Tunus'ta Usta Eller Yüzyıllık Hasır Örücülüğü Geleneğini Yaşatıyor

Tunus'un kuzeydoğusundaki Nabil kentinde yüzyıllardır sürdürülen hasır örücülüğü, doğal sazlardan üretilen geleneksel ürünlerle yaşamaya devam ediyor. Kuşaktan kuşağa aktarılan zanaat; el emeğine dayalı üretim süreçleri, özgün motifleri ve turizmin sağladığı ekonomik katkıyla kültürel mirasın önemli bir parçası olmayı sürdürüyor. Ustalar ise bu kadim sanatın geleceğinin genç kuşakların ilgisine bağlı olduğuna dikkat çekiyor.

Sazdan Kültürel Mirasa Uzanan Yolculuk
Tunus'un kuzeydoğusundaki Nabil kenti, tarihi çarşısı ve geleneksel el sanatlarıyla ülkenin önemli kültür merkezlerinden biri olmayı sürdürüyor. Dar sokaklara yayılan saz kokusu, bölgede yüzyıllardır yaşatılan hasır örücülüğü geleneğinin günümüzde de aynı özenle devam ettiğinin en somut göstergeleri arasında yer alıyor.
Özellikle yaz aylarında yerli ve yabancı turistlerin yoğun ilgi gösterdiği kentte, doğal sazlardan üretilen hasırlar, seccadeler, çantalar, şapkalar, sepetler ve dekoratif eşyalar hem gündelik yaşamda kullanılıyor hem de kültür turizminin dikkat çeken ürünleri arasında bulunuyor.

Nabil'in tarihi çarşısına yakın atölyelerde üretim sabahın erken saatlerinde başlıyor. Kurutulmuş sazlar önce kalınlıklarına göre ayrılıyor, ardından deneyimli ustalar tarafından geleneksel ahşap tezgâhlarda tek tek örülüyor. Büyük hasırlar daha sonra kullanım amacına göre kesilerek farklı ürünlere dönüştürülüyor. Üretimin tüm aşamaları tamamen el işçiliğine dayanıyor.

Atölye sahibi Usame eş-Şelali, ailesinin bu zanaatı dedelerinden miras aldığını belirterek, üretimde kullanılan sazların Kayrevan ile Monastır'ın Muknin bölgesindeki sulak alanlardan toplandığını ifade ediyor. Hasat edilen sazların üç ila altı ay boyunca doğal ortamda kurutulduğunu, ardından depolanarak ihtiyaç duyuldukça işlendiğini söyleyen Şelali, büyük ebatlı bir hasırın tamamlanmasının yaklaşık sekiz ila dokuz ay sürdüğünü aktarıyor.

Geleneksel Motifler Kültürel Kimliği Yansıtıyor
Hasır üretiminde kullanılacak sazlar mayıs ile ağustos ayları arasında toplanıyor. Güneşte kurutulan bitkiler arasından en kaliteli saplar seçiliyor. Doğal renkleri korunacak sazlar ayrılırken, desenlerde kullanılacak olanlar kırmızı, sarı, yeşil ve kahverengi tonlarında boyanıyor.

Geleneksel tezgâhlarda örülen ürünlerde nar, deve ve Tunus kültürünü simgeleyen motiflere yer veriliyor. Bu desenler yalnızca estetik bir tercih değil, aynı zamanda kuşaktan kuşağa aktarılan kültürel belleğin önemli bir parçası olarak kabul ediliyor.

Üretimin sonunda hazırlanan büyük hasırlar evlerde ve camilerde kullanılacak ürünlere dönüştürülürken, diğer bölümlerden çanta, şapka, sepet, abajur ve dekoratif eşyalar hazırlanıyor. Tamamı doğal malzemelerden üretilen bu ürünler, sürdürülebilir geleneksel üretimin de örnekleri arasında gösteriliyor.

Turizm Geleneği Destekliyor, Ustalar Gelecekten Endişeli
Yaklaşık 40 yıldır hasır örücülüğü yapan Halil bin Mahmud ise mesleği çocukluk yıllarında babası ve dedesinden öğrendiğini belirtiyor. Bir dönem farklı işlerde çalışmasına rağmen yeniden aile mesleğine döndüğünü ifade eden Mahmud, hasır örücülüğünün yalnızca ekonomik bir faaliyet değil, aynı zamanda aile mirası olduğunu vurguluyor.
Sabır ve uzun emek gerektiren bu zanaatta günün büyük bölümünü tezgâh başında geçirdiklerini söyleyen Mahmud, gençlerin daha kolay gelir sağlayabilecekleri mesleklere yönelmesi nedeniyle yeni usta yetişmediğine dikkat çekiyor. Buna rağmen dedelerinden devraldıkları bu kültürel mirası gelecek kuşaklara aktarmayı görev olarak gördüklerini dile getiriyor.

Nabil'in tarihi çarşısındaki atölyeler özellikle yaz sezonunda turistlerin uğrak noktaları arasında yer alıyor. Ustalar, satışlarının önemli bölümünü turizm döneminde gerçekleştirdiklerini ve doğal malzemelerden üretilen geleneksel ürünlere olan ilginin her yıl arttığını belirtiyor. Böylece hasır örücülüğü, yalnızca ekonomik bir faaliyet olmanın ötesinde Tunus'un yaşayan somut olmayan kültürel mirasının önemli temsilcilerinden biri olarak varlığını sürdürüyor.
 


Benzer Haberler & Reklamlar