişi adları hangi dönemden kaldığı yönünde, yer adları hangi coğrafyada yazıldığı yönünde fikir vermektedir. Yazıtlarda kültürel öğelere de rastladığımızı da söyleyebiliriz. Örneğin, yas töreni olduğunu bildiğimiz yoğ törenlerinde ağlayıcıların bulunduğu hatta bunun bir meslek olarak icra edildiğini de belirtmemiz gerekir. Sığıtçı sözcüğü “ağlayıcı, ağıt yakıcı” anlamında Türkçe bir sözcüktür. Yine Yenisey yazıtlarının üçünde geçen çök sözcüğünün de Şamanist bir nida olduğunu biliyoruz. Yine yalnızca iki örneğini gördüğümüz evçi sözcüğü de kadını ifade eder ki “evin sahibi, reisi” anlamındadır. Bugün birçok Türk lehçesinde hâlâ “kadın” anlamında kullanılmaktadır. Çok örneği olmasa da cümleler arasına serpiştirilmiş vaziyette kültürel öğelere de rastlanabilmektedir.

“YENİSEY YAZITLARI, DAHA DUYGUSAL”

> Yazıtlar nasıl ortaya çıkıyordu? Yazanların Soğdlu bürokratlar ve Çinli ustalar olduklarına yönelik bilgiler var. Ama her Türk bölgesi Çin ya da Soğdlular ile iç içe değildi sanırım. Yenisey Yazıtları’nın oluşum sürecini tam olarak bilebiliyor muyuz?

> Büyük kağanlık yazıtlarının yazılması ve süslenmesinde Çinli sanatkârların büyük rol oynadığını biliyoruz. Bunu, taşın daha gösterişli ve düzgün olması için bir gayret olarak değerlendirmek mümkündür. Haşmetli kağanlara gösterişli yazıtlar meydana getirilmesini normal bir tutum olarak değerlendirebiliriz. Tabii her yazıtı bu tip sanatkârlar yazmış olamaz. Yenisey yazıtlarının büyük bir bölümünün halk tarafından, sade bir üslupla yazıldığını söyleyebiliriz. Bu bakımdan özellikle az satırlı yazıtlarda halkın ağız özelliklerini, gündelik hayatlarını da izlemek mümkün olmaktadır.

> Yenisey Yazıtları’nda benim dikkatimi ilk olarak “yas havası” çekti. Uzaklaşmalar, özlemler, geri dönememeler var. Tarihi bir iz bırakma kaygısından çok, taşlarla dertleşmiş gibiler. Bu durum Yenisey Yazıtları’na mı has? Mesela Göktürk ya da Uygur Yazıtları ile kıyasladığınızda ne görüyorsunuz?

> Çok haklısınız, Yenisey bölgesi yazıtlarında daha duygusal bir hava gördüğümüzü söylemeliyiz. Ölüm ile gerçekleşen ayrılığın verdiği keder, adeta taşa kazınmıştır. Ancak büyük kağanlık yazıtlarında bu tip ifadelerle karşılaşmamamızı da doğal karşılamak gerekir. Çünkü kağanlık yazıtlarında savaşlar, barışlar, elde edilen ganimetler, millete nasihatler vs. daha ağırlıklı olarak yer almaktadır. Moğolistan’da yer alan ancak hangi döneme ait olduğunu tespit edemediğimiz Yamaanı Us yazıtının ikinci metninde “ben ağrıdım” yani “ben hastalandım” ifadesi de duygusal söylemlerin yalnızca Yenisey bölgesindeki yazıtlara ait olduğunu söylememize engel teşkil etmektedir. Ancak haklısınız, Yenisey yazıtlarında daha duygusal cümleler bulunduğunu söylememiz gerekir.

> Birkaç yerde "Çin hanına gittim" cümlesi dikkatimi çekti. Bunu "elçilik, bürokrasinin gelişmesi veya düzenli/yerleşik" hayatın ispatı olarak alabilir miyiz? Ortada bir büyük devlet (Çin) ve çevresinde sürekli göçen bir kalabalık (Türk) yok aslında değil mi?

> VIII. yüzyılın kudretli devleti Tang Hanedanlığı ile iyi ilişkiler kurulması belki de elzem bir durumdu. Çünkü Çin’in ekonomik durumu ve gücü (malum, bugün de durum pek de farklı değil) Türk boylarının yaklaşmasına neden olmaktaydı. Bu durum Çinlilerin işine gelmekteydi, çünkü herhangi bir boyu kendine yaklaştırdığında diğer boylarla mücadelesinde iyi bir yardımcı olarak düşünmekteydi. Bu bakımdan Yenisey yazıtlarının birkaçında geçen elçilik faaliyetlerini ifade eden cümleler, belli ki Çin ile iyi ilişkiler kurulabilmesi düşüncesinden kaynaklanıyordu. Bu elçilik faaliyetlerinin altında, zor şartlarda, sıkıntılarla dolu bozkır hayatında hem bozkır yaşamının olumsuzlukları hem de boyların birbiriyle mücadeleleri neticesinde yanında güçlü bir devlet görmek istemelerinin yattığını düşünmekten yanayım.

“ÇİN’İN KUZEYİNDE YENİ YAZITLAR BULUNABİLİR”

> Asya’da yeni yazıtlar keşfetme ihtimali ve çalışmalar devam ediyor değil mi? “Bu iş bitti, bulunacak her şeyi bulduk” diyemiyor tarihçiler ve dilbilimciler sanırım?

>Türklerin Asya’daki yaşam alanları çok geniştir. Her birinde arkeolojik çalışmalar yapmak büyük bir iştir. Bu bakımdan bazı tarihî alanlarda kazılar yapıldı ve yapılmaya devam edilmektedir. Köl Tegin, Bilge Kağan, Tonyukuk veya Uygur kenti Karabalgasun gibi bilinen alanlarda yapılan kazılarda yeni yazıtlar bulunacağını zannetmiyorum. Jeofizik araştırmaları sayesinde bazı bölgelerde kazı çalışmaları yapıldı ve yeni materyaller çıktı. Tabii ulaşılması zor kayalar üzerinde daha önceden tespit edilmemiş kaya yazılarına da ulaşmak mümkün görünmektedir. Çin Halk Cumhuriyeti’nin kuzey ve kuzey batı coğrafyasında da epeyce bir yazıt bulunma ihtimâli de uzak değildir. Ancak son yıllarda yaşanan olumsuzluklar neticesinde Çin’in buna izin vereceği de şimdilik hayal gibi durmaktadır.

> Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde en gelişkin örneklerini gördüğümüz mezar kitabeleri "yazıt geleneğinin" bir sonucu mudur? Benzerler mi birbirlerine?

> Bu sorunuza evet cevabını vermek istiyorum. Mezar taşları oluşturmak, üzerine yazılar yazmak bir gelenektir ve izleri eski dönemlere kadar uzanır. Yenisey yazıtları dediğimiz ağırlıklı olarak mezar taşı olan bu taşlarda farklı damgalar görüyoruz. Belli ki ölen kişinin mensup olduğu boyun damgası kazınmıştır. Selçuklu mezar taşlarında da Oğuz boyu damgaları, Osmanlı’da yine damgalarla birlikte, mensup olduğu mezhebe veya tarikata ait damgalar veya nişaneler görüyoruz. Bugün de ülkemizdeki mezar taşlarında ay yıldız kazınmak suretiyle Türk damgası vurulmasının da tamamen benzer özellikler taşıdığına işaret olarak değerlendirmek gerek diye düşünüyorum.

Akşam


Benzer Haberler