Berlin’de Göbeklitepe ve Taş Tepeler Sergisi Açılıyor

UNESCO Dünya Mirası Listesi’ndeki Göbeklitepe ve çevresini kapsayan Taş Tepeler bölgesi, Berlin’de açılacak kapsamlı bir sergiyle uluslararası kamuoyuna sunuluyor. “Toplumun Keşfi” başlıklı sergi, 6 Şubat–19 Temmuz 2026 tarihleri arasında 93 seçkin eseri ilk kez Almanya’da bir araya getirecek. Çok uluslu kazı işbirlikleri, yeni bulgular ve erken yerleşik yaşamın izleri serginin omurgasını oluşturuyor.

Berlin’de Göbeklitepe ve Taş Tepeler: 12 Bin Yıllık Yaşamın Küresel Sahnesi

Göbeklitepe’nin Ötesinde: Taş Tepeler’in Yeni Çerçevesi
Dünyanın bilinen en eski yerleşim alanları arasında gösterilen ve UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan Göbeklitepe, 2026 yılında Berlin’de düzenlenecek kapsamlı bir sergiyle uluslararası ölçekte yeniden tartışmaya açılıyor. Ancak sergi, yalnızca Göbeklitepe’yi merkeze alan bir anlatı kurmaktan ziyade, onu çevreleyen geniş arkeolojik peyzajı—Taş Tepeler bölgesini—bir “bütün” olarak ele almayı hedefliyor. Bu yaklaşım, erken yerleşik yaşamın doğuşunu tekil bir anıta indirgemek yerine, Şanlıurfa havzasındaki birbirine bağlı yerleşim ve ritüel alanlarını birlikte okuma eğilimini güçlendiriyor.

Berlin Devlet Müzeleri’ne bağlı Müzeler Adası’ndaki Ön Asya Müzesi’nde açılacak sergi, “Toplumun Keşfi. Göbeklitepe, Taş Tepeler ve 12.000 Yıl Önceki Yaşam” başlığını taşıyor. 6 Şubat–19 Temmuz 2026 tarihleri arasında ziyaret edilebilecek sergi, Türkiye Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü ile İstanbul Alman Arkeoloji Enstitüsü işbirliğiyle hazırlandı. Serginin dikkat çeken yönlerinden biri, Türkiye’den getirilen ve daha önce yurt dışında hiç sergilenmemiş özgün eserleri izleyiciyle buluşturacak olması.

93 Eser, 8 Tema: Erken Toplulukların Sanatsal ve Gündelik İzleri
Sergide yer alacak 93 seçkin eser, erken yerleşik toplulukların yalnızca mimari ve ritüel pratiklerini değil; doğumdan günlük yaşama, üretim biçimlerinden ölüme kadar uzanan çok katmanlı bir toplumsal düzeni de görünür kılmayı amaçlıyor. Toplam 8 bölümden oluşan kurgu, Neolitik dönemin başlangıcında insan topluluklarının nasıl örgütlendiğini, hangi sembollerle dünyayı anlamlandırdığını ve bu yeni yaşam biçiminin hangi maddi kültür öğeleri üzerinden okunabileceğini ortaya koyuyor.

Taş Tepeler Araştırma Grubu Koordinatörü Prof. Dr. Necmi Karul’un vurguladığı üzere, serginin Berlin’de düzenlenmesi iki temel unsur üzerinden anlam kazanıyor. Birincisi, Alman arkeologlarıyla Türkiye’de 100 yılı aşkın süredir sürdürülen bilimsel ilişkilerin kurumsal bir hafızaya dönüşmesi. İkincisi ise Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından 2021’de başlatılan Taş Tepeler projesinin, Göbeklitepe’yi tek başına bir “istisna” olmaktan çıkarıp, daha geniş bir kültürel coğrafyanın parçası olarak yeniden tanımlaması.

Karul’un ifadesiyle Şanlıurfa’da 10 ayrı noktada yürütülen kazılar, bugün 36 farklı akademik kurumun katıldığı çok uluslu bir işbirliğiyle sürdürülüyor. Bu geniş ölçekli bilimsel ağ, yerleşik hayatın başlangıcına ve besin üretiminin erken evrelerine ilişkin bilgilerimizi güncelleyen bir araştırma çerçevesi sunuyor.

Bilimsel İşbirliği ve Kültürel Diplomasi: Berlin Açılışının Anlamı
Serginin resmi açılışı, Türkiye Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy ile Alman Kültür Bakanı Wolfram Weimer tarafından gerçekleştirilecek. Bu ayrıntı, serginin yalnızca bir müze etkinliği değil; aynı zamanda kültürel diplomasi açısından da yüksek sembolik değer taşıyan bir girişim olduğunu gösteriyor. Nitekim Karul, Berlin’deki serginin özellikle Almanya’da yaşayan Türkiye kökenli topluluklar için de güçlü bir temsil alanı oluşturabileceğini vurguluyor. Ona göre, bu eserlerin Berlin’e taşınması “uzakta yaşayan yurttaşlara bir armağan” niteliği taşıyor.
Bu yönüyle sergi, arkeolojik mirasın yalnızca bilimsel bir nesne değil, aynı zamanda kimlik, aidiyet ve kültürel paylaşım üzerinden yeni anlamlar üretebilen bir “kamusal hafıza” aracı olduğunu hatırlatıyor. Alman medyasının sergiye ilgisinin yüksek olması, Göbeklitepe’nin artık küresel ölçekte bir referans noktasına dönüştüğünün de işareti.

Müze Anlatısı, Fotoğraf ve Hafıza: Ziyaretçiye Doğrudan Deneyim
Berlin Devlet Müzeleri Ön Asya Müzesi Direktörü Barbara Helwing, Göbeklitepe’ye benzer yaklaşık 30 alanın varlığının, Göbeklitepe’yi daha az önemli kılmadığını; tersine onu daha anlaşılır ve etkileyici hale getirdiğini belirtiyor. Helwing’e göre, bu sergi sayesinde dönemin yaşam dünyası ziyaretçilere doğrudan ve güçlü bir biçimde aktarılabilecek.

Helwing’in sergiye dair kişisel bağı da dikkat çekici: 1988-1989 yıllarında, Harald Hauptmann ve Klaus Schmidt yönetimindeki Nevali Çori kazılarında öğrenci olarak çalışmış olması, sergiye hem kurumsal hem de bireysel bir süreklilik duygusu kazandırıyor. Sergide yer alan görseller, buluntular ve anlatı dili; Avrupa ve Endonezya’daki Paleolitik mağara resimlerinin yarattığı türden bir “insanlık hafızası” etkisini çağrıştırmayı hedefliyor.

Sergi kapsamında, İspanyol fotoğraf sanatçısı Isabel Muñoz’un Göbeklitepe’de çektiği fotoğraflar da izleyiciyle buluşacak. Bu görsel katman, arkeolojik nesnenin ötesinde, mekânın atmosferini ve simgesel yoğunluğunu sanat aracılığıyla yeniden üretmeyi amaçlıyor.

Göbeklitepe’nin uluslararası sergi dolaşımı açısından bir başka örnek ise Roma’daki Kolezyum’da açılan “Göbeklitepe: Kutsal Bir Yerin Gizemi” sergisi. Altı milyondan fazla ziyaretçi tarafından gezilen bu sergi, Göbeklitepe’nin yalnızca akademik çevrelerde değil, geniş kamuoyunda da güçlü bir merak ve hayranlık uyandırdığını ortaya koymuştu. Berlin sergisi ise bu ilgiyi, Taş Tepeler bütünlüğü içinde daha derinlikli bir bilimsel çerçeveye taşımayı hedefliyor.

Cüneyt Karadağ aa


Benzer Haberler & Reklamlar