Ulvi Cemal Erkin kimdir?

Besteci, müzisyen, müzik öğretmeni ve orkestra şefi Ulvi Cemal Erkin'in vefatının ardından 48 yıl geçti.

Türk Beşleri olarak adlandırılan ve 1900'lü yılların başında doğan birinci kuşak besteciler arasında yer alan Ulvi Cemal Erkin, vefatının 48. yılında yad ediliyor.

Çağdaş Türk Müziğine yön veren önemli bestecilerden, müzisyen, müzik öğretmeni ve orkestra şefi Erkin, üst düzey bürokrat Mehmet Cemal Bey ile Nesibe Hanım'ın çocuğu olarak 14 Mart 1906'da İstanbul'da dünyaya geldi.

Erkin, piyano çalan annesi ve kendisinden büyük erkek kardeşinin keman dersleri alması dolayısıyla henüz çocukken müziğe ilgi duymaya başladı.

İlk müzik eğitimini küçük yaşta annesinden alan sanatçı, henüz 7 yaşındayken o tarihlerde İstanbul'da ünlü olan İtalyan müzik öğretmeni Adinolfi'den, 8 yaşına geldiğinde ise Fransız öğretmen Mercenier'den piyano dersleri aldı. Erkin, kısa sürede büyük bir aşama kaydederek, bu konudaki yeteneğini kanıtladı.

- 19 yaşında MEB bursuyla Paris'e gitti

Ulvi Cemal Erkin, 19 yaşında Galatasaray Lisesinden mezun olduktan sonra Milli Eğitim Bakanlığının (MEB) yurt dışı eğitimi için açtığı sınavı kazanarak 1925'te Paris'e gitti.

Paris Konservatuvarında Isidor Philip ve Camille Decreus ile piyano, Jean Gallon ile armoni, Noel Gallon ile kontrpuan çalışan Erkin, Ecole Normale de Musique de Paris adlı müzik okulunda Nadia Boulanger'nin kompozisyon öğrencisi oldu.

Besteci Erkin, 1930'da diplomasını alarak Türkiye'ye döndüğünde, Ankara Musiki Muallim Mektebi’ne armoni ve piyano öğretmeni olarak atandı. Okul, 1936'da devlet konservatuvarı olarak yeniden düzenlendiğinde, Erkin piyano dersleri vermeye devam etti. Ünlü bestekar, 1949-1951 arasında müdür olarak görev yaptığı devlet konservatuvarında, hayatını kaybedene kadar da piyano bölümü şefi ve piyano öğretmeni olarak çalışmayı sürdürdü.

Kendi bestelerinden oluşan ilk konserini 1946'da veren sanatçı, ilk eseri olan orkestra için "İki Dans" ile keman ve piyano için kaleme aldığı "Ninni", "Emprovizasyon" ve "Zeybek" adlı eserlerini Paris'te yazdı.

Ulvi Cemal Erkin, öğretmenliğe atandığı tarihten başlayarak kimi zaman bir piyano konçertosu ile solist, kimi zaman besteci, yorumcu, öğretmen ve orkestra şefi olarak önemli görevler üstlenip klasik müziğin sevilmesi ve yaygınlaştırılmasında öncülük etti.

Leipzig Konservatuvarını bitirerek Musiki Muallim Mektebinde piyano öğretmenliğine atanan Ferhunde Remzi ile Ulvi Cemal Erkin, 1932'de dünya evine girdi. İkili, ömür boyu süren birlikteliklerinde yurt içinde ve yurt dışında verdikleri konserlerle heyecanları, mutlulukları, başarıları paylaştı, kısıtlı imkanlarla genç müzisyenleri yetiştirmeye, çok sesli müziği yaymaya kendilerini adadı.

Erkin'in sanatsal yaklaşımına dair adına kurulan internet sitesinde, Koral Çalgan'ın yazılarından faydalanılarak hazırlanan biyografisinde şu ifadeler yer alıyor:

"Halk müziğinin zengin kaynaklarından yararlanıp, aksak ritimli yapının arasına ya da üstüne taksim gibi serbest ve durgun bir bölme yerleştirerek değişik hava yaratmak Ulvi Cemal Erkin'in sıkça ve başarıyla uyguladığı bir teknikti. Erkin yapıtlarında kolayca benimsenen ve akılda kalan Türk ezgilerini bularak, bunları zevkli bir armoni üzerine oturtmasını, Anadolu'nun kokusunu, rengini ve sesini Batı'nın tekniği ile çağdaş kalıplar içine ustaca dökmesini bildi. Ulvi Cemal Erkin'in eserlerindeki içtenlik, sıcaklık ve yalınlık onların sevilip sık çalınmasının başlıca nedeni olmuştur. İncelikli bir beğeni süzgecinden geçirerek uzun uzun düşünen ve tartan, müziği notaya aktarırken daha çok titizlenen Erkin, duyguyu daima öne alan özgün eserler vermiş ve soylu olanı seçmesini bilen kişisel stiliyle ülkesinin müziğini yüceltmiştir."

Ankara Radyosu Müdürlüğü esnasında tanıştığı Vedat Nedim Tör, Erkin'in vefatından ardından bir gazetede yayınlanan yazısında şu ifadeleri kullanmıştı:

"Ulvi'nin 'Köçekçe'lerini ve piyano partisini sevgili eşi Ferhunde'nin çaldığı piyano konçertosunu, Prof. Pretoryus'un idaresindeki Cumhurbaşkanlığı Orkestrasından ilk dinlerken duyduğum heyecan ve haz, beni bugün bile ürpertiyor. Ulvi Cemal Erkin hemen bütün eserlerinde Türk müziğinin ritm ve melodilerinden yararlanmış ve böylece dünya sanat müziğine yeni katkılarda bulunarak uluslararası bir değer kazanmasını bilmiştir. Yalnız son zamanlarda geçirdiği çeşitli rahatsızlıklar yüzünden Akbank'ın bütün tanınmış kompozitörlerimize 25. kuruluş yıl dönümü münasebetiyle sipariş ettiği kompozisyonlardan bütün ısrarlarıma rağmen bir pay almaktan çekinmişti."

İlk yapıtlarında geç romantizm ve izlenimcilikten yola çıkan fakat kısa sürede geleneksel Türk müziğinin, özellikle halk müziğinin makamsal ve ritmik gereçlerini başarıyla kullanmaya başladığı söylenen Ulvi Cemal Erkin için besteci İlhan Usmanbaş ise bir açıklamasında şu değerlendirmeyi yapmıştı:

"Birinci kuşak Türk bestecileri, 1930'larda ilk yapıtlarını verdikleri zaman, bugün insanı hayrete düşüren bir şey daha var, o da sanki Türkiye'de yüzyıllardan beri Avrupa müziği yapılıyormuş gibi yeni bir müzik diline oturmuş olmaları. Mesela Erkin'in 'Beş Damla' adlı piyano parçaları 1931 tarihini taşır yani henüz öğrenciliğini bitirip Türkiye'ye dönmüş genç bir besteci, birdenbire o güne kadar Türkiye'de nasıl bir müzik yapılması gerektiğini en açık bir dille ortaya koymuştur."

- "Mesleğimiz gibi meşrebimiz de birbirine uygundur"

Radyo Dergisi'nin 1 Ocak 1945'te çıkan sayısında Baki Süha Ediboğlu'nun gerçekleştirdiği "Erkin Ailesi Arasında" başlıklı mülakata katılan Ferhunde Remzi Erkin, şu ifadeleri kullanmıştı:

"Aynı meslekte iki insanın birbirinden alıp vereceği kuvvet ne ise biz de Ulvi ile böyle bir sanat alışverişi içinde birbirimizi tanıdık ve birleştik. O yazar, ben çalarım ve beraber konuşuruz. Mesleğimiz gibi meşrebimiz de birbirine uygundur çok şükür..."

Erkin, 1943'te Cumhuriyet Halk Partisi'nin açtığı beste yarışmasına "Köçekçe" ve "Piyano Konçertosu" ile katıldı. Ödüle layık görülen Piyano Konçertosu eseri, aynı yıl Ferhunde Erkin solistliğinde önce Riyaset-i Cumhur Orkestrası tarafından, daha sonra ise Berlin Şehir Orkestrası tarafından yorumlandı.

- 1971 yılında "devlet sanatçısı" unvanı aldı

Sanat yaşamındaki başarıları nedeniyle Fransız ve İtalyan devletlerinin onur ve liyakat nişanlarıyla ödüllendirilen Erkin, 1971'de "devlet sanatçısı" unvanı aldı. Usta bestecinin anısına, 1985'te pul bastırıldı, 1991'de Sevda-Cenap Ant Müzik Vakfı tarafından onur ödülü altın madalyası verildi.

Eserleri Türkiye dışında da sık sık yorumlanan Ulvi Cemal Erkin, yapıtlarını seslendiren Çek Filarmoni Orkestrası, Colonne Orkestrası ve Paris Radyo Senfoni Orkestrasını konserlerinde bizzat yönetti.

Başarılı sanatçı, 15 Eylül 1972'de, 66 yaşında iken, kalbine yenik düşerek Ankara'da hayata veda etti.

Sanatçının eserleri şöyle:

"İki Dans" (1930), "Ninni, Emprovizasyon ve Zeybek Türküsü" (1929-1932), "Beş Damla" (1931), "Bülbül ve Ayın On Dördü" (1932), "Konçertino" (1932), "Bayram" (1934), "Yaylı Çalgılar Dörtlüsü" (1936), "Yedi Halk Türküsü" (1936), "İki Sesli Türküler" (1936), "Çocuklar İçin Yedi Kolay Parça" (1937), "Duyuşlar" (1937), "Karagöz" (1940), "Piyano Konçertosu" (1942), "Köçekçe" (1943), "Piyano Beşli" (1943), "Yedi Türkü" (1945), "Senfoni No:1" (1944-1946), "Piyano Sonatı" (1946), "Keman Konçertosu" (1947), "Senfoni No:2" (1948-1958), "Keloğlan" (1950), "Sinfonietta" (1951-1959), "On Türkü" (1963), "Altı Prelüd" (1967), "Konçertant Senfoni" (1966), "Senfonik Bölüm" (1968-1969)


Derleyen: Salih Şeref - aa 


Benzer Haberler & Reklamlar