Berlin’de James Simon Galeri’de açılan “Toplumun Keşfi: Göbeklitepe, Taş Tepeler ve 12.000 Yıl Önceki Yaşam” sergisi, Türkiye’nin kültürel diplomasi vizyonunu yeni bir aşamaya taşıdı. Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, serginin yalnızca arkeolojik bir sunum değil, aynı zamanda uluslararası bilimsel işbirliğinin ve miras yönetiminin görünür bir örneği olduğunu vurguladı. Sergi 19 Temmuz 2026’ya kadar açık.
Berlin’de 12 Bin Yıllık Bir Eşik: Göbeklitepe ve Taş Tepeler Sergisi
Türkiye’nin Neolitik Çağ’a ilişkin arkeolojik birikimi, yalnızca bilim dünyasının değil kültür politikalarının da merkezinde yeni bir konuma yerleşiyor. Bu dönüşümün son örneği, Almanya’nın başkenti Berlin’de açılan “Toplumun Keşfi: Göbeklitepe, Taş Tepeler ve 12.000 Yıl Önceki Yaşam” sergisi oldu. Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Berlin Devlet Müzeleri’ne bağlı Ön Asya Müzesi işbirliğinde hazırlanan sergi, James Simon Galeri’de düzenlenen resmi törenle ziyaretçilere açıldı.
Açılışa Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy ile Almanya Kültürden Sorumlu Devlet Bakanı Wolfram Weimer birlikte katıldı. Etkinlik, yalnızca bir sergi açılışı olmanın ötesinde; Türkiye’nin arkeolojik mirası uluslararası düzlemde görünür kılma hedefini, bilimsel ortaklıklarla güçlendirme iddiasını ve kültürel diplomasi yaklaşımını somutlaştıran bir eşik olarak değerlendiriliyor.
Kültürel Diplomaside Yeni Strateji: “Keşfetmek Yetmiyor”
Bakan Mehmet Nuri Ersoy’un açılış konuşması, Türkiye’nin son yıllarda kültür alanında geliştirdiği yeni yaklaşımı net biçimde ortaya koydu. Ersoy, “kültürel diplomaside yeni bir stratejiye evrildiklerini” belirterek, arkeolojik mirasın yalnızca keşfedilmesinin yeterli olmadığını; koruma, araştırma, sergileme ve uluslararası paylaşımın birlikte yürütülmesi gerektiğini vurguladı.
Bu çerçevede Göbeklitepe’nin özel bir örnek olduğuna işaret eden Ersoy, “Dünyayla paylaşıldığında daha anlamlı olan” bir kültürel miras alanından söz etti. Türkiye’nin Neolitik Çağ çalışmalarında giderek daha merkezi bir konuma yükselmesi, serginin temel anlatı omurgasını oluşturuyor. Nitekim Ersoy’a göre Türkiye artık Neolitik Çağ’ın merkezi olarak kabul ediliyor ve Taş Tepeler Projesi uluslararası ortaklıklarla yürütülen en büyük arkeoloji projeleri arasında yer alıyor.
Bu söylem, arkeolojinin yalnızca bilimsel bir araştırma sahası değil, aynı zamanda devletlerin “yumuşak güç” kapasitesini belirleyen bir kültür politikası aracı haline geldiğini de gösteriyor. Sergi, Türkiye’nin kültür politikalarının “yerelde kazı, küreselde anlatı” ekseninde yeniden kurulduğunu ortaya koyuyor.
Göbeklitepe’nin Bilimsel Etkisi: İnsanlık Tarihini Tersine Çeviren Bulgular
Göbeklitepe’nin dünya arkeoloji literatüründeki etkisi, sergide yalnızca görsel ve nesne temelli bir sunumla değil, tarihsel anlatının yeniden yazılması üzerinden de ele alınıyor. Bakan Ersoy’un konuşmasında özellikle vurguladığı nokta, Göbeklitepe’nin yerleşik hayata ilişkin klasik kabulleri sarsması oldu.
Uzun süre hâkim olan yaklaşım, insanlığın önce tarımı geliştirdiği, ardından yerleşik hayata geçtiği ve toplumsal organizasyonun bu süreçten sonra oluştuğu yönündeydi. Göbeklitepe bulguları ise bunun tersini düşündüren bir tablo ortaya koydu: Önce toplumsal organizasyon ve kamusal ritüeller, daha sonra tarım.
Bu perspektif, Göbeklitepe’nin “tarihin sıfır noktası” olarak anılmasının arkasındaki temel gerekçeyi oluşturuyor. Sergide yer alan eserler, Neolitik insanın sembolik düşünce dünyasını, ritüel pratiklerini, sosyal hiyerarşi ihtimallerini ve doğa ile kurduğu ilişkiyi daha görünür kılmayı amaçlıyor.
Ersoy’un vurguladığı bir diğer kritik unsur, bu dönemde heykel sanatındaki ustalığın ve sembolik üretimin beklenenden çok daha gelişmiş olması. Bu, erken dönem insan topluluklarının “basit” ya da “ilkel” olarak etiketlenmesini sorgulatan güçlü bir bilimsel zemine işaret ediyor.
89 Eser, 4 Replika ve 44 İlk Gösterim: Sergileme Stratejisi
Berlin’deki sergi, içerik bakımından da dikkat çekici bir ölçeğe sahip. Sergi; 44’ü ilk kez sergilenen 89 eser ve 4 replikadan oluşuyor. Bakan Ersoy, Berlin’e getirilen eserlerin önemli bir bölümünün “yeni eserler” olmasına özel vurgu yaptı. Bu tercih, serginin yalnızca bir “tekrar” değil; kazıların güncelliğini ve bilimsel üretimin sürekliliğini göstermek üzere kurgulandığını ortaya koyuyor.
Serginin bir diğer önemli boyutu ise önceki uluslararası deneyimlerle kurduğu bağ. Ersoy, daha önce Roma’da açılan serginin 6 milyondan fazla ziyaretçiye ulaştığını belirterek, Berlin’de de benzer bir ziyaretçi rekoru hedeflediklerini söyledi. Bu vurgu, sergilerin kültürel diplomasi kadar kültür ekonomisi açısından da değerlendirildiğini gösteriyor.
Türkiye’nin farklı ülkelerden yeni sergi davetleri aldığı, bu sürecin Berlin ile sınırlı kalmayacağı ve uluslararası dolaşımın genişleyeceği de ifade edildi. Bu bağlamda Ersoy, Roma Kolezyumu ile imzalanan protokole işaret ederek Troya sergisinin Haziran ayı itibarıyla Roma’da gerçekleştirilmesinin hedeflendiğini açıkladı.
Bu yaklaşım, Türkiye’nin arkeolojik mirasını yalnızca “buluntu” üzerinden değil, “anlatı ve dolaşım” üzerinden de inşa etmeye yöneldiğini gösteriyor.
Türk-Alman Arkeoloji İşbirliği ve “Eğitim Veren Ülke” Vurgusu
Serginin bir diğer dikkat çekici katmanı, Türk-Alman arkeoloji işbirliğinin tarihsel sürekliliği. Ersoy, Alman Arkeoloji Enstitüsü’nün Türkiye’de 163 yıl önce Efes’te başlayan çalışmalarına dikkat çekerek, özellikle Göbeklitepe kazılarında Alman bilim insanlarının önemli katkılar sunduğunu belirtti.
Bu hatırlatma, Türkiye’de arkeolojik üretimin uluslararası bilimsel ağlarla birlikte geliştiğini ve bu ortaklığın kurumsal bir geçmişe dayandığını gösteriyor. Bakan Ersoy, Türkiye’nin Alman arkeolojisinden çok şey öğrendiğini kabul etmekle birlikte, Türkiye’nin son yıllarda hızlı bir gelişim gösterdiğini ve artık “kazı konusunda eğitim veren ülke” konumuna yükseldiğini vurguladı.
Bu ifade, Türkiye’nin arkeolojide yalnızca “ev sahibi ülke” değil, aynı zamanda bölgesel bir “bilgi üretim merkezi” olma iddiasını ortaya koyuyor. Ersoy’un açıklamalarına göre, başta Türk Cumhuriyetleri olmak üzere Afrika ve Orta Doğu’dan birçok ülke, kendi öğrencilerini ve akademik ekiplerini Türkiye’ye göndererek kazı süreçlerinde eğitim alıyor; Türkiye de akademisyenlerini yurt dışındaki kazılara göndermeye başlamış durumda.
Alman Bakan Wolfram Weimer ise Göbeklitepe’nin bilimsel etkisini Stonehenge ile kıyaslayarak, burada görülen yapıların ondan yaklaşık 7 bin yıl daha eski olduğuna dikkat çekti. Weimer, serginin Almanya için “dünya çapında bir sansasyon” niteliği taşıdığını vurgularken, 150 yıldır süren Türk-Alman arkeoloji işbirliğinin başarısına da işaret etti.
Mirasın Uluslararası Dili: Sergi 19 Temmuz 2026’ya Kadar Açık
Sergi, UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan Göbeklitepe ve çevresindeki Taş Tepeler bölgesini merkeze alıyor. Berlin’deki sergi programının 19 Temmuz 2026’ya kadar devam edeceği açıklanırken, bu uzun zaman aralığı serginin yalnızca geçici bir etkinlik değil, planlı bir kültür diplomasisi adımı olduğunu düşündürüyor.
Bakan Ersoy’un Berlin temasları kapsamında Yunus Emre Enstitüsü’nü ziyaret etmesi de bu bütüncül yaklaşımın tamamlayıcı bir parçası olarak değerlendirilebilir. Zira sergi, yalnızca arkeolojik mirasın sergilenmesi değil; Türkiye’nin kültür kurumları üzerinden uluslararası alanda süreklilik kurma çabasını da görünür kılıyor.
Sonuç olarak “Toplumun Keşfi” sergisi, Göbeklitepe ve Taş Tepeler’in bilimsel önemini Berlin’de geniş kitlelerle buluştururken, Türkiye’nin kültür politikalarında “kazıdan sergiye, korumadan diplomasiye” uzanan yeni bir dönemin göstergesi olarak öne çıkıyor.


Listra Kazılarında Selçuklu Dönemine Tarihlenen Tılsımlı Kolye Ucu Bulundu
Cem Karaca: Anadolu Rock’ın Hafızası, Sürgünün Sesi ve Dönüşün Şarkısı
Burdur’un Dijital Turizm Hamlesi: 'Visit Burdur' ve 'Yöresel Burdur' Projesi Tanıtıldı
Trabzon Orta Mahalle 61 Tescilli Yapısıyla Turizmde Yükseliyor