Tarihi yapılara fore kazık izni endişelendirdi: Arkeoloji ve SİT alanları şantiyeye dönebilir!

Tarihi yapılara fore kazık izni endişelendirdi: Arkeoloji ve SİT alanları şantiyeye dönebilir!

13 Ocak 2024 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 110 Nolu İlke Kararı ile deprem riski içeren kültürel mirasın güncel güncel yapı ve belgeleme teknikleriyle korunmasına izin veriliyor. Ancak karardaki muğlak ifadeler deprem gerekçe gösterilerek pek çok alana bu şekilde müdahaleye imkan sağlıyor.

Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından hazırlanan kültür varlıklarıyla ilgili yeni karar, yıkılmaya meyilli yapıların Koruma Kurulu kararıyla yıkılarak yeniden yapılmasına yeni düzenlemeler getiriyor.

13 Ocak 2024 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 110 Nolu İlke Kararı, tarihi yapıların güçlendirilmesi amacıyla fore kazık gibi yöntemlerin kullanılmasının da önünü açıyor. Kazı başkanlığının uygun görüşü alınarak ören yerlerinde restorasyon ve rekonstrüksiyon olarak adlandırılan yeniden inşa projeleri koruma kurullarının onayına sunulacak. Deprem riski gerekçesiyle kültürel mirasın güncel yapı ve belgeleme teknikleriyle korunması amacıyla çıkarılan İlke Kararı'nın birçok yanıyla muğlak olduğunu belirten kültürel miras koruma konusunda çalışmalar yapan Şehir Plancısı Dr. Evrim Ulusan, “Türkiye’nin nerdeyse yüzde 90’ı deprem riski altında. Bu durumda ölçek olarak her yerde yeniden ihya dediğimiz uygulamalar eş zamanlı olarak başlayabilir. Bakanlık mali politikalarını da bu çerçevede yönlendirebilir. Onay veren kazı başkanlıklarına daha yüksek bütçeler verilebilir. Yani bu gelecekleri öngörebiliyoruz. O yüzden bu gerçekten çok tehlikeli bir metin” görüşünü dile getirdi.

Bakan Ersoy, 'Arkeolojik alanları kazıp ayağa kaldırmanız gerekiyor' demişti!

Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, her fırsata Türkiye’nin arkeolojik alanlarının yeterince kazılmadığını vurguluyor. Bakan Ersoy, geçtiğimiz Kazım ayında yaptığı bir açıklamada, “Anadolu’nun her yerinden arkeoloji, tarih fışkırıyor” ifadelerini kullanmış ve şunları dile getirmişti: “Türkiye bu konuda rakipsiz ama henüz yeterince parlatamamış. Şu ana kadar (arkeolojik alanların) yüzde 10’u dahi kazılmamış, gün yüzüne çıkarılmamış. Bunları kazmanız gerekiyor, sonra bu kazdıklarınızı ihya ederek ayağa kaldırmanız gerekiyor.”

Bakan Ersoy’un kazıları hızlandırma girişimlerinin bir diğer ayağı da kazıların 12 aya çıkarılmasıydı. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın hazırladığı, 13 Ocak’ta Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren yeni ilke kararı, Bakan Ersoy’un açıklamalarını anımsattı.

“Ülkemizin taşıdığı deprem riski, gelişen yapı teknikleri ve güncel belgeleme yöntemleri göz ününe alınarak; tarihi, kültürel ve sosyal dokunun korunabilmesi, deprem durumunda taşınmaz kültür varlıklarında oluşan zararın en aza indirilmesi” amacıyla hazırlandığı belirtilen 110 Nolu İlke Kararında şu ifadeler yer alıyor: “Korunması gerekli taşınmaz kültür varlığı olarak tescilli yapıların mevcut durumlarının belgelendiği rölöve çizimlerinin geleneksel yöntemlerin yanı sıra güncel teknolojiler ile hazırlanan ölçekli belgeleme yöntemleri (3D lazer tarama, ortofoto, fotogrametrik vb.) kullanılarak da hazırlanabileceğine, korunması gerekli taşınmaz kültür varlıklarının esaslı onarımlarında; zemin etüdü raporu hazırlanması şartıyla tabii zemin kotunun altında kalacak ve tescilli yapının gabarisini değiştirmeyecek şekilde, yapının deprem etkilerinden korunması amacıyla temel ve zemin güçlendirmeye yönelik çağdaş sistemler (fore kazık, sismik izolatör, radye temel vb.) ile birlikte zorunlu olması halinde kısmı bodrum/bodrumu içeren projelerin ilgili bölge koruma kurulunda değerlendirilebileceğine.”

Yıkıp yeniden yapma dönemi

İlgili kurumlar veya üniversitelerin hazırlayacağı raporlar doğrultusunda koruma bölge kurulunca güçlendirilerek korunması gereken kültür varlıklarıyla ilgili dayanımı artıracak güncel sistemlerin kullanılabileceğine değinilen ilke kararında, koruma bölge kurulunun yıkılacak şekilde tehlike arz etmesi durumunda (mail-i inhidam-yıkılmaya meyilli) güçlendirilmesi mümkün olmayan ve yıkılabileceğine karar verilen kültür varlığının yeniden yapılmasının önü açılıyor.

Buna göre koruma bölge kurulunun yıkılmasına karar verdiği kültür varlığı, eldeki mevcut yapı kalıntıları, belgeler ve fotoğraflardan yararlanılarak yeniden inşa edilebilecek. İlke kararında, “I. ve III. Derece arkeolojik sit alanlarında yer alan antik dönem yapıları ile korunması gerekli tescilli taşınmaz kültür varlıklarında, restorasyon ve rekonstrüksiyon uygulamaları ve bu alanda uygulamaya esas zemin etüdü raporu hazırlanıp hazırlanmayacağına ilişkin konunun kazı başkanlığının uygun görüşü alınarak, alanın niteliği de göz önünde bulundurulmak suretiyle ilgili koruma bölge kurulunda değerlendirilebileceğine karar verildi” ifadelerine yer verildi.

Dr. Evrim Ulusan: 'Yıkımı teşvik edici bir içerik olmuş'

UNESCO Dünya Miras Listesi konularında çalışmalar yürüten Şehir ve Bölge Planlama uzmanı Dr. Evrim Ulusan, Bakanlığın hazırladığı yeni ilke kararının getireceği risklere dikkat çekiyor. Kültürel miras koruma alanında yirmi yıllık saha deneyimine sahip olan Ulusan, özellikle yeniden inşa kavramının çok tartışmalı olduğunu dile getiriyor. Kültürel mirasın korunması konusunda birçok ulusal ve uluslararası yayınlarda bilimsel makalesi yayımlanan Dr. Evrim Ulusan yıkılmaya yüz tutmuş anlamına gelen “mail-i inhidam” ifadesinin tartışmalı bir konu olduğuna dikkat çekerek, “Bu konu yıllardır çok tartışılır. Hatta özellikle vatandaşın, mülk sahibinin, mülk sahibi kurumların, özellikle rekonstrüksiyon (yeniden yapım) niyeti olanların özellikle ilgilenmemesi ve bakımsız bırakması sonucu mail-i inhidam kararı alındığı bilinir. Yıkılan binanın yerine yenisini yapmaz, otoparka çevirir. Sonuçta yine rant için kullanır. Bakanlığın ve belediyelerin bunu önleyici tedbirler alması gerekirken, burada tehlike arz ettiği durumda nasıl olsa rekonstrüksiyon yapılacak, ilke kararı bunu gerektiriyor gibi teşvik edici bir ifadelendirme var ve bu çok riskli bence. Bunu önleyici tedbirler ve mail-i inhidam’ı ortadan kaldırıcı bir süreç yürütülmesi gerekirken bunu teşvik edici bir içerik olmuş” ifadelerini kullandı.

'İki tane fotoğrafa bakarak olmaz'
Afet, savaş gibi çok istisnai durumlarda UNESCO da rekonstrüksiyonu desteklediğini ancak bunun belli ilke ve kuralları olduğunun altını çizen Ulusan, söz konusu karar mekanizmalarının bilimsel işleyen bir süreç olduğunu belirterek değerlendirmesinde şu görüşleri dile getirdi: “Yani iki tane fotoğrafa bir tane dergiye bakarak ‘biz buranın aynısını yeniden ayağa kaldırırız’ gibi bir şey olamaz. Örneğin Notre Dame Katedrali’nin (Fransa) rekonstrüksiyonu yapılıyor şu sıralar, yeniden inşa ediliyor günümüz koşullarında ama 1200’lü yıllarda kullanılan orijinal tekniğe sadık kalınarak yapılıyor bu çalışmalar. Kaldı ki Notre Dame’daki çalışmaların öncesinde üç boyutlu, çok detaylı belgelemeleri paylaşılmıştı. Biz Hatay’ı konuşacak olursak, her birimizin özel albümünden çıkan iki tane fotoğrafla, anılarımızda kalan detaylarla olacak iş değil ki rekonstrüksiyon. Ani’de (Kars) katedralin kubbesinin tamamlanması istenmişti mesela. Bütün yapı ayakta ama kubbesi çökmüştü. Hocalarımız, ‘Kubbeye dair elimizde belge yok. Tabii ki tamamlama koruma açısından önemli bir yöntem ama elimizde orijinaline dair bir veri olmayınca neye göre tamamlama yapacağız. Ne yaparsak yapalım, orijinaline aykırı ve sahte olacak’ demişlerdi. Aynı şey burada da geçerli. Evet, afet sonrası koşulları yerine getiriyor ama bilgi, belge ve malzeme nereden gelecek? Antakya’da rekonstrüksiyon yapalım ama neye göre yapacağız? Geleneksel inşaat bilgisi kimlerde var? Makinalarla alana giremezler. Böyle bir dünya yok.”

İlke kararında güncel koruma paradigmaları yok

Koruma perspektifinden bakıldığında ilke kararının sadece parsel odaklı bir içeriğe sahip olduğuna dikkati çeken Ulusan, “Bizim uzun yıllardır tartıştığımız en önemli gündem, bütünleşik koruma. Yani sadece yapı odaklı bakmamak, kent ölçeğinde ilkeleri belirlemek. Kaldı ki metin içinde üst ölçekli planlara referanslar yok. Yani plan ilkeleri, alan yönetim planları, müzakere süreçleri, katılımcılık gibi güncel koruma paradigmasının talep ettiği ifadeler 2024 tarihli bir ilke kararında yer almıyor. En büyük handikaplardan birisi bu. En son maddede de neredeyse karar yetkisini kazı başkanına bırakıyor. Koruma kurulu kazı başkanından onay alınca her türlü kararı alabilirmiş gibi bir izlenim de uyanıyor burada. Bu gerçekten çok tehlikeli bir metin” ifadelerini kullandı.

“Niyet çok doğru ve kimsenin itiraz etmeyeceği bir niyet olabilir ama sunulan araçlar bizi tatmin etmiyorsa ve kafamızda soru işaretleri uyandırıyorsa demek ki çok iyi bir metin değil” görüşünü dile getiren Dr. Evrim Ulusan, “Türkiye’nin nerdeyse yüzde 90’ı deprem riski altında. Bu durumda ölçek olarak her yerde yeniden ihya dediğimiz uygulamalar eş zamanlı olarak başlayabilir. Bakanlık mali politikalarını da bu çerçevede yönlendirebilir. Onay veren kazı başkanlıklarına daha yüksek bütçeler verilebilir. Yani bu gelecekleri öngörebiliyoruz. O yüzden bu gerçekten çok tehlikeli bir metin” diye konuştu.

'Koruma kurulu da kazı başkanı da bakanlığa bağlı'


İlke kararındaki belirsiz ifadelerin denetimi de ortadan kaldıracağına işaret eden Ulusan, “Bir taraftan da eleştirilen pek çok projeyi ‘koruma kurulu kararı var’ diye savunuyorlar. Koruma kurulundan geçmesi sadece yasal meşruiyetini sağlıyor, teknik meşruiyet sağlamıyor. Ayrıca Kurulların yapısını da biliyoruz. Koruma kurulu bakanlığa bağlı, kazı başkanlığı bakanlıktan ödenek alıp resmi çalışma izni alıyor. Bakanlık himayesinde faaliyetlerini yürütüyor. Dolayısıyla otoriter bir yönetimde yukarıdan gelen bir kararı aşağıdan frenleme söz konusu olmayacak” görüşünü dile getirdi.

'Yeniden inşayı teşvik eden ifadeler, uluslararası koruma mevzuatına uygun değil'

Dünya miras alanlarında uygulanan alan yönetimine değinen Ulusan, değerlendirmesinde ayrıca şunları dile getirdi: “Farz edin ki böyle bir karar Stratonikeia (Muğla-Yatağan’da) için geldi. Stratonikeia şu anda UNESCO adaylığı dosyası için çalışıyor. UNESCO size ‘alan yönetimi planınızda bununla ilgili ilişkiniz neydi? Etki değerlendirme analizini yaptınız mı’ diyecek. Yani bu rekonstrüksiyon topluma, ziyaretçiye ne getirecek? Sosyal ve ekonomik açıdan ne getirecek? Miras etki değerlendirme süreçlerinde çok farklı şeylere bakılıyor. Dolayısıyla bu ilke kararında böyle bir teknik ve yasal tedbir aşaması da yok. Birisi bir karar alıyor, kazı başkanlığı uygun görüş veriyor, kuruldan geçiriliyor ve elimizde olan iki üç tane görsel, yazılı belgeye bakarak orijinaline uygun ayağa kaldırdık diyoruz. Çok muğlak. Bilgi belge altlığı olmayan yerlerde neye göre yapılacağına dair bir veri yok. Yeniden inşayı teşvik eden ifadeler, uluslararası koruma mevzuatına uygun olmayan ifadeler.

'Koruma perspektifinde 60'ların gerisine gittik'

Yapıların yıkılmadan korunması esastır. Ayağa kaldırıcı tedbirlerden önce önleyici tedbirleri savunan bir bakanlığa sahip olmamız gerekir diye düşünüyorum. Venedik Tüzüğü, tamamlama yaptığınız anda eskiyle yeninin fark edilmesi gerektiğini belirtiyor. Biz kalkıp rekonstrüksiyon tartışıyoruz bugün. 1960’lardan 2024’e koruma perspektifimizin ileriye doğru gitmesi gerekirken, aksine şu anda daha da geriye gidiyor. İlke kararları, çok özel durumlara dair mevzuatta olmayan bir şey varsa, uygulamayı kolaylaştıracak ilkeleri belirleyecek bir durum gerekiyorsa, o noktada uygulamaya geçen mevzuat metinleri. Ama uluslararası mevzuatta dile getirilenlere aykırı bir şeyi ben ilke kararına koyarak onu meşrulaştırıyorum demek, hukuki yöntem açısından da sağlıklı değil. Yani ilke kararları, mevzuatı aşmak için kullanılacak bir araç olmamalı.”  

Yusuf Yavuz

İlgili Haberler


Benzer Haberler & Reklamlar