Ankara Üniversitesi DTCF Antropoloji Bölümü

Ankara Üniversitesi DTCF Antropoloji Bölümü

Bölüm Hakkında
Antropoloji, en genel hattıyla “insan bilimi” anlamına gelir. İnsanın her türlü biyolojik, morfolojik ve kültürel yapısını tüm yönleriyle bütüncül bir biçimde ele alan bir bilim dalıdır. İnsanın ve atalarının tarih öncesi dönemden başlayarak günümüze kadar birey ve toplum bazında değişimini birçok farklı yönden, diğer bilim dallarıyla da ortak çalışarak inceler. Fakültemizin Antropoloji Bölümü Paleoantropoloji, Fizik Antropoloji ve Sosyal Antropoloji olarak üç anabilim dalına ayrılmakla birlikte öğrenciler bölüm bazında ders seçimi yapmalarına rağmen gelecekte uzmanlaşmak istedikleri konular dâhilinde her anabilim dalından ağırlıklı olarak ders seçebilmektedirler.

Tarihçe

Türkiye’de antropolojik çalışmalar ilk kez 1925 yılında İstanbul Darülfünunu Tıp Fakültesi bünyesinde kurulan “Türkiye Antropoloji Tetkikat Merkezi” adı altında başlamıştır. Bu merkezin kurucu üyeleri Nurettin Ali Berkel, Neş’et Ömer İrdelp, Prof. Dr. Süreyya Ali, Köprülüzade Fuat, Prof. Dr. Mouchet ve Prof. Dr. İsmail Hakkı’dır. 1925 yılının Ekim ayında “Türk Antropoloji Mecmuası” adlı derginin ilk sayısı çıkarılmıştır ve 1939 yılına kadar 22 dergi yayınlanmıştır. 1927 yılında İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi asistanlarından Dr. Şevket Aziz Kansu, antropoloji konusunda ihtisas yapmak üzere Paris Antropoloji Okulu’na gönderilmiştir. Antropoloji çalışmaları, Kansu’nun 1929 yılında Türkiye’ye dönmesiyle, konusunda uzman bilim adamlarınca yapılmaya başlamıştır. Kansu’nun ardından, 1934 yılında Seniha Tunakan Almanya Berlin Üniversitesi’ne, 1935 yılında Muzaffer Süleyman Şenyürek Amerika Birleşik Devletleri Harvard Üniversitesi’ne, 1936-1938 yılları arasında Afet İnan İsviçre Cenevre’ye Prof. Dr. Eugene Pittard’ın öğrencisi olarak gönderilmiştir.

1933 yılında İstanbul Darülfünununun İstanbul Üniversitesi’ne dönüştürülmesiyle, Antropoloji Enstitüsü İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi’ne nakledilmiştir ve Türk Antropoloji Enstitüsü adı altında faaliyetlerine devam etmiştir.

1935 yılında Ankara’da Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nin kurulmasına karar verildikten sonra, Antropoloji Kürsüsü Ankara Evkaf Apartmanı’na taşınmış ve DTCF binası tamamlandıktan sonra bu fakülteye taşınmıştır. 1962 yılında Türk Antropoloji Enstitüsü yerine, “Antropoloji Bilimleri Araştırma Enstitüsü” kurulmuştur. 1964 yılından itibaren, Türk Antropoloji Mecmuası’nın devamı niteliğindeki Antropoloji Dergisi çıkarılmaya başlamıştır. 1964-1998 yılları arasında 13 sayı yayımlanmıştır.

1993 yılında Sosyal Antropoloji Anabilim Dalı’nın ayrılmasından sonra “Fizik ve Paleoantropoloji Bölümü” adını almış, 2002 yılında Sosyal Antropoloji Anabilim Dalı’nın yeniden katılımıyla “Antropoloji Bölümü” oluşturulmuştur.

Misyon

Antropoloji Bölümünü, diğer bilimler içerisinde, bilimin evrensel ölçütlerine uygun olarak ülkemizin ve Antropoloji biliminin ihtiyaçları doğrultusunda, bilginin nasıl üretildiğini öğreterek, çağımızın bilimsel ölçütlerine uygun bilgi üreten, içinde bulunduğu dönemin gereklilikleri doğrultusunda kendini yenileyebilen, gelişmeye ve değişime açık, bilimi yaşam biçimi olarak benimsemiş ve bilimi geliştirmek için gerekli donanıma sahip, bilimsel düşünmeyi öğrenebilen ve öğrendiklerini yaşamın diğer alanlarına aktarabilen genç bilim insanları yetiştirmektir.

Vizyon

Antropoloji Bölümününde yetişen genç bilim insanlarıyla dünyadaki yeni gelişmeleri yakından takip ederek, Antropoloji bilimini ülkemizde ve diğer ülkelerdeki Antropoloji Bölümleri arasında daha üst sıralara taşımaya çalışmaktır.

 Hedef

Paleoantropoloji, Fizik Antropoloji ve Sosyal Antropoloji bilim dallarını içeren Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Antropoloji Bölümünü akademik ve fiziksel açıdan güçlendirerek; Atatürk ilke ve devrimlerine saygılı, ülkesine ve milletine sahip çıkan, insani ve kültürel değerlerini koruyan, toplum ve tüm canlılığın yararını kişisel çıkarının üstünde tutan, hür ve bilimsel düşünce gücüne sahip, geniş bir dünya görüşü olan, insan haklarına saygılı, bilgi ve yetenekleriyle biliminin gelişmesi için çabalayan, bilimsel özerkliğe sahip ve sorgulayan genç bilim insanları yetiştirmektir.

Anabilim Dallarımız

1 - Paleoantropoloji Anabilim Dalı

Paleoantropoloji Anabilim Dalı, insanlığın başlangıcından itibaren bu güne kadar insanoğlunun anatomik, biyolojik ve morfolojik açıdan geçirmiş olduğu tüm değişimleri araştırarak, elde ettiği bulgularla geçmişle günümüz arasında bir köprü kurmaktadır.

Paleoantropoloji Anabilim Dalı’nın temel amacı, tarih öncesi dönemlerde birey olarak insanın, grup olarak ise toplumların ne tür morfolojik yapılara sahip olduklarını, nasıl şartlarda ve ortamlarda yaşadıklarını, geçirmiş oldukları hastalıkları ve tedavi edilip edilmediklerini, beslenme biçimlerini, nüfus hareketliliklerini araştırarak bu bireyler veya toplumlarla ilgili bilgi edinmek ve bu bilgilerle günümüze kadar geçen tarihsel süreç içerisindeki değişimi ortaya koymaktır. Paleoantropoloji, aynı zamanda geçmişte yaşamış olan toplumlar üzerinde yapılacak araştırma ve incelemelerle, toplumlararası akrabalık ilişkileri ile geçmişten günümüze toplumlardaki farklılaşmaları da değerlendirir. İnsan araştırmalarının haricinde, insan toplumlarıyla birlikte yaşamış olan diğer omurgalıları da, farklı bilim dallarıyla ortaklaşa araştırarak, bu omurgalıların ilgili toplumlarla ne tür bir bağlantısı olduğu da Paleoantropoloji’nin ilgilendiği konulardan bir diğeridir. Paleoantropoloji Anabilim Dalı’nın materyali, paleoantropolojik ve arkeolojik kazılardan çıkarılan insan iskeletleri ile Paleontolojik kazılardan ele geçen bazı fosil buluntulardır.

Paleoantropoloji Anabilim Dalı’nın çalışmaları, yüzey araştırmaları, kazı çalışmaları ve laboratuar incelemeleri olmak üzere üç farklı aşamada gerçekleşir. Yüzey araştırmaları insan ve insanın atalarına ilişkin buluntuların nerelerden bulunabileceğinin tespitine yönelik araştırmalardır. Jeolog, paleontolog, sedimentolog gibi çeşitli disiplinlerde mensup bilim insanlarından destek alarak çalışmalarını detaylandırır. Kazı çalışmaları, yüzey araştırmaları sonucunda, insan veya insanla ilişkili diğer buluntuların varlığının tespit edildiği yerlerde, arkeolojik/antropolojik kazı metotları uygulanarak başlatılır. Kazılardan ele geçen materyaller ise laboratuar ortamında temizlik, kataloglama ve farklı koruma teknikleri ile muhafaza edilme gibi muhtelif işlemlerin sonucunda gerekli kişiler tarafından çalışılır ve ulusal/uluslararası bilimsel makaleler aracılığı ile bilim dünyasıyla paylaşılır.

Paleoantropolojik çalışmalar sonucunda, taksonomi, insanlık tarihi, toplumlararası ilişkiler, toplumsal ve çevresel gelişmeler ve değişimler, nüfus artışları ve hastalıklarla ilgili sonuçlara varılabilmektedir. Bu çalışmalarla primat takımı içerisinde sınıflandırılan insan ailesinin yok olan türleri hakkında bilgiler, geçmişte yaşamış toplumların morfolojik, biyolojik, kültürel ve demografik yapıları hakkında bilgiler ile toplumlararası benzerlik ve farklılıklar hakkında bilgiler elde edilebilmektedir.

Ülkemizde yapılan paleoantropolojik çalışmalarda, Anadolu’da geçmişte yaşamış toplumlarının yaşamış oldukları çevresel koşullarla bu toplumların morfolojik yapıları, demografik dağılımları ve patolojik iz oluşturan hastalıkların tespiti amacıyla iskelet kalıntıları incelenmektedir. Paleoantropoloji Anabilim dalı, Biyoloji, Anatomi, Fizyoloji, Patoloji, Adli Tıp, Demografi, İstatistik gibi yakın bilim dallarından yararlanarak, elde edilen bulgularla, ilgili toplumların nüfus dağılımları, sağlık durumları, beslenme rejimleri ve birbirleriyle olan biyokültürel ilişkileri ortaya konulabilmektedir. İskeletlerden yararlanılarak oluşturulan yaş kriterleri, cinsiyet kriterleri ve boy formülleri, Adli Antropoloji biliminde iskelet haline gelmiş kayıp şahısların kimliklendirilmesinde kullanılmaktadır. Böylece Paleoantropoloji Anabilim Dalı’nda elde edilen bilgilerle Adli Bilimlere de katkı sağlanabilmektedır.

Paleoantropoloji Anabilim dalında uygulamalı derslerin, paleontolojik ve paleoantropolojik çalışmaların yapıldığı bir laboratuar mevcuttur. 1930’lu yıllardan itibaren Ord. Prof. Dr. Şevket Aziz KANSU, Ord. Prof. Dr. Muzaffer ŞENYÜREK, Prof. Dr. Fikret OZANSOY, Prof. Dr. Muine ATASAYAN, Prof. Dr. Enver Yaşar BOSTANCI, Doç. Dr. Refakat ÇİNER tarafından yüzey araştırmalarından elde edilen paleolitik buluntular üzerinde yapılan çalışmalarla alan araştırmaları başladı. Daha sonra Prof. Dr. E. BOSTANCI ile Prof.Dr. M.S. ŞENYÜREK tarafından, Antakya, Gaziantep, Antalya illerindeki kazı çalışmalarına başlanarak, Ülkemizde uygulamaya yönelik Paleoantropolojik çalışmalara başlanmış oldu. Günümüzde ise Ulusal ve Uluslar arası destekli kazı çalışmaları devam etmektedir. Prof. Dr. Berna ALPAGUT başkanlığında Paşalar kazısı ile bilimsel danışmanlığında Anadolu Medeniyetler Müzesi tarafından yürütülen Sinap Kazısı, Prof. Dr. Erksin GÜLEÇ başkanlığında; Sivas ve Üçağızlı Mağarası kazıları ve Prof. Dr. Ayla SEVİM EROL başkanlığında Çorakyerler kazılarıyla devam eden çalışmalar Dünya Paleoantropoloji Literatüründe önemli yer almaktadır. Bunların yanı sıra Arkeolojik kazılardan ele geçen iskelet buluntuları değerlendirilerek Anadolu insanlık tarihinin aydınlatılmasına katkı sağlanmaktadır.

2 - Fizik Antropoloji Anabilim Dalı

Günümüz insanını biyolojik bir varlık olarak ele alan Fizik Antropoloji Bilimi, insanı morfolojik, anatomik ve fizyolojik yapı ve özelliklerini inceleyerek insanı insana tanıtır. İnsanın yapı ve özelliklerini popülasyon düzeyinde ele alarak inceler. İnsanın morfolojik, anatomik ve fizyolojik yapı ve özelliklerinin ortaya çıkmasından sorumlu olan genetik yapı ve tüm çevresel etmenleri detaylarıyla gözden geçirir. Bu nedenle Fizik Antropoloji birçok alt bilim dalı ve tekniklerinden meydana gelir. İnsanın kalıtsal yapı ve özelliklerini, genetik ve insan genetiği bilimleri yardımıyla inceler.

İnsanı biyolojik bir varlık olarak incelerken Genel Biyoloji, Anatomi, İnsan Biyolojisi bilimlerini detaylarıyla ele alır. İnsanın biyolojik çeşitliliğini, bu çeşitliliğe neden olan etmenleri ayrı ayrı gözden geçirir. İnsanda büyüme ve gelişme nasıl ve ne şekilde olur. Bunları tüm yönleriyle ele alır. İnsanın morfolojik özelliklerini; Antropometri, Spor Antropolojisi, Kriminal Antropoloji, İstatistik ve Biyoistatistik teknik ve bilimleri yardımıyla inceler. İnsanın büyüme ve gelişmesinde etken olan çevresel etmenleri, Ekoloji ve Beslenme ilkeleri ve Beslenme Antropolojisi bilimlerinden faydalanarak araştırır. İnsanın özellik ve kapasitesini dikkate alarak, insanın kullanacağı veya yararlanacağı her türlü alet, makine, araç-gereç yapı ve donanım ile yaşadığı çevreyi tasarlamada yararlanılan Ergonomi bilimini her yönüyle inceler.

Araştırma ve incelemelerinde Fizik Antropolojide kullanılan araştırma yöntem ve teknikleri kullanarak gerçekleştirir. Kapsadığı alt bilim dallarından; Genetik, İnsanda büyüme ve gelişme, Somatoloji, Antropometri, Spor Antropemetrisi, Beslenme İlkeleri ve Beslenme Antropolojisi ve Ergonomi bilim dalları ve teknikleri yardımıyla; sağlık, spor, mühendislik, mimarlık, giysi ve mobilya tasarımında önemli katkılar sağlar.

Özetle; günümüz insanını popülasyon düzeyinde biyolojik varlık olarak inceleyen bilim dalıdır. Fizik Antropoloji günümüz insanını incelerken, Biyoloji, Genetik, Tıp, Kimya, Biyokimya, Fizik, Jeoloji, Coğrafya, Klimatoloji, Botanik ve Radyoloji gibi bilim dallarından yararlanmaktadır.

3 - Sosyal Antropoloji Anabilim Dalı

Sosyal antropoloji insan topluluklarının coğrafi, tarihsel ve iktisadi gerçekleriyle iç içe geçmiş olan sosyal ve kültürel çeşitliliğini anlamaya çalışan bir disiplindir. Disiplin olarak kökeni, doğa bilimlerinde kat edilen gelişimin bir paralelinin de sosyal bilimlerde yaşanması gerektiği düşüncesinin yani toplumların da aynı doğa gibi her yanıyla kavranılabilir olduğu inancının hâkim olduğu XIX. yüzyılın kalkınmacı ve yayılmacı siyasal iklimine götürülebilir. Bu ortamda serpilen sosyal bilimlerin içerisinde Sosyal Antropoloji de Edward Tylor ve James George Frazer eliyle ilk çalışmalarını ortaya koyar. Fakat bu çalışmalar disiplinin kimliğini oluşturacak teorik ve yöntemsel tutarlılık ve kuvvetten yoksundur. Disiplin için bu aşama, XIX. yüzyılın başında Bronislaw Malinowski’nin katılımlı gözlem ve dolaysız soruşturma teknikleri ile tanımladığı eşsiz etnografik metodu ile geçilir. Sonrasında kendisinin de dâhil olduğu uzun süreli etnografi çalışmaları ile Sosyal Antropoloji giderek teorik bir doygunluk da kazanır ve çağın o günden bugüne işlevselcilik, yapısalcılık, vs. teorik paradigmalarının tartışılmasında önde yer alıp önemli katkılar sunar.

Türkiye’de ise antropoloji çalışmalarına ilk kez 1925 yılında İstanbul Darülfünunu Tıp Fakültesi bünyesinde kurulan Türkiye Antropoloji Tetkikat Merkezi adı altında başlanmıştır. 1935 yılında Ankara’da Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nin kurulmasına karar verilmesiyle de Antropoloji Kürsüsü bu tarihten itibaren DTCF’de çalışmalar yürütmüştür. Prof. Dr. Nermin Erdentuğ’un etnoloji alanında doçent unvanını alıp alanı ile ilgili araştırmalar yapmak üzere gittiği yurtdışından dönmesi ile birlikte DTCF Antropoloji Kürsüsü”nde ilk defa 1951 yılında “sosyal antropoloji” ve “alan araştırması” dersleri açılmıştır. Sosyal Antropoloji Anabilim Dalı, 1993 yılında Sosyal Antropoloji ve Etnoloji Bölümü ve 2002 yılında Antropoloji Bölümü çatıları altında yer almıştır. Bu tarihten itibaren Sosyal Antropoloji, lisans eğitimine Antropoloji Bölümü’nde Fizik ve Paleoantropoloji Anabilim Dalları ile ortak olarak ve lisansüstü eğitimine ise bağımsız bir bilim dalı olarak devam etmektedir. Ankara Üniversitesi, Sosyal Antropoloji Bilim Dalı Türkiye’de sosyal antropoloji lisansüstü eğitimini veren bağımsız tek bilim dalıdır. Şu anda mevcut bulunan öğretim üyesi kadrosu, köy ve kent ölçeklerinde farklı coğrafi alanlarda alan araştırmaları yürütmekte, çeşitli sosyal antropoloji araştırma projelerinde yer almakta ve yaptıkları yayınlarla alana ulusal ve uluslararası düzeyde katkı yapmaya çalışmaktadır.

Sosyal Antropoloji, kuruluş ve gelişim sürecinde önce küçük ölçekli, az nüfuslu ve kısmen küresel dünyadan yalıtılmış bir biçimde yaşamakta olan yerli toplulukların yaşam dünyaları üzerine odaklanmıştır. Sosyal antropolojinin araştırma ölçeği bugün büyümüş görünse de disiplinin köklerinde yatan yerel ve yerli odaklı yaklaşım, incelenen topluluğun sosyal ilişkileri, meseleleri, tutumları, duyguları ve anlamlandırmalarını kavramada öncelikli olarak yer alır. Bu bağlamda diğer sosyal disiplinlerin makro kavramları kullanma biçimini sorgularken veri merkezli çalışmaya özen gösterir. Sosyal antropolojik alan araştırması, incelenen alan ve toplulukta uzun süre kalarak topluluğun üyeleri ile birebir ilişkiler kurmayı gerektiren nitel merkezli etnografi yöntemi sayesinde diğer sosyal bilimlerden farklılaşır. Etnografik yöntem insan topluluklarının çeşitlilik gösteren yaşam dünyalarını ve gündelik yaşam pratiklerini katılımlı gözlem ve derinlemesine mülakat gibi tekniklerle, çalışılan alanın içerisinden yürütür. Bu yöntem sayesinde sosyal antropoloji, ilk elden ve incelenen toplumun yerel kodlarıyla oluşturulmuş verilere ulaşabilir. Sosyal antropolojinin etnografik ve veri merkezli çalışan bir disiplin olması, elde ettiği bilginin yerel odaklı olmasını da beraberinde getirir. Ancak, insan çeşitliliği hakkında yerelden hareket eden sosyal antropoloji yerelin ötesine de temas etmektedir. Günümüzde küresel süreçlerle yaşanan dönüşümler ve yerel-küresel etkileşimleri sosyal antropoloji içinde önemli yer tutmaktadır.

Sosyal Antropoloji Anabilim Dalı, Paleoantropoloji ve Fizik Antropoloji Anabilim Dalları ile ortak yürütülen Antropoloji Lisans programında ve kendi bağımsız Sosyal antropoloji yüksek lisans ve doktora programlarında öğrencilere akademik ve pratik kazanımlar sağlamayı amaçlamaktadır. Akademik kazanımlar arasında, alanın kuramsal tartışmalarının tarihsel bir bağlama oturtulması, temel alt disiplinlere ilişkin teorilerin ve kavramların edinilmesi ve etnografik bir alan çalışması tasarlama ve uygulayabilmeye dönük teorik ve pratik beceriler, alışkanlıklar ve yeterlilikler kazanılması ve geliştirilmesi sayılabilir. Bu bağlamda anabilim dalı, öğrencilere, akrabalık, din, siyasal organizasyon, dil, tıp ve sağlık, maddi kültür ve çevre, toplumsal cinsiyet, sanat, müzik ve hukuk gibi toplumsal yaşamın iç içe geçmiş alanları ile ilgili, veri merkezli, disiplinel ve disiplinlerarası proje geliştirme becerisi kazandırmayı ve sözlü, yazılı ve görsel maddi kültür kaynaklarını kayıt altına alabilme becerisi edindirmeyi, eğitim öncelikleri arasında sayar. Pratik manada ise toplumsal cinsiyet, iktidar, etnisite, inanç ve sınıf temelli toplumsal ayrımcılık ve eşitsizlik örüntüleri ile ilgili farkındalık geliştirme, insan çeşitliliğini önyargısız değerlendirebilme ve toplumsal sorunlara dair duyarlılık geliştirerek bu sorunlarla ilgili çözüm üretebilme yetkinliğinin kazandırılması önemli bulunan hedeflerden bazılarıdır.

 

Kaynak: http://antropoloji.humanity.ankara.edu.tr

İlgili Haberler


Benzer Haberler & Reklamlar