Latmos (Beşparmak Dağları), insan ile doğa arasındaki binlerce yıllık etkileşimi yansıtan özgün bir tarihi-kültürel peyzaj alanıdır. Kaya resimleri, tarihi kalıntılar, tarımsal peyzaj alanları, fıstık çamı ormanları, ve geleneksel üretim biçimleriyle evrensel değer taşıyan bu alan, ikame edilebilir feldspat madenciliğinin yarattığı baskı altında bulunmaktadır. Uluslararası çevre hukuku ve UNESCO koruma ilkeleri, Latmos’un bütüncül ve sürdürülebilir biçimde korunmasını zorunlu kılmaktadır.
Çörlen Asarı
Latmos, insan ile doğanın binlerce yıldır birlikte yazdığı bir hikâyenin canlı hafızasıdır. Bu hafıza, kısa vadeli madencilik faaliyetleri uğruna geri dönülmez biçimde tahrip edilme riskiyle karşı karşıyadır. Latmos’u korumak, bir çevre tercihi değil; kültürel mirasa, yaşama ve gelecek kuşaklara karşı üstlenilmesi gereken ortak bir sorumluluktur.
Beşparmak Dağları, antik kaynaklarda bilinen adıyla Latmos, insan ile doğa arasındaki ilişkinin on binlerce yıl boyunca kesintisiz biçimde şekillendiği ender peyzajlardan biri. Bu coğrafya; jeomorfolojik yapısı, biyolojik çeşitliliği, tarih öncesinden bugüne uzanan kaya resimleri ve geleneksel üretim biçimleriyle insanlık tarihinin ortak hafızasına ev sahipliği yapıyor. Latmos’u değerli kılan unsur, bu katmanların birbirinden kopuk değil, iç içe geçmiş bir bütünlük oluşturması.

UNESCO’nun kültürel peyzaj tanımı, Latmos’u insan-doğa etkileşiminin canlı biçimde izlenebildiği alanlar arasında konumlandırıyor. Bu tanım, bölgenin geçmişe ait bir kalıntıdan ibaret olmadığını; hâlâ yaşayan, üreten ve dönüşen bir ekosistem olduğunu açık biçimde ortaya koyuyor.
Bu ekosistemin merkezinde, dünyanın en nitelikli çam fıstığının yetiştiği fıstık çamı (Pinus pinea) ormanları bulunuyor. Bu orman yapısı; çam fıstığıyla birlikte dağ inciri, çam balı ve pek çok tıbbi ve aromatik bitkiyi barındıran karmaşık bir biyolojik ağ oluşturuyor. Yüzyıllardır yerel topluluklar tarafından sürdürülen üretim pratikleri, doğayla kurulan ilişkinin sömürüye değil dengeye dayalı olduğunu gösteriyor. Bu denge, biyolojik çeşitlilik ile kültürel sürekliliğin aynı anda var olabildiğini kanıtlayan güçlü bir örnek sunuyor.

Bugün Beşparmak Dağları bu bütünlük içinde ciddi bir tehdit altında. Düşük katma değerli ve yaygın biçimde bulunan feldspat madenciliği faaliyetleri, geri dönüşü olmayan riskler yaratıyor. Madencilik; tarihi kaya resimlerinin yok olması, orman dokusunun parçalanması, yeraltı ve yüzey sularının kirlenmesi, tarımsal üretimin zarar görmesi ve peyzaj bütünlüğünün bozulması gibi sonuçlar doğurabilecek bir müdahale niteliği taşıyor. Bu sonuçlar, çevresel ve kültürel koruma ilkeleriyle bağdaşmıyor.
Uluslararası çevre hukuku açısından bakıldığında bu tablo, önleyicilik ve ihtiyat ilkeleriyle birlikte nesiller arası adalet kavramını gündeme getiriyor. 1972 tarihli UNESCO Dünya Mirası Sözleşmesi, taraf devletlere kültürel ve doğal mirası tahrip edebilecek faaliyetlerden kaçınma yükümlülüğü yüklüyor. Avrupa Peyzaj Sözleşmesi ise peyzajları estetik bir unsurun ötesinde, ekolojik, kültürel ve toplumsal değerlerin taşıyıcısı olarak ele alıyor. Latmos örneğinde, olası zararların geri döndürülemeyecek nitelikte olması, bu ilkelerin uygulanmasını zorunlu kılıyor.

Beşparmak Dağları’nı özgün kılan bir başka unsur da yaklaşık sekiz bin yıl öncesine tarihlenen kaya resimleri. Avcı-toplayıcı topluluklardan yerleşik yaşama geçiş sürecini görünür kılan bu resimler, insanlık tarihinin en erken anlatı biçimlerinden birini oluşturuyor. Kaya resimleri, bulundukları doğal çevreden bağımsız düşünülemez. Bu durum, Latmos için parçalı değil bütüncül bir koruma yaklaşımının gerekliliğini açık biçimde ortaya koyuyor.
Bu nedenle Beşparmak Dağları’nın korunması, dar bir çevre başlığına indirgenemez. Bu alan, uluslararası çevre hukuku ve kültürel miras rejimleri kapsamında ele alınması gereken çok katmanlı bir sorumluluk alanı olarak görülmeli. Bölgenin madencilik faaliyetlerine açılması yerine milli park statüsü, kültürel peyzaj alanı ilanı ve sürdürülebilir kalkınma odaklı koruma modelleriyle yönetilmesi, ekolojik bütünlüğün ve kültürel sürekliliğin birlikte korunmasını mümkün kılar.

Latmos, ekonomik olarak ikame edilebilir faaliyetler uğruna gözden çıkarılabilecek bir alan değil. Sahip olduğu özgünlük, kırılganlık ve evrensel değerler, bu peyzajı gelecek kuşaklara aktarılması gereken bir ortak miras haline getiriyor. Onu korumak, bugünün ihtiyaçları kadar yarının haklarını da gözeten bir sorumluluğu üstlenmek anlamına geliyor.

Adnan Erdoğan






















Göbeklitepe’de Ziyaretçi Artışı: 2026 İçin Hedef 1 Milyon
Erzurum Kongre Binası Deprem Riski Nedeniyle Geçici Olarak Ziyarete Kapatıldı
Muğla Turizminde 2025 Rekoru: 3,5 Milyon Yabancı Turist Ağırladı
Hasankeyf’te Artuklu Saray Kültürünü Yansıtan Benzersiz Bir Zihgir