Hatay  Kültür Envanteri

Hatay Kültür Envanteri

Hatay Kültür Envanteri

St. Pierre Kilisesi

Antakya’nın kuzeydoğusunda, Küçükdalyan Beldesi sınırları içerisinde yer alan ve günümüzde Habib-i Neccar adıyla bilinen dağın eteğinde kente hâkim bir konumda yer alan St. Pierre Kilisesi, Antakya Kalesi’nin de yer aldığı geniş bir araziye yayılmıştır.

Kilise, Hıristiyanlığın yayılma döneminden bugüne kadar özelliğini kaybetmeden ayakta kalan tek yapıdır. Stauris (Hac) Dağı’nın eteğinde, eni 9,5 metre, derinliği 13 metre ve yüksekliği 7 metre olan mağarada, Hz. İsa’nın havarilerinden St. Paul, St. Pierre ve Barnabas ilk Hıristiyan cemaati ile toplanarak vaaz vermiştir. Mağaranın döşemesinde 5. yüzyıla ait mozaik parçaları ile sunağın sağındaki duvarda bir zamanlar duvarı tümüyle kaplayan fresklerden kalan izler bulunmaktadır.

Sunağın sol tarafında yer alan ve kilisenin içine açılan tünel, ani baskınlardan kaçarak dağa saklanmak amacıyla kullanılıyordu. Haçlılar döneminde birkaç metre daha uzatılan kilise iki kemerle ön cepheye bağlanmıştır. Yerel malzeme ile yapılmış olan ön cephe 1863 yılında Papa IX Pius'un isteği üzerine Kapuçin Rahipleri tarafından restore edilmiştir. Bu restorasyona III. Napolyon yardımda bulunmuştur.

Sunağın sol tarafında yer alan ve kilisenin içine açılan tünel, ani baskınlardan kaçarak dağa saklanmak amacıyla kullanılıyordu. Haçlılar döneminde birkaç metre daha uzatılan kilise iki kemerle ön cepheye bağlanmıştır. Yerel malzeme ile yapılmış olan ön cephe 1863 yılında Papa IX Pius'un isteği üzerine Kapuçin Rahipleri tarafından restore edilmiştir. Bu restorasyona III. Napolyon yardımda bulunmuştur.

Dünyanın ilk katedrali kabul edilen ve 1963 yılında Papa IV. Paul’un Hıristiyanlar için Hac yeri olarak ilan ettiği bu mağarada, özellikle her yıl 29 Haziran günü, civardan ve uzak illerden gelen din adamları ve kalabalık bir cemaatin katıldığı ayinler yapılır. Bu törenlere Vatikan'dan bir temsilci katılır. St. Pierre Kilisesi’nin en önemli özelliği Hıristiyan dünyasının ilk kiliselerden biri olması ve Hıristiyan adının ilk kez burada ortaya çıkmasıdır.

Habib-i Neccar Camisi

Antakya’da bulunan tarihi cami, Anadolu’da inşa edilen ilk cami olarak bilinir. Cami Roma dönemine ait bir pagan tapınağının üzerine inşa edilmiştir.

İslam Devleti’nin lideri Halife Ömer’in komutanlarından Ebu Ubeyde Bin Cerrah’ın  636 yılında Antakya’yı fethettiği dönemin simgesi olarak, Habib-i Neccar’ın mezarının bulunduğu yerde, bir cami inşa edilmiştir. 

1098 yılında Haçlıların eline geçen ve 1099’da Antakya Prensliği olarak değişen şehir, Memluk Sultanı Melik Zahir Baybars tarafından ele geçirilince cami tekrar yapılmıştır. Caminin medrese duvarlarında üzerinde Baybars’ın adı olan bir kitabe bulunur. Depremlerden zarar gören cami ve minaresi birçok kez yenilenmiştir.

Günümüzde görülen cami bir  Osmanlı Dönemi eseridir ve etrafı medrese odaları ile çevrilidir. Avlusunda 19. yüzyıla ait bir şadırvan bulunur. Caminin kuzeydoğu köşesinde  Antakyalı Habib-i Neccar’ın türbesi bulunur.

Titus Tüneli 

Büyük İskender’in ölümünün ardından Antakya ve yakın çevresi Büyük İskender’in generallerinden Antigonos’un hakimiyetine girer ve M.Ö.307 yılında, yeni bir kent olan Antigoneia kurulur. M.Ö.300 yılına kadar başkent olarak varlığını sürdüren kent, gelişimini tamamlayamadan M.Ö.300 yılında Antiokheia’nın kurulması ile terk edilir. Samandağ, Çevlik’te daha önceleri kurulan Seleukeia Pieria ile birlikte Antiokheia, büyük ölçüde bölgeyi ve Seleukos Krallığı’nı kontrol altında tutma fikriyle kurulmuştur. Seleukeia Pieria bir liman kenti olarak büyürken, Antiokheia Krallığın başkenti olarak ön plana çıkmıştır.

Bol yağışlar sonrası gelen seller, zamanla Seleukeia Pieria liman kentini tahrip etmeye ve alüvyonla doldurup kullanılmaz bir hale getirmeye başlayınca, İmparator Vespasianus döneminde dağın bir bölümünü delerek bir tünel açılması ve sellerin getireceği alüvyonlardan kurtarılması düşünülmüştür. İmparator Vespasianus (MS.69–79) zamanında başlanan çalışmalar, oğlu İmparator Titus (MS.79–81) zamanında tamamlanmıştır. Derenin önü bir duvarla kapatılmış ve sel suları, uzunluğu 1380 m olan bir kanal vasıtası ile limandan uzağa yönlendirilmiştir. Bu kanalın 130 m uzunluğundaki bir bölümü kayalara oyularak yapılmış olan 7 m yüksekliğinde ve 6 m eninde kapalı bir tünel şeklindedir ve yaptıran imparatorların adları ile (Titus-Vespasianus Tüneli) bilinir. Tünelin deniz tarafındaki girişinin yakınında kaya mezarları bulunmaktadır.

Titus Kaya Tüneli:(Çevlik) Samandağ ın 5 Km. kuzeyinde denize hakim yamaçlarda M.Ö. 300 yıllarında Seleuykos Nikator tarafından kurulan ve kurucusunun adı ile anılan antik kenttir. Kentin, dağın hemen bitiminde, dağdan gelen derelerin ağzında bir iç limanı vardı. Sellerin bu limanı doldurması tehlikesi ortaya çıkınca imparator Vespasianus zamanında dağ delinerek bir tünel açılması kararlaştırıldı. Tünel Titus zamanında tamamlandı ve derenin önü bir duvarla kapatılarak sel suları , yüksekliği 7 mt. genişliği 6 mt olan bu tünel vasıtası ile uzaklara akıtıldı , böylece limanın dolması engellenmiş oldu. 130 mt si tünel , kalanı açık kanal halinde olan tünelin uzunluğu girişten Çevliğe kadar 1380 mt. dir.

Tünelin deniz tarafındaki girişine göre sağ tarafta , 100 Mt. kadar uzaklıkta kaya mezarları vardır burada kayalara oyulmuş mağaraların içinde bulunan çok sayıda mezarın en çok ilgi çekeni , çukurun tabanındaki geniş mağaradır. içinde çok sayıda mezar bulunan bu mağara diğerlerinden farklı yapılmış yüksek ve gösterişli bir mezar yüzünden halk arasından ''Beşikli Mağara'' olarak anılmaktadır. 

Beşikli Mağara

Samandağ, Çevlik Köyü’nde deniz kenarında 300 hektarlık bir alana yayılan "Seleukeia Pieria" (Pieria'daki Seleukeia) antik kentinin en önemli kalıntılarından birisi olan Beşikli Mağara tamamen kayaya oyulmuş bir mezar kompleksidir. Yöre halkı tarafından, mezar adasının içinde yan yana aynı boyutlarda işlenerek biçimlendirilmiş üzeri düz çatılı iki taş sandukalı mezardan ötürü “Beşikli Mağara” olarak adlandırılmıştır. 18. ve 19. yüzyıl seyyahları seyahat kitaplarında burayı Krallar Mezarı olarak tanımlanmış ve W.Bartlett gravürlerini çizmiştir.

Mezar adasının bulunduğu alan, eski çağda ölüler şehri olarak adlandırılan bir nekropol alanı olarak düzenlenmiş, mezar adasının bulunduğu kayalık yamacın kuzey, doğu ve güney yanında kayalık içine işlenmiş mezar odaları çevrelenmiştir. Beşikli Mağara anıt mezarı, birbiriyle bağlantılı dört mekândan, tabana ve yan duvarlara oyulan pek çok mezar yatağından oluşmaktadır. Mağara yapısının tavanında istiridye ve sarmaşık şeklinde süslemeler bulunmaktadır.Büyük İskender’in ölümünün ardından Antakya ve yakın çevresi Büyük İskender’in generallerinden Antigonos’un hakimiyetine girer ve M.Ö.307 yılında, yeni bir kent olan Antigoneia kurulur. M.Ö.300 yılına kadar başkent olarak varlığını sürdüren kent, gelişimini tamamlayamadan M.Ö.300 yılında Antiokheia’nın kurulması ile terk edilir. Samandağ, Çevlik’te daha önceleri kurulan Seleukeia Pieria ile birlikte Antiokheia, büyük ölçüde bölgeyi ve Seleukos Krallığı’nı kontrol altında tutma fikriyle kurulmuştur. Seleukeia Pieria bir liman kenti olarak büyürken, Antiokheia Krallığın başkenti olarak ön plana çıkmıştır.

Seyyahların seyahatnamelerinde adı geçen Beşikli Mağara mezar anıtının büyük ihtimalle 18. yüzyıl öncesinde tamamen açıldığı ve soyguncular tarafından talan edildiği söylenebilir. Eski kayıtlara göre M.S 6. yüzyılda yaşanan iki büyük deprem felaketi ile yerle bir olan kentten günümüze kalan en önemli kalıntılardan biri olan Beşikli Mağara,  nadir bir eserdir. Seleukeia Pieria'nın Roma döneminde Doğu Akdeniz'in iki büyük liman şehrinden birisi olduğuna, eski kaynaklara göre zenginliği ve refahı ile birçok kenti geride bıraktığına tanıklık eden anıt, kentin gücünü ve özgün yaratıcılığını yansıtan bir eser olarak değerlendirilmelidir.

Payas Sokullu Külliyesi

Adana-Antakya karayolunun 107. kilometresinde, Dörtyol ilçesi'ne bağlı bir bucak olan Payas (Yakacık)'da bulunan Sokullu Mehmet Paşa Külliyesi, İstanbul Halep-Şam-Hicaz yolu üzerinde konumlandırılmış bir 'Menzil Külliyesi'dir. Bu yol, buharlı gemilerin kullanılmaya başlandığı döneme kadar, Sürre alaylarının ve dolayısıyla Hicaz'a giden hacıların kullandığı bir güzergâhtı. Buharlı gemilerin devreye girmesinden sonra ise Sürre Alayları, Beyrut üzerinden Şam'a ve oradan da Hicaz'a gitmeye başladılar.
Külliye, bu güzergâhı kullanan hacı kervanları ile ticaret kervanlarının, limanın ve askeri birliklerin güvenliğini sağlamak amacıyla, II. Sultan Selim döneminde (1566–1574) inşa edilmiş ve yörenin en büyük yapı kompleksidir. Külliyenin inşası 1574'de tamamlanmıştır.

Kale hariç, Sokullu Mehmet Paşa Külliyesi toplam 14.902 metrekarelik bir alana yayılan ve farklı işlevlere sahip unsurlardan meydana gelmektedir. Külliyenin arastası, kuzey-güney doğrultusunda, 8.5 metreye, 115 metrelik bir aksın iki tarafında yer alan kırk sekiz dükkandan oluşmaktadır. Arasta'nın tam ortasındaki Dua Kubbesi'nin batısında, külliyenin ana girişi, doğusunda ise kervansaray girişi yer alır. Kervansaray, 43 metreye, 50 metre boyutlarındaki bir avlunun üç tarafını saran revakların arkasında yolcular için kapalı mekânlar ve ahırlar ve develiklerden oluşan külliyenin en büyük bölümüdür.

Kervansaray'ın batısında, geçidin iki yanında, üç bölüm halinde, kendi avlularına açılan odaların oluşturduğu tabhaneler (misafirhaneler) vardır. Güneyde ise tabhanelere bitişik olarak inşa edilmiş olan imaret, önünde revakları olan mutfak ve yemek bölümü ve kilerden meydana gelir. Arastanın batı kanadında yer alan Çifte Hamam, klasik bir Osmanlı hamamı mimarisinin özelliklerine sahiptir. Sıbyan Mektebi, Çifte Hamam'a bitişik olarak külliyenin batısında bulunan, iki gözlü ve önü revaklı bir yapıdır.

Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından muhtelif tarihlerde restorasyonu yapılmış olan Payas'daki Sokullu Mehmet Paşa Külliyesi’nde şu anda da ciddi bir onarım faaliyeti devam etmektedir. 

St. Simeon Manastırı

M.S. 6. yüzyılda inşa edilen bu Manastır, Antakyalı St. Simon’un “bir sütun üzerinde 40 yıl yaşadığı yer” olarak ün yapmıştır. Antakya-Samandağ yolu ile Asi Irmağı arasında bir dağ üzerinde yer alan St. Simon Manastırı’na, Değirmenbaşı Beldesi’nden ayrılan yoldan ulaşılır. Manastır, Aknehir Beldesi sınırları içinde 479 metre yüksekliğindeki bir tepeye kurulmuştur.

St. Simon Manastırı ve eklentileri kısmen kayalar üzerine oyulmuş ve kesme taşlardan yapılmış bir yapı olup, 132 metreye, 160 metre ebatlarında dikdörtgen biçimindeki bir alan üzerine yerleşmiştir. Birbirine paralel iki duvarla çevrilmiş ve üç yönden girişi olan (halen iki girişi mevcuttur) manastırın doğu-batı ekseni, bir haç şeklindedir. Bu alan üzerinde St. Simon’un sütununun bulunduğu, merkezi sekizgen avlu çevresinde düzenlenmiş çeşitli manastır yapıları ve üç kilisenin kalıntıları bulunmaktadır. Halen 4 metrelik kaide bölümü mevcut olan sütunun gerçek yüksekliğinin 9,5 metre ya da 12,5 metre olabileceği tahmin edilmektedir.

Manastıra, birbiriyle kesişen doğu-batı ve kuzey-güney eksenleri üzerine oturtulan yapılarla haç şekli verilmiştir. Bu alan üzerinde üç kiliseden başka misafirhane, mutfak, kiler odaları ve sarnıçlar yer almaktadır. Manastıra en yakın su kaynağı 2,5 kilometre uzaklıkta bulunduğu için su ihtiyacı yağmur sularının biriktirildiği sarnıçlarla karşılanmıştır. 

Valilik, St. Simon Manastırı’nda restorasyon çalışmaları yaptırmaktadır.

Bakras Kalesi

Kale, Belen Örençay (Bakras) Köyü’nde, Kızıldağ’ın eteğindedir. Helenistik Dönemde Anadolu - Suriye - Mısır yolunu kontrol etmek amacıyla yapılmıştır. Sonraki dönem-lerde ise Romalılar, Bizanslılar ve Haçlılar tarafından onarılarak kullanılmıştır.

Antakya - İskenderun  karayolunun 25. kilometresinden batıya ayrılan  bir yoldan devam edildiğinde, 7 - 8 kilometre uzaklıkta bulunmaktadır. Belen’e bağlı Bakras Köyü kalenin alt tarafında kurulmuştur.  Kale, iki taraflı derin vadilere ayrılan, çok sarp bir tepenin üzerine konumlandırılmıştır ve Bakras Köyü’nün güney tarafından bir patika ile ulaşılmaktadır. Doğu cephesinde yer alan giriş kapısına ise, yine bir patika ile ulaşmaktadır.

Etrafı 2 metre kalınlığında surlarla çevrili olan Bakras Kalesi çok katlı bir tarzda yapılmıştır ve örtü sistemleri kemerlidir. İç bölümlerde pek çok avlu, galeri, oda, su künkleri gibi alanlar bulunan yapı, yüksek sur duvarları ve burçlarıyla ovaya hâkim bir konumdadır.

Bizans Döneminde içerisine bir de kilise yapılmış olan kale, Yavuz Sultan Selim’in Mısır seferi sırasında Osmanlıların eline geçmiştir.

Bakras Kalesi’nin restorasyon çalışmaları Hatay Valiliği tarafından yaptırılmaktadır 

Issos Antik Kenti

Hatay İli’nin, Erzin İlçesi, Gözeneler mevkiinde yer alan İssos (Epiphaneia) Antik Kenti’nde ilk olarak kurtarma kazılarına 2006 yılında başlamış ve çalışmalar 2008, 2010 ve 2011 yıllarında devam etmiştir. Kazı çalışmaları ilk etapta Geç Roma Dönemine ait mozaik kurtarma kazısı olarak planlanmıştır fakat daha sonra genişletilerek Geç Roma dönemine ait hamam kazısını da içermiştir. Geç Roma Dönemine ait hamamın ısı bölümleri, havuz, su sistemleri, dükkânlar ve Artemis’e ait mozaikler ortaya çıkartılmıştır. 2011 yılında yapılan çalışmalarda ise hamamın batısında Abbasi Dönemine ait yapıların temelleri çıkarılmaya başlanmıştır. Geç Roma Dönemine ait hamam ve Abbasi Dönemine ait mimari kalıntılar, antik şehrin güneydoğusunda kalmaktadır.

İssos Antik Kenti’nin kuruluş tarihi tam olarak bilinmemektedir. İssos Antik kentinin yeri konusunda araştırmalar devam etmektedir.

Coğrafi özellikleri nedeniyle, Kilikya, eski kaynaklarda Ovalık Kilikya ve Dağlık Kilikya olmak üzere iki bölgeye ayrılır. İssos ise Ovalık Kilikya Bölgesi içerisinde yer alır. Hierokles’e göre İssos, M.Ö. 5. ve 6. yüzyılda Kilikya’nın şehirlerinden biriydi. Bölge, M.Ö. 540 yılında Perslerin hâkimiyetine girmiştir ve M.Ö. 333 yılında Büyük İskender’in Pers Kralı III. Darius’u yenmesinden sonra ise bölgede Helenistik Dönem başlamıştır. Seleukos Kralı IV. Antiokhos Epiphanes tarafından adı değiştirilerek “Epiphaneia” adını almıştır.
 Roma’nın Kilikya Bölgesi’ne ilk doğrudan müdahalesi M.Ö. 2. yüzyılın sonlarına doğru korsanların ciddi bir sorun teşkil etmeye başlamasından sonra olmuştur. Adana ve Soli/Pompeipolis ile beraber, Epiphania’da M.Ö. 67 tarihinde, korsanları bölgeden kovan Pompey tarafından tekrar düzenlenmiştir. M.S. 72 yılında bölgenin yeniden düzenlenmesi ile Romalıların imar faaliyetleri artmış ve M.S. 3. yüzyıla kadar devam etmiştir. Daha sonra bölge Bizans egemenliği altına girmiştir. M.S. 806’da, Harun Reşit’in saldırısının ardından Roma-Bizans egemenliğini çökertilmiştir.

Arapça kaynaklarda şehir, genellikle siyah taştan (bazalt) yapılı binalarıyla “Kanisat as- sauda” olarak geçmektedir. Bölge, sonraki dönemde Osmanlı İmparatorluğu’nun hâkimiyetine girmiştir.
Kurşunlu Han 

Antakya'da Osmanlı hanları içinde en önemli olanı, Uzun Çarşı ile Yemeniciler arasında yer alan ve günümüzde içinde çeşitli dükkânların bulunduğu Kurşunlu Han’dır.

Kurşunlu Han, Antakya'daki 15 hanın en eskisi olup, 1660 yılına doğru Köprülü Mehmet Paşa tarafından Sürre alayının ağırlanması için inşa ettirilmiştir. Kente gelen tacirler ve yolcular, o dönemin ulaşım araçlarından at, deve ve eşekleriyle geldikleri Kurşunlu Han'da, o zamanlar için oldukça lüks sayılacak bir hizmet anlayışı ile ağırlanırlardı. Hayvanların dinlendiği ve yemlerinin verildiği, insanların tüm ihtiyaçlarını giderdiği handa konukların; havuz başında nargile sefası, yemen kahvesi ve hamamda terleyerek yorgunluklarını attıkları ve ertesi gün sabah kahvaltısıyla dinç bir şekilde yolculuklarına devam etmelerinin sağlandığı yazılır.

Taş kaplı avlu etrafında tonozlu hacimleri olan Kurşunlu Han’ın kuzey ve güneyinde portalli girişler vardır, bütün kapı ve pencereler avluya açılır ve hepsi kemerlidir.

Kurşunlu Han’ın üst örtüsü kurşun ile kaplı olduğundan bu adla anılmaktadır.

Yeni Hamam

Türk temizlenme geleneklerinde önemli bir yeri olan Hamam kültürünün kökeni Roma İmparatorluğundaki yıkanma alışkanlıklarına dayanır. Anadolu’nun her tarihi şehrinde olduğu gibi Hatay ili de çeşitli tarihlerde yapılmış hamamlara ev sahipliği yapmaktadır.

Yeni Hamam, Osmanlı döneminde yapılmıştır. Hamama giriş kapısı kemerli olup, üzerinde kitabesi mevcuttur. Kubbe onikigen kasnaklıdır. Doğu-batı kısmı büyük eyvan şeklindedir. Hamam içinde bir de havuz bulunmaktadır. Duvarlarda kesme taşlar, zeminde kesme taş ve mermer kullanılmıştır.

Hatay’da bulunan ve mimari veya tarihi özellikleriyle öne çıkan diğer hamamlar arasında Cindi Hamamı, Saka Hamamı, Meydan Hamamı ile Kurşunlu Han ve Sokullu Han’da bulunan hamamlar sayılabilir.

Örenyerleri

St. Pierre Kilisesi - Antakya / Kuruyer
Aççana Örenyeri - Reyhanlı (Merruş) / Varışlı K.
Çevlik Örenyeri - Samandağ / Kapısuyu Köyü

Harbiye (Defne): Antalya il merkezine 7 km. mesafede olup her tarafı yeşillik olan güzel bir piknik yeridir. Antik çağın ünlü Daphne kentidir. Efsaneye göre Zeus'un oğlu ışık tanrısı Apollon, ırmak kenarında gördüğü genç ve güzel bir kız olan Daphne'ye aşık olur ve onunla konuşmak ister. Daphne'yi kovalar. Daphne kurtulamayacağını anlar. "Ey toprak ana beni ört, beni sakla, beni koru" diye yalvarır. Daphne ağaca dönüşür. Apollon şaşırır. Bu olaydan sonra şiir ve silah zaferi defne ağacının dalıyla mükafatlandırılır ve Defne'nin gözyaşlarının Harbiye'deki şelaleleri meydana getirdiğine inanılır. Seleukos Döneminde çağlayanlarıyla tanınan ve dünyaca ünlü bir sayfiye yeri olan Defne, çok sayıda köşkler, tapınaklar, eğlence yerleri ile ünlüydü. Stadyumunda düzenlenen olimpiyatların ihtişamı dillere destandı. Ancak şiddetli depremler bu şehri yerle bir etmiş, günümüze gözle görülür herhangi bir eser kalmamıştır.

Harbiye, şimdilerde çok ilgi gören mesire yeri, yayla olup aynı zamanda heykeller, turistik eşya yönünden önemli bir beldedir. Yöredeki tezgahlarda dokunan doğal ipekler ise gerek yurt içinde gerekse yurt dışında çok aranan kumaşlardandır.

Tel Aççana: Antakya Reyhanlı karayolu üzerindedir. M.Ö. 5. yy.a ait iki saray kalıntısı vardır. 17 yerleşim tabakası teşekkül etmiştir. Burada bulunan çoğu eserler Hatay Arkeoloji Müzesi'nde sergilenmektedir.

Kinet Höyük: Dörtyol civarındadır. Kazı çalışmaları devam eden bu höyükte demir çağlarına ait eserler bulunmuştur.

Nekropoller: Kuzuculu'da M.S. 2.-3. yüzyıla, Karakese de M.S. 4.-5. yüzyıla ait kaya ve toprak mezarlar tespit edilmiş, kazılarda lahit, cam şişe ve kaplar, pişmiş toprak kaplar, kandil ve mühürler bulunmuştur.

Ceylanlı: Bizans ve Gündüzoğulları döneminde büyük yerleşim yeri olduğu kalıntılardan anlaşılan köyün yakınında, kayalıklarda üzerinde yazıtlı kaya mezarları vardır.

İmma: Antakya-Cilvegözü yolu üzerinde Reyhanlı yakınında şimdi piknik yeri olarak kullanılan antik dönem yerleşim yeri vardır.

Tainat: Yapılan kazılarda bir Hitit sarayı ile tapınağın ortaya çıkarıldığı Tainat'ta bulunan eserler Hatay Arkeoloji Müzesi'nde sergilenmektedir.

Dor Mabedi: Kapısuyu yöresinde, Çevlik bölgesine hakim bir tepede, sütun kalıntıları görülebilir.

Su Kanalları: Seleukos Döneminde, Harbiye (Defne) çağlayanlarından Antakya'ya su getirmek için yapılan 10 km uzunluğundaki kanalların ve köprülerin kalıntılarını günümüzde de görmek mümkündür. Antakya içinde kalan tek bölümü Memekli Köprü olarak anılmaktadır. 

Sit Alanları

TESCİL EDİLMİŞ TAŞINMAZ KÜLTÜR VE TABİAT VARLIKLARI İLE SİT ALANLARI (AĞUSTOS 2005)

Sit Alanları

Arkeolojik Sit Alanı : 123
Kentsel Sit Alanı : 1
Doğal Sit Alanı : 4
Tarihi Sit Alanı : 1

Diğer Sit Alanları

Arkeolojik ve Doğal Sit : 1
Tarihi ve Doğal Sit : 1

Toplam : 131

Kültür (Tekyapı Ölçeğinde) ve Tabiat Varlıkları : 463

GENEL TOPLAM : 594 

 

 

Bol yağışlar sonrası gelen seller, zamanla Seleukeia Pieria liman kentini tahrip etmeye ve alüvyonla doldurup kullanılmaz bir hale getirmeye başlayınca, İmparator Vespasianus döneminde dağın bir bölümünü delerek bir tünel açılması ve sellerin getireceği alüvyonlardan kurtarılması düşünülmüştür. İmparator Vespasianus (MS.69–79) zamanında başlanan çalışmalar, oğlu İmparator Titus (MS.79–81) zamanında tamamlanmıştır. Derenin önü bir duvarla kapatılmış ve sel suları, uzunluğu 1380 m olan bir kanal vasıtası ile limandan uzağa yönlendirilmiştir.  Bu kanalın 130 m uzunluğundaki bir bölümü kayalara oyularak yapılmış olan 7 m yüksekliğinde ve 6 m eninde kapalı bir tünel şeklindedir ve yaptıran imparatorların adları ile (Titus-Vespasianus Tüneli) bilinir. Tünelin deniz tarafındaki girişinin yakınında kaya mezarları bulunmaktadır.


Benzer Haberler & Reklamlar