Arkeoloji biliminin ve arkeolojik yayıncılığın etik ve politik kör noktaları

Arkeoloji biliminin ve arkeolojik yayıncılığın etik ve politik kör noktaları

Arkeoloji biliminin etik kör noktaları ile arkeoloji yayıncılığının etik kör noktaları aynı sömürgeci ve eşitsizlikçi sistemin parçaları ve 50 yıldır yayın hayatını sürdüren saygın bir derginin kendi özeleştirileri ile ortaya çıkıyor. Arkeolojide sömürgeci miras, bilgi hırsızlığı ve tekrarlanabilirlik tartışmalarına yeni boyut kazandırmak adına ümit verici..

 Arkeolojide Adalet Arayışı: 50 Yıllık Arkeoloji Dergisinin Özeleştirisi

Bilim, teknoloji ve TIP alanlarında uzmanlaşmış, dünyanın en büyük akademik yayıncılık ve veri analitiği şirketlerinden Hollanda merkezli Elsevier tarafından yayınlanan Journal of Archaeological Science (JAS: Arkeolojik Bilimler Dergisi) bu yıl 50. yılını kutluyor. 

50. Yılına özel sayı yayınlayan JAS (Journal of Archaeological Science) yarım asır boyunca yayınladığı makalaleleri esas alarak arkeoloji dünyasındaki gelişmeleri analiz eden ve sorgulayan görüşler içeren özel sayı yayınladı ve arkeolojik dönüşümü sorguladı: Ayrıntılar için Bakınız

Bu makalelerden biri de Efthymia Nikita ve Marcos Martino´n-Torres imzaları ile yayınlanan Next generation archaeological science: From the past to the future (Geçmişten geleceğe yeni nesil arkeolojik bilim) başlıklı makaleydi.  Journal of Archaeological Science dergisinin 50. yılı dolayısıyla yayımlanan kapsamlı değerlendirme makalesi, 1974'ten 2024'e kadar bilimsel arkeolojinin nasıl evrildiğini bibliyometrik veriler üzerinden analiz ederken, gelecek yıllarda alanı şekillendirecek temel eğilimleri de ortaya koyuyordu.

JAS, 1974’teki ilk sayısından bu yana arkeoloji biliminin en önemli yayın organlarından olan derginin 50. yılını ve 12 yıldır baş editörlük yapan Robin Torrence’ın emekliliğini kutlayan özel sayıda, Nikita ve Martinon-Torres, yarım yüzyıllık yayın eğilimlerini bibliyometrik bir mercekle inceliyor

******************************************************

BU HABERE KONU OLAN MAKALENİN KÜNYESİ

Adı: Next generation archaeological science: From the past to the future
Yazarları: Efthymia Nikita (Cyprus Institute) ve Marcos Martinon-Torres (Cambridge Üniversitesi)
Yayın Yeri: Journal of Archaeological Science, 50. Yıl Özel Sayısı
Yayın Tarihi: Ağustos 2026

******************************************************

Ancak makalenin içeriğinde Arkeolojikhaber ekibi olarak dikkatimizi çeken özel bir ayrıntı vardı ve sizin de ilginizi çekeceğinize inandığımız için buraya özel odaklanmayı tercih ettik. Makade yazarlar, "arkeoloji bilimindeki etik ve politik kör noktalar" olarak tanımlanan olgulara dikkat çekiyordu. Biz bu noktaları iki ayrı başlığa ayrıştırmayı terch ettik: Arkeoloji biliminin etik kör noktalarını (saha/lab uygulamaları) ve arkeoloji yayıncılığının etik kör noktalarını (akademik dergi politikaları) birbirinden ayırdık, ancak yazarların ifade ettiği gibi her ikisinin de aynı sömürgeci ve eşitsizlikçi sistemin parçaları olduğunu gözden kaçırmamak gerekiyor.

Her ne kadar makale Journal of Archaeological Science dergisi makaleleri temel alınarak oluşturulsa da ortaya çıkan sorunların evrensel olduğu ve ülkemiz yayıncılığının da bundan soyutlamayacağı aşikar. (Hatta ülkemiz yayıncılığında son yıllarda politik itki ile arkeoloji biliminin turizme kurban edilmesi gibi özel sorunlar da olduğunu itiraf etmekte yarar var)  

A. ARKEOLOJİ BİLİMİNİN (Saha ve Laboratuvar Uygulamalarının) ETİK VE POLİTİK KÖR NOKTALARI

Bu maddeler, doğrudan kazı alanında, laboratuvarda, örnek toplama ve yorumlama süreçlerinde ortaya çıkan sorunlardır.

Sömürgeci örnekleme pratikleri – Küresel Güney’e ait kemik, diş, doku ve eser örneklerinin, yerel izin ve iş birliği yetersizliğiyle Kuzey laboratuvarlarına taşınması. Yerel toplulukların araştırma sürecinden dışlanması – Özellikle invaziv analizler (antik DNA, izotop) yapılırken topluluk onayı alınmaması; sonuçların toplulukla paylaşılmaması. "Moleküler şovenizm" – Antik DNA ve protein gibi genetik/ moleküler verilerin, arkeolojik, dilbilimsel, sözlü tarih ve çevresel kanıtlarla bütünleştirilmeden tek başına "kesin doğru"ymuş gibi sunulması. Paleopatolojide sosyal boyutun ihmal edilmesi – Hastalık ve sağlık çalışmalarında metodolojik doğruluğa odaklanılırken; toplumsal cinsiyet, yaşam döngüsü, eşitsizlik, şiddet ve topluluk sağlığı gibi sosyal yorumların geri planda bırakılması. Biyolojik-kültürel ikiliğinin (dualizm) aşılamaması – İnsan kalıntıları "biyolojik veri" olarak görülürken, bu verilerin ait olduğu kültürel, tarihsel ve politik bağlamın yeterince irdelenmemesi. "Apolitik" olma yanılgısı – Araştırmacıların kendi çalışmalarının politik sonuçlarını görmezden gelmesi; sonuçların başkaları tarafından politik amaçlarla kullanılabileceğine dair farkındalık eksikliği. Tek bir "büyük anlatı"ya odaklanıp küçük ölçekli çalışmaları değersizleştirme – Fon kurumlarının stratejik öncelikleri nedeniyle, tek bir alan veya nesne üzerine yapılan titiz çalışmaların yeterince desteklenmemesi. Veri yorumunda önyargı ve gürültüyü göz ardı etme – İzotop ve diğer analizlerde, örnek bütünlüğü, model varsayımları ve peyzaj kaynaklı değişkenlik (gürültü) yeterince hesaba katılmadan kesin yargılara varılması.

B. ARKEOLOJİ YAYINCILIĞININ (Dergi, Hakemlik, Yayın Politikalarının) ETİK VE POLİTİK KÖR NOKTALARI

Bu maddeler ise makalenin yayınlandığı platformun (JAS) ve genel olarak akademik dergi ekosisteminin eleştirel olarak sorguladığı noktalardır.

Yazarlık ve temsil eşitsizliği – 50 yıllık bibliyometrik verilerde Afrika, Asya, Latin Amerika ve Pasifik kökenli araştırmacıların JAS'ta ciddi oranda temsil edilmemesi. Bilgi üretiminin coğrafyasının Kuzey merkezli kalması – Makalelerin çoğunlukla Küresel Kuzey kurumlarından gelmesi; Küresel Güney'deki araştırmaların ise genellikle Kuzey'li araştırmacıların "uzman" olarak devreye girmesiyle yayımlanması. Hakemlik süreçlerindeki yapısal önyargı – Yerel dillerdeki veya bölgesel öncelikli sorulara odaklanan çalışmaların, İngilizce ve Kuzey merkezli literatürle uyumlu olmadığı gerekçesiyle dezavantajlı konuma düşmesi. Veri paylaşımı ve tekrarlanabilirlik standartlarının geç benimsenmesi – JAS'ın veri paylaşımını zorunlu kılması ve tekrarlanabilirlik uzmanları ataması ancak son yıllarda gerçekleşti; bu, uzun yıllar boyunca yayımlanan çalışmaların denetlenebilirliğini zayıflattı. "Heritage science" (miras bilimi) ile arkeoloji bilimi arasındaki sınırın muğlaklığı – JAS, yalnızca arkeolojik soru odaklı çalışmaları yayımlamayı tercih ederken, koruma ve yönetim odaklı çalışmaları başka dergilere yönlendiriyor; bu da iki alan arasındaki potansiyel sinerjiyi zayıflatıyor. Makalelerde "geniş etki" beklentisinin daraltıcı etkisi – Derginin, makalelerin güncel toplumsal sorunlarla ilişkilendirilmesini teşvik etmesi olumlu olsa da, "yüksek etki" kaygısıyla temel bilim ve keşif odaklı çalışmaların geri plana itilmesi riski. Dergi özel sayılarının coğrafi ve tematik dağılımında dengesizlik – Özel sayıların çoğunlukla Kuzey merkezli temalar ve bölgeler üzerine inşa edilmesi; Güney'in kendi araştırma gündemlerinin özel sayı olarak şekillendirilmesine daha az fırsat tanınması. Yayıncılıkta "açık erişim" masrafının eşitsizlik üretmesi – Makale işlem ücretleri (APC) nedeniyle Güney'deki araştırmacıların açık erişimli yayın yapma şansının kısıtlanması (makalede doğrudan geçmese de dolaylı olarak atıfta bulunulan bir sorun). Arkeoloji Yayıncılığında “Ne Bulduk”tan “Kim Buldu, Kim Dışlandı?”ya

50 Yıllık Arkeolojik Yayın Yolculuğu: Makalenin çarpıcı tespitlerinde biri, ilk on yılda ağırlıklı olarak çevre arkeolojisi ve malzeme analizlerine (seramik, metal, yontmataş) odaklanan makalelerin, 1980’lerin sonundan itibaren yerini izotop çalışmalarına bırakması. Özellikle Ambrose’un 1990 tarihli kemik kollajeni hazırlama yöntemi, derginin en çok atıf alan makalesi olarak öne çıkıyor.. 2000’li yıllarla birlikte bilgisayarlı yöntemler, 3D belgeleme, uzaktan algılama ve Lidar gibi teknolojilerin yanı sıra radyokarbon verilerinin yeniden analiz edildiği “miras veri” çalışmaları da listeye giriyor. Son on yılda ise palaeoproteomik (eski protein analizi) gibi yeni alanların ilk sinyalleri görülmeye başlanıyor

Yöntem Tartışmaları: İstatistik ve “Kara Kutu” Endişesi

Makalenin ikinci bölümü, özel sayıdaki makaleler üzerinden arkeoloji biliminin geleceğine dair bir yol haritası çiziyor. Bu haritanın en dikkat çekici unsurlarından biri, istatistiksel yöntemlere yönelik sert eleştiriler. Vaiglova (2025), arkeolojinin uzun süredir “sıfır hipotez anlamlılık testine” olan bağımlılığını beş başlıkta ele alırken; Crema (2025) ise çok düzeyli modeller, eksik veri yönetimi ve simülasyon tabanlı çıkarım gibi yöntemlerin arkeolojide hâlâ yeterince kullanılmadığını belirtiyor

Özellikle makine öğrenmesi ve bilgisayarla görü alanındaki çalışmalar, Orengo ve Berganzo-Besga’nın ortak çağrısıyla “kara kutu” olmaktan çıkarılmaları gerektiğini vurguluyor: Algoritmaların şeffaflığı, eğitim verilerinin önyargıları ve etik boyutları artık vazgeçilmez başlıklar. Buna ek olarak, O’Connell ve Huisman’ın izotop çalışmalarına getirdiği uyarı da önemli: “Gürültü” – ister örnek bütünlüğü, ister model varsayımları veya peyzaj kaynaklı değişkenlik olsun – mutlaka hesaba katılmalı; aksi halde büyük örneklemler dahi yanıltıcı sonuçlar verebilir

“Moleküler Şovenizm” ve Sömürgeci Miras: Kimin Geçmişi, Kimin Verisi?

Makalenin en çarpıcı bölümlerinden biri, arkeoloji bilimindeki etik ve politik kör noktaları deşifre ediyor. Matisoo-Smith ve Gosling (2025), Pasifik’teki insan kalıntılarından alınan eski DNA çalışmalarında “moleküler şovenizm” uyarısında bulunuyor: Genomik sonuçların, arkeolojik, dilbilimsel, sözlü tarih ve çevresel kanıtlarla birlikte yorumlanması gerektiğini, aksi takdirde yerel toplulukların dışlanabileceğini belirtiyorlar

Daha geniş bir perspektiften Grauer ve Gowland (2025), 50 yıllık paleopatoloji yayınlarını ele alarak, metodolojik makalelerin baskın olduğunu, buna karşılık toplumsal cinsiyet, yaşam döngüsü ve topluluk sağlığı gibi sosyal olarak bilgilendirilmiş yorumların marjinalleştiğini gösteriyor

Yazarlar, “Tek Sağlık Paleopatolojisi” gibi insan-hayvan-patojen-çevre etkileşimlerini merkeze alan yeni paradigmalara ve etik hesap verebilirliğe acil ihtiyaç olduğunu vurguluyor. Mitchell (2024) ise parazit kalıntıları üzerinden benzer bir çağrı yaparak, sistematik örnekleme ve standart raporlamanın önemine dikkat çekiyor

4. Küresel Eşitsizlik ve Açık Bilim: Veri mi, İktidar mı?

Makalenin son bölümü, arkeoloji biliminin en kanayan yarasına parmak basıyor: Küresel Kuzey ile Küresel Güney arasındaki uçurum. Rehren (2025), JAS’taki 50 yıllık yazarlık verilerini incelediğinde, Afrika, Asya, Latin Amerika ve Pasifik’ten gelen araştırmacıların hâlâ ciddi oranda temsil edilmediğini ortaya koyuyor. Bu durum, yalnızca bir temsil sorunu değil; aynı zamanda bilgi üretiminin coğrafyasını da yeniden üreten yapısal bir eşitsizlik.

Killick’in (2015) “arkeoji biliminin ergenlik çağı” tanımlamasına atıfla, yazarlar artık olgunluk dönemine girildiğini ancak bu olgunluğun yapısal reformlarla taçlandırılması gerektiğini savunuyor. Önerilen çözümler arasında, taşınabilir ve düşük maliyetli analiz tekniklerinin geliştirilmesi, Güney ülkelerindeki laboratuvar altyapısına doğrudan yatırım ve “ülke içinde analiz” kapasitesinin artırılması yer alıyor.

Marwick (2025) ise tekrarlanabilirliği arkeolojinin bilimsellik statüsünün belirleyicisi olarak konumlandırıyor ve JAS’ın yeni atadığı “Tekrarlanabilirlik Uzmanları” ile veri ve kod paylaşımını zorunlu kılan politikalarını örnek gösteriyor. Dergi, 2023’te başlattığı “Tekrarlanabilirlik Ödülü” ile açık bilimi teşvik ederken, FAIR ilkelerine (bulunabilirlik, erişilebilirlik, birlikte çalışabilirlik, yeniden kullanılabilirlik) uyum sağlanmasını da şart koşuyor

Yaşar İliksiz - Arkeolojikhaber.com


Benzer Haberler & Reklamlar