Levent Veziroğlu, Likya-Işıklı Aşklar Ülkesi'ni anlattı

Levent Veziroğlu, Likya-Işıklı Aşklar Ülkesi'ni anlattı

Mitoloji ve arkeoloji ilgi alanlarım. Ülkemizin bu konuda inanılmaz zengin bir yer olduğunu düşünüyorum. Öte yandan, Bernini ve Rodin’in heykelleri, Boticelli’nin resimleri gibi mitolojik öyküleri konu alan sanat eserlerini incelemekten keyif alıyorum diyen Levent Veziroğlu yazdığı romanla ilgili soruları cevaplandırdı.

Levent Veziroğlu, Karakarga yayınlarından çıkan “Likya-Işıklı Aşklar Ülkesi” adlı kitabıyla okuyucuyu bir ağacın peşine düşen iki maceracı gencin hikayesine ortak etti. Mitoloji ve arkeolojiyle yakından ilgili olan Veziroğlu, “Bazen bir lahit mezarın veya sütünun karşısında saatlerce oturur, onun yapım aşamasını hayal ederim” diyor.

Kitap yazmaya ne zaman karar verdiniz, sizi ne tetikledi?

> Kendimi bildim bileli yazıyorum. Yazmak yoğun iş hayatında kendimle baş başa kalmamı sağlayan bir eylem. Yazının kalıcılığı, evrenselliği, üretmenin verdiği tatmin duygusu beni hep yazmaya yöneltti. Ancak kitap yazıp basma cesaretini yakın dostum Nebil Özgentürk’ten aldım. Edebiyat üzerine yaptığımız sohbetlerin birinde bana “Anlattığın öyküleri yazmalı ve paylaşmalısın” dedi. Ben de hiç aklımda yokken bu yolculuğa girmiş oldum. Önceleri iş dünyası kimliğimle buna kalkışmanın riskli olacağını düşündüm, bir mahlasla yayınlarım dedim. Ama yayıncım Kutlukhan Perker beni kendi gerçek kimliğimle yayınlamaya ikna etti.

> Kitabınızda mitolojik öğeler ve arkeolojik unsurlar var. Bunlar ilgi duyduğunuz alanlar mı?
> Evet mitoloji ve arkeoloji ilgi alanlarım. Ülkemizin bu konuda inanılmaz zengin bir yer olduğunu düşünüyorum. Öte yandan, Bernini ve Rodin’in heykelleri, Boticelli’nin resimleri gibi mitolojik öyküleri konu alan sanat eserlerini incelemekten keyif alıyorum. Mitolojiyi birçok kaynaktan okumayı seviyorum. Bence çok eğlenceli ve doyurucu bir alan. Arkeoloji de insanı çoğu zaman hayretler içerisinde bırakıyor.
Bazen bir lahit mezarın veya bir sütunun karşısında saatlerce oturup onun yapım aşamasını hayal ederim. Kahverengi yol tabelalarına karşı bir zaafım var çünkü beni her defasında arkeolojinin derinliğine inmemi sağlayan antik kentlere ve kalıntılara götürüyor.

> Bu kitap için nasıl bir araştırma ve yazım süreci geçirdiniz?
> Okumadan yazmak olmaz. Hele ki bu kitapta olduğu gibi birçok farklı bilgiyi bir kurgu içerisinde anlatmaya kalkıştıysanız... Yazarken birçok şeyden besleniyorsunuz.

> Ne mesela ?

> Bazen bir şarkı sözü, bazen bir resim, bazen bir heykel ilham verebiliyor ve onun üzerine yazarken buluyorum kendimi. Okuyucuyu da bunlara yöneltebilmek için kitabı sonuna doğrudan veya dolaylı olarak esinlendiğim hemen her şeyin listesini koydum. Bu kitabı yazma sürecim ise biraz değişik. Çok yoğun bir iş temposunda olduğum için bulabildiğim her fırsatta yazmaya yöneldim. Ama en çok da yolculuklarda yazdım sanırım. Bazen bir uçak yolculuğunda, bazen evden ofise giderken arabada, bazen Boğaz’da bir vapurda. Kendisi bir yolculuk hikayesi olan bu romanın yolculuklarda yazılması da bence yaşamsal bir tesadüf.

MÜLKİYETLE SORUNUM VAR

> “Likya-Işıklı Aşklar Ülkesi”, bir ağacın peşine düşen iki arkadaşın hikayesi. Bu ağacın kimi zaman zeytin kimi zaman defne olduğunu düşünüyorlar, ellerinde bir ayrıntı yok ama yine de arıyorlar. Sizin hayatınızda da benzer bir hikaye var mı; peşine düştüğünüz, elde edene kadar pes etmediğiniz bir şey?
> Ben elde etme eylemini pek sevmiyorum. Sanırım mülkiyet kavramıyla sorunum var, onun yerine hep paylaşmayı tercih ediyorum. Bunun yanında uğruna emek sarf edilmeden ulaşılan hiçbir şeyin de kıymetli olmadığını düşünüyorum. Bu anlamda kendi yaşamımda var olan her şeyin arkasında bir emek, bir sabır, bir tutku yatıyor.

> Kitabınızdaki hangi cümle sizi en iyi anlatır?
> Işığın karanlığın içinde saklı olduğunu anladığımdan beri aydınlığım peşindeyim.

ADANALI OLMAMIN KATKISI BÜYÜK

> Gastronomiye de meraklısınız. Bu merak nasıl doğdu, sizce Adanalı olmanızın bununla bir ilgisi var mıdır?
> Gastronomiye ilgi duymamda Adanalı olmanın elbette büyük katkısı var. Ben yemek kültürünün son derece gelişmiş olduğu kalabalık bir ailede büyüdüm. Evde herkes çok iyi yemek yapar ve tabiri caizse biraz yemek üzerine yaşardı. Evde yapılan her bir yemeğin bir hikayesi vardı ve sanırım yemeklere biraz da bu hikayeler lezzet katardı.

> O halde yemek yapmanın en güzel tarafını sorayım.
> Yemek yapmanın en güzel tarafı o yemeği dostlarınızla, ailenizle paylaşmaktır diye düşünüyorum.
Aşklar Ülkesi” adlı kitabıyla okuyucuyu bir ağacın peşine düşen iki maceracı gencin hikayesine ortak etti. Mitoloji ve arkeolojiyle yakından ilgili olan Veziroğlu, “Bazen bir lahit mezarın veya sütunun karşısında saatlerce oturur, onun yapım aşamasını hayal ederim” diyor.

BOŞANMA HABERLERİNE GÜLÜYORUZ

> D.ream’ın CEO’su olarak Türkiye’de eğlence ve yeme-içme kültürü hakkında nasıl bir yorum yaparsınız?
> Türkiye’de yeme içme kültürünün çok zengin olduğunu düşünüyorum. Bu coğrafya yüzyıllardır birbirine karışmış şekilde o kadar farklı etnik kültürü barındırmış ki bu kültürlerin yarattığı çeşitlilik yemeğe de yansımış. Örneğin çok gelişmiş İtalyan mutfağında bir tane köfte vardır, ülkemizde ise neredeyse her kente özgü bir köfte mevcut. Önemli olan var olan çeşitliliğin devamı...

> Beş yıldır oyuncu Nur Fettahoğlu’yla evlisiniz. Zaman zaman boşanacağınız yönünde haberler çıkıyor. Bu sizi nasıl etkiliyor?

> Gülüp geçmekten başka şansınız yok. İş gereği ikimiz de göz önünde bulunan insanlarız, bu tür haberlere üzülmekle beraber katlanıyoruz.

Hürriyet


Benzer Haberler