Tarihi Yapıların Deprem Riskleri değerlendiriliyor

Tarihi Yapılarda Deprem Risklerinin Yönetimi Uluslararası Sempozyumu

Vakıflar Genel Müdürlüğü ile İtalyan Assorestauro Birliği ortaklığında düzenlenen "Tarihi Yapılarda Deprem Risklerinin Yönetimi Uluslararası Sempozyumu", İstanbul Ticaret Üniversitesi'nin Sütlüce Yerleşkesi'nde yapıldı.

Sempozyumun açılışında konuşan Vakıflar Genel Müdürü Adnan Ertem, Ertem, "tarihi eserler başkenti" olarak tanımlanan İstanbul'da böyle bir sempozyumun, restorasyon konusunda uzmanlaşmış İtalya ile gerçekleştirilmesinin çok önemli olduğunu söyledi.

İtalya'nın tarihi yapıların restorasyonu tecrübesinden faydalanmak için 51 projeyi birlikte yürüttüklerini belirten Ertem, ortak çalışmaya örnek olarak Fatih'teki Şeyh Süleyman Mescidi'ni gösterdi.

Adnan Ertem, ''Şu anda Türkiye'de tarihi yapıların restorasyonun projelendirilmesi ve uygulanması için İtalya ile birlikte çalışıyoruz. Hem projelendirme hem uygulama anlamında restorasyon tecrübelerini İtalya ile paylaşıyoruz. Ben inanıyorum ki İtalya bize katkı sağladığı kadar Türkiye'deki restorasyon örnekleri de kendileri için tecrübe olacaktır.'' diye konuştu.

İstanbul Proje Koordinasyon Birimi ile ortak çalışılan "Tarihi Yapılar için Deprem Risklerinin Yönetimi Kılavuzu"nun hazırlanması çalışmasının sonuçlandığını belirten Ertem, bundan sonra yapılacak çalışmaların daha da etkili olacağını anlattı.

Ertem, "İstanbul Proje Koordinasyon Birimi ile ortaklaşa yürütülen bu çalışma nihayet bugün bir sempozyum ve sonucunda hazırlanacak bir rehber kılavuzla amacına ulaşacak, meyvelerini verecek. Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Türkiye Milli Komitesi'nin (ICOM) desteğiyle bu proje taçlandırılmıştır.'' ifadesini kullandı.

- "Gölcük ve Düzce depremleri hazırlıklı olmamızı elzem kıldı"

Kültür ve Turizm Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Mahmut Kocameşe, 1999'da yaşanan Gölcük ve Düzce depremlerini hatırlatarak, bu konuda proaktif önlemler almanın zorunluluğuna değindi.

İstanbul'u da etkileyen Gölcük ve Düzce depremlerinin yıkıcı sonuçlarının afetlerden korunmanın, hazırlıklı olmanın bir kez daha ne kadar zorunlu ve elzem olduğunu gösterdiğini anlatan Kocameşe, şöyle devam etti:

"1999 yılından şu ana kadar geçen süreçte her alanda olduğu gibi önemli sayıda kültür mirasının muhtemel afetlere karşı korunmasında alınacak proaktif önlemler de önem kazandı. Bu doğrultuda Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı tarafından hazırlanan Ulusal Deprem Stratejisi ve Eylem Planı kapsamında tarihi yapıların deprem güvenliklerinin belirlenmesi ve güçlendirilmesine yönelik teknik bilgilerin geliştirilmesi ve yaygınlaştırılması stratejisi ortaya konmuştur. Bu strateji altında beş eylem planı belirlendi. Buna göre, deprem bölgelerinde yer alan tarihi yapıların envanteri çıkarılarak önem ve öncelikleri belirlendi. Yeterli güvenliğe sahip olmayan yapılar için güçlendirme yöntemleri geliştirilecektir. Ayrıca tarihi yapıların onarım ve güçlendirilmesinde uyulması gereken uluslararası kurallara uygun yöntem, hasar ve imar esasları oluşturulacak ve geliştirilecektir.''

Müzelerde bulunan tarihi eserlerin de bu çerçevede korunması gerektiğini vurgulayan Kocameşe, bu konuda da birtakım yöntemlerin geliştirildiğini söyledi.

Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın belirlediği strateji doğrultusunda yurt dışındaki kültür miraslarının da koruma kapsamına alınacağını anlatan Kocameşe, şunları kaydetti:

"Bakanlığımız toplumun kültür, tarih ve estetik bilincini geliştirecek, kültür turizmine katkı sağlayacak, afet riskini dikkate alacak şekilde 'Bu eserler korunacaktır.' politikasını benimseyerek, kültür varlıklarının afetlerden korunması ve afetlere hazırlıklı olunması için hedefler ortaya koymuştur. Belirlenen bu stratejiler, eylemler ve hedefler doğrultusunda İstanbul Valiliği Proje Koordinasyon Birimi ile İstanbul Anıtlar Müdürlüğü arasında imzalanan protokol doğrultusunda, İstanbul Sismik Riskin Azaltılması Projesi kapsamında kültür mirasımızın deprem riskine karşı korunması için çalışmalar başlatılmıştır."

Müsteşar Yardımcısı Kocameşe, Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın bu kapsamda, İstanbul'da bulunan 26 yapı grubu ve 176 yapı birimini deprem riski kapsamına alarak çalışmalara başladığını belirterek, "Bu yönde bir envanter hazırlanmıştır. Bu çalışmanın hemen akabinde Aya İrini Müzesi, Topkapı Sarayı Müzesi, Mecidiye Köşkü ve İstanbul Arkeoloji Müzeleri için deprem değerlendirmesi ve yapısal iyileştirilmelerin geliştirildiği bir proje süreci tamamlanmıştır." şeklinde konuştu.

Mimarlar ve inşaat mühendislerinin ortak bir dilde buluşacağı bu çalışmanın 18 ayda tamamlandığını dile getiren Kocameşe, "Kültür mirasının karşı karşıya kaldığı risklerin çeşitlendiği ve artış gösterdiği günümüzde 2016 yılında başlatılan çalışmaların bugün bu noktaya gelmesi son derece önemlidir. Bu kılavuzun uygulanması için yasal zeminin de bir an önce oluşturulması önemlidir. Bunun da takipçisi olacağız." dedi.

- "Kılavuz önemli bir boşluğu doldurdu"

İstanbul Valisi Vasip Şahin de tarihi esrelerin aslına uygun restore edilmesinin zorluklarına değinerek, şunları aktardı:

"Tarihi yapıların restorasyonu ile ilgili ciddi bir paradoks ile karşı karşı karşıyayız. Bu tarihi yapıları hem depreme karşı güçlendireceksiniz hem de özgün halini koruyacaksınız. Amacımız olabildiğince bu paradoksu ortadan kaldırarak, gelecek nesillere deprem riskine karşı mukavim, dimdik ayakta eserler bırakmak."

Restorasyon konusunda yaptıkları çalışmalarla 30 yıl sonraki nesillere ''keşke'' dedirtmeyeceklerini ifade eden Şahin, hazırladıkları kılavuzla bunu başardıklarını anlattı.

Şahin, ''Bazen şöyle düşünüyorum; İyi ki ülkemizde 30-40 yıl önce bu kadar çok bütçe ayırıp restorasyon yapmamışız. Zaten bu endişe ile yola çıktık. 30 yıl önce düşündüğümüzü 30 yıl sonraki nesillerimize düşündürtmememiz lazım. Onlar da şunu dememeli: 'Keşke bu kadar paraları olmasaydı da biraz daha bekleselerdi restorasyon işleri için tecrübe birikseydi önce.' İnşallah gelecek nesillere bunu dedirtmeyeceğiz.'' ifadelerini kullandı.

Tarihi eserlerin korunması ile ilgili hazırlanan "Tarihi Yapılar İçin Deprem Risklerinin Yönetimi Kılavuzu" ve düzenlenen uluslararası sempozyumun Türkiye ve İstanbul için önemine vurgu yapan Şahin, bundan sonra yapılacak restorasyon çalışmalarının çok daha profesyonel olacağını kaydetti.

Tarihi eserlerin restorasyonunda kılavuzun önemli bir boşluğu doldurduğuna dikkati çeken Şahin, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Bu fikir önüme geldiğinde önemli bir boşluğu dolduracağına inandım. Herkes bir şeyler yapıyor. Özellikle eski eser restorasyonu konusunda da iyi niyetli şeyler yapılıyor ama çoğu zaman bu iyi niyetli çalışmalar fayda yerine zarar verilebiliyordu. Teknik hesap yoktu. Uygulamacı nasıl hareket edebileceğini, hangi tekniğe göre, hangi mevzuata göre hareket edeceğini çok bilemiyordu. Kılavuz, istişareler sonucunda özellikle mevzuatın da bir arada olması, bir anlamda bir check-list gibi bir kılavuzun oluşturulması, kimin hangi aşamada ne yapabileceğini, hangi tekniği ya da mevzuata uygun olması gerektiğini bulabileceği bir eser oluşsun diye tasarlandı. Zannediyorum amacına da hizmet etmiş oldu.''

İtalyan tecrübesinin de hazırlanan çalışmada çok önemli olduğunu aktaran Şahin, Türkiye'ye özgün sorunların Türkiye tarafından belirlendiğini belirtti. Şahin ayrıca, bu çalışmaların, hem Kültür ve Turizm Bakanlığına hemde TBMM'ye yön vereceğinin altını çizdi.


Diğer Haberler


Arkeolojik Haber