Helena

Helena kimdir?

Helena: Zeus ile Leda'nın kızı, Dioskur'lar ile Klytaimestra'nın kardeşi, Menelaos'un karısı.

Zeus'un, ölümlülerden olmuş kızları içinde en ünlüsü.

Güzel Helena. Bir efsaneye göre bir yumurtadan doğdu (Leda). Troia kralının oğlu Paris tarafından kaçırılışı (Eris), Troia'ya karşı savaş açılmasına sebep oldu.

Troia'nın düşmesinden sonra Menelaos ile Sparta'ya döndü.

Homeros'taki bu version yanı sıra, bir de bir Attika efsanesi vardır: Ona göre, Helena, Theseus tarafından kaçırılmış, Dioskur'lar tarafından kurtarılmıştı. (Halk inanışında Helena: Dioskur'lar).

Daha sonraki şairler için Helena, vefasız, baştan çıkarıcı, fitne yaratıcı, çok güzel bir kadın sembolü oldu.

Şair Stesikhoros (MÖ 640-555) 'un, Helena'yı kötülediği için gözleri kör edilerek cezalandırıldığı, sonra da görüşlerinden cayıp Helena'ya bir övgü yazdığı için gözlerinin görmiye başladığı söylenir. Şiirinde Helena'nın Mısır'a götürüldüğü, Paris'in Troya'ya kaçırdığı kadının ise, sadece bir hayal olduğu yazılıdır.

Euripides, "Helena" tragediasında bu "Mısır'daki Helena" version'unu kullandı: "Helena'nın Paris tarafından kaçırılmadığı gibi, Troya'ya da asla gitmediği, Yunanlılar bir hayal için dövüşürlerken asıl Helena'nın Mısır'da yaşadığı" üzerinde durdu.

Mitosa göre Helena'nın Paris tarafından kaçırılmasına sebep olan Eris, kavga tanrıçasıdır ve Ares'in kız kardeşidir.

Peleus ile Thetis'in düğününde, üzerine "en güzel kadına" diye yazdığı altın bir elmayı misafirlerin arasına atıverdi. Hera, Athena, Aphrodite, elmayı çekişmiye başlayınca Zeus, Troya kralı Priamos'un oğlu Paris'i hakem tayin etti. Üç tanrıça, birçok şeyler vadederek Paris'i kandırmıya çalıştılar. Paris, elmayı, kendisine en güzel kadını vadeden Aphrodite'ye verdi. Aphrodite, Güzel Helena'nın kaçırılmasında Paris'e yardım etti. Troya savaşı da böylece, Eris yüzünden çıkmış oldu.

 

2. Helena:  Yunan efsanelik kişilerinin en ünlüsü, güzeller güzeli Helena (ya da Homeros'un deyimiyle Helene) bin bir masal ve öyküye kahraman olmakla kalmamış, kişiliği de sonsuz tartışmalara yol açarak, çeşitli görüş ve yönlerden yorumlanmıştır.

Helena'nın kişiliğinde ilkçağ Yunan dünyasının güzele düşkünlüğü dile geldiği gibi, güzel ve iyi, yani estetik değerlerle etik, ahlak değerleri arasındaki karşıtlık da yansımaktadır. Nitekim Homeros'tan sonraki şair ve yazarlar (aralarında Platon da vardır) bir kadının bunca savaşlara, Doğuyla Batı arasındaki bu çapta bir çatışmaya etken olabilmesini ahlakdışı görüp, Helena'nın kaçırılması olayını olduğundan başka türlü anlatmak yoluna gitmişlerdir. Helena'yı yaratan Homeros'tur, bu tip en duru, en arı ve en canlı olarak destanlarında canlanmaktadır, öyle ki sonraki yorumlar bile hep İlyada ve Odysseia'da atılmış anlatım temellerine dayanır. Onun içindir ki, Helena'nın öykülerine, efsanelerine girişmeden, bu güzelin Homeros destanlarında nasıl karşımıza çıktığını bir görelim.
Troya ovasındaki savaşın en kızgın bir anıdır. Menelaos'la Paris teke tek savaşa girişecekler ve kazanan Helena'yı alıp götürecektir, böylece bu bitmez tükenmez savaş
 kendiliğinden sona erecektir. Başlarında Troya kralı Priamos olmak üzere ihtiyarlar Batı kapısının üstündeki kulede savaşı seyretmektedir. Birden Helene görünür (İl. 111, 154 vd.):
Helene'nin görünce çıktığını kuleye
şu kanatlı sözleri söylediler usulcacık: "Troya'lılarla Akha'ların, böyle bir kadın için
yıllardır acıçekmelerihiçdeayıpdeğil.
Yüzüne bakan ölümsüz tanrıçalara benzetir onu.
Ama gene de binse gemiye keşke gitse, gitse de, bizi, çocuklarımızı belaya sokma sa".
Priamos da tatlı tatlı konuşur Helene ile, şöyle seslenir:
Buraya, yanıma gel kızım, otur şöyle, gör bak işte, eski kocan, hısım, akraban, dostların.
Bence suçlu sen değilsin, tanrılar asıl, onlar yığdı başıma kan ağlatan savaşı.
Bundan daha uygarca, daha insanca bir görüş, bir davranış akla gelmez ve böylesini yaklaşık üç bin yıl önceki bir metinde bulmak şaşırtır insanı. Ne var ki bu uygarlık, bu insanlık yalnız Troya'lılara vergidir, Akha'larsa sert, kaba, hodbin, Yunan deyimiyle barbardırlar. Helene bir Troya'lı gelin olmuştur, odasında hanım hanımcık kumaş dokuyan, güzelim nakışlar yaparken yurdunu, eski kocasını, kızını düşünen ve özlem çeken bir kadındır. Kendi kendini suçlar. Priamos'un sözlerine şöyle karşılık verir (İl. m,
172 vd.):
Senden hem korkarım, hem sayarım seni, sevgili kaymbabam,

 oğlunla buraya gelmeseydim keşke
evimi barkımı, o nazlı büyüttüğüm kızımı, hısım akrabamı, can yoldaşlarımı bırakmasaydım,
kara ölüme razı olsaydım keşke.
Böyle olmadı ne yapalım ki,
bak eriyip gidiyorum gözyaşı döke döke.
"Köpek gözlü" der kendine. Priamos'a olduğu kadar Hektor'a da sevgisi ve saygısı büyüktür. Ona da aynı pişmanlıkla yakınır (İl. VI, 342 vd.).
Helene tam bilinçli bir insandır. Paris'i eleştirir. Paris'i Menelaos'la teke tek savaştan kaçıran tanrıça Aphrodite'nin çağrısına uymak istemez, Paris'in yatağına dönmekten tiksinir ve tanrıçaya karşı gelecek kadar yiğit ve yüreklidir, meydan okur ona (İl. Ill, 399 vd.):
Gene mi sensin, tanrıça,
neden hep baştan çıkarmak istersin beni? Söylesene, niyetin ne,
beni daha uzaklara, Phrygia'ya,
şirin Meionia'nm bakımlı bir iline götürmek mi?
Oralarda, ölümlülerden bir adamın mı var ki?..
Paris'in yanma kendin git yerleş hadi. Çık,ayrıl tanrılaryolundan,
bir daha ayak basma Olympos'a,
ona bak, dert edin kendine onu,
sonunda da karısı yapsın seni, ya kölesi.
Tanrıya böylesi hakaret başka hiçbir metinde görülmemiştir. Ancak Homeros'un romancıdan farksız derin psikolojik görüşüyle anlaşılabilir.
Odysseia'da Helene saygın bir kraliçe, iyi bir ev kadını ve sevgi dolu bir ana gibi

 görülür. Telemakhos babasını aramaya çıkıp Menelaos'un sarayına varınca, en sıcak, en candan konukseverliği Helene'den görür. Zeki kadın onu kendi çocuğuymuş gibi kucaklar, sever, okşar, babası Odysseus'la ilgili bir sürü anı sayar, olayların da, kendinin de eleştirmesini yapar (Od. IV, 261 vd.).
Üstün bir tavrı, Telemakhos'u anlayan, acılarını paylaşan insanca bir davranışı vardır, ona tekmil acılarını unutturacak bir ilaç verir, kendi eliyle işlediği bir yaşmak verir ve sonunda büyüler delikanlıyı, Telemakhos da Helene'ye bundan böyle bir tanrıça gibi tapacağını söyler (Od. XV, 104 vd.).
Homeros Helena üstüne söylenecek ne varsa hepsini söylemişti, Homeros'un çizdiği Helena portresine kimse bir şey ekleyememiştir. Nesnel düşünceyi, halkoyunu ve Helena'nın başkalarınca eleştirilmesini de İthake çobanı Eumaios'un ağzından yapar (Od.
XIV, 68):
Ah şu Helene bütün soyu sopuyla yok olaydı keşke,
bunca insanın dizlerini kıran bu kadının kökü kurusaydı.
İşte Özetle Homeros'un Helene'si. Ama dediğimiz gibi, her yazar Helena portresine bir şey katmak istemiştir ve efsanesi aşağıda özetleneceği gibi büyüdükçe büyümüştür.
(1) DOĞUŞU.
Helene, Zeus'la Leda'nın kızıdır, "ölümlü" babası Tyndareos'tur, Klytaimestra kız kardeşi ve Dioskur'lar, yani Kastorla Polydeukes erkek kardeşleridir (Tab. 12). En eski metinlerde bu böyledir. Sonraları efsane değişmiş ve Leda'nın yerini Nemesis almıştır. Zeus'tan kaçan öc tanrıçası Nemesis dünyayı dolaşmış ve biçimden biçime girmiş, günün birinde bir kaz oluvermiş, Zeus da bir kuğu kuşuna dönüşüp yaklaşmış ona. Nemesis'in doğurduğu yumurtayı çobanlar bulup Leda'ya getirmişler. Yumurtadan çıkan kızı Leda kendi çocuğu gibi büyütmüş. Efsanenin başka anlatımları vardır: Zeus bir kuğu kuşu biçiminde Leda'nın kendisine yanaşmıştır, Leda bir (ya da iki) yumurta doğurmuş, bundan Helene çıkmış, birinden Helene ile Polydeukes, ötekinden Klytaimestra ile Kastor çıkmış diyenler de var, bir tek yumurtadan Helene, Kastorla Polydeukes'in doğduğu, Klytaimestra'nın da tanrıyla bir ilişkisi olmayıp Tyndareos'un kızı olduğu söylentisi de vardır (Leda, Nemesis, Dioskur'lar).
(2) EFSANELERİ.
Homeros destanlarında bilinmeyen bir efsane, Helene'nin Lekadaimon'da Artemis'e sunu sunarken Atina yiğidi Theseus'un saldırısına uğradığı ve kaçırıldığı öyküsüdür.

 Atina'lılar Helene'yi kabul etmek istemedikleri için, Theseus kızı anası Aithra'nın yanına bırakmış (Aithra). Bir süre sonra, Theseus'la arkadaşı Peirithoos'un yeraltı ülkesine inişlerinden faydalanarak Dioskur'lar gelip kız kardeşlerini geri almışlar. Theseus'un Helene'yi kirletmediği söylenir, bir efsaneye göre ona bir çocuk yapmış ve bu da Agamemnon'la Klytaimestra'nın kızı diye geçinen İphigeneia imiş (İphigeneia).
Yurduna dönünce,, babası Tyndareos başına iş açacağa benzeyen kızını evlendirmek istemiş. Talipler kalabalık gelmişler, bir söylentiye göre 29, bir başkasına göre 99 kişiymişler. Yunanistan'da ne kadar kral oğlu, ne kadar yiğit varsa hepsi istemişler güzellerin güzelini. Yalnız Akhilleus daha evlenecek çağda olmadığı için talipler arasında değilmiş. Tyndareos şaşırmış, ne yapacağını bilememiş. Odysseus ona bir öğüt vermiş: Helene kocasını kendi seçsin, ama seçmeden önce bütün talipler seçeceği adamı korumaya, gerekirse savunmaya ant içsinler. Öyle olmuş ve Helene Menelaos'u seçmiş. Odysseus'a bu hizmetine karşılık İkarios'un kızı Penelopeia'yı vermişler (İkarios).
Helene Lakedaimon'da mutlu bir ömür sürerken, Paris Troya'dan konuk gelmiş Yunanistan'a. Üç Güzeller yarışmasında Aphrodite Troya'lı gence Helene'nin aşkını söz vermişti (Paris). Priamos'un en küçük oğlu da armağanını almaya gelmişti. Menelaos onu bir süre konuklar, sonra kendisi Girit'e, Katreus'un cenaze törenine gitmek zorunda kalır
(Katreus), Paris de Helene ile baş başa kalınca, güzel kadını kaçırır. Helene'yi kandırdı mı, Helene ona gönül verip kaçırılmaya razı oldu mu? Homeros da, öbür yazarlar da bunu pek açıklamazlar. Paris Helene'yi baştan çıkarmakta güçlük çekmemiş olacak, çünkü arkasında Aphrodite vardı ve tanrıçanın buyruğu, istemiydi bu. Ne var ki Paris Helene'yi tek başına kaçırmaz, yanında hazineler, göz kamaştırıcı mallar da alıp götürür. Nitekim Helene'yi geri vermek söz konusu olunca hep bu mallardan da dem vurulmaktadır.
İki sevgilinin Troya'ya kadar olan yolculuğu üstüne kaynaklar çeşitlidir: Üç günde Anadolu kıyılarına vardıkları, yok Fenike'de Sidon şehrine uğradıkları, uzun bir süre
Kıbrıs'ta kaldıkları anlatılır. Ama asıl şaşırtıcı bir efsane, Helene'nin Mısır'da kalışı efsanesidir. Bunu Euripides "Helene" adlı tragedyasında işlemiştir. Efsanenin amacı Helena'nın namusunu kurtarmaktır. Sözde Hera güzellik yarışmasında Aphrodite'ye yenilmeyi sindirememiş, Paris'i Helena'dan yoksun etmek için tıpkı Helena'ya benzeyen bir kadın yaratmış ve Paris'i bu Helena görüntüsüyle Troya'ya göndererek, gerçek Helena'yı Hermes'in kılavuzluğunda Mısır'da kral Proteus'un yanına yollamış. Helena da Troya savaşının sonuna kadar Mısır'da kalmış da, sonra Menelaos gelip onu almış. Tarihçi Herodotos bu anlatımı benimser. Homeros destanlarında böyle bir öykünün izine bile rastlanmaz, yalnız Odysseia'da Helene'nin dönüş yolunda Menelaos'la birlikte Mısır'a uğradıklarından söz edilir (Od. IV, 219 vd.). Helena'nın Mısır'da kaldığı masalı İ.Ö. VI. yüzyılda yaşayan şair Stesikhoros'un "palinodia"sına, yani kendi bir şiirini yalanlamasına dayanmaktadır. Söylentiye göre Stesikhoros Helena'yı kınayan bir şiir yazmış, sonra da gözleri kör olmuş, anlamış ki günah işlemiştir ve ilk şiirini ikinci bir şiirle düzelttikten

 sonra gözleri açılmış. Helena birçok yerlerde tanrıça gibi tapım görürdü.
İlyada'dan sonraki efsanelerde oynadığı rol onu Homeros destanlarındaki kişiliğinden başka bir kişilikle gösterir. Bu efsanelerde Helena Yunanlıların çıkarına yardım eden ve bu uğurda Troya'ya her türlü kötülüğü yapan hain ve belalı bir kadın rolündedir. Paris'ten sonra Deiphobos'la evlenir, sonra Menelaos'u evine alarak Deiphobos'u öldürür, Akha'lara kapıları açar ve Troya katliamını körükler.
Helena üstüne uydurulan mistik bir efsanede de Helena'nın Akhilleus'la evlendiği ve ölümsüzlüğe kavuşup Karadeniz'de Leuke (Beyaz) denilen bir adada yaşadığı anlatılır.
Bütün bu uydurma efsaneler Homeros'un çizdiği Helena portresini karıştırmak ve bozmaktan başka bir işe yaramamıştır.

İlgili Haberler


Benzer Haberler & Reklamlar