Sümer’in Son Kralının Dramı: İhanet, Baskın ve Aşağılama

Son Sümer kralı İbbi-Sin’in Elam Kralı Kindattu tarafından bir saray baskınıyla esir alınarak İran’a götürülmesi, Eski Yakın Doğu’da iktidar, ihanet ve propaganda ilişkilerinin çarpıcı bir örneğini sunar. Louvre Müzesi’nde sergilenen Ur’a Ağıt metniyle belgelendirilen bu tarihsel olay, günümüzde siyasal güç gösterilerinin sembolik ve görsel diliyle kurduğu dikkat çekici paralellikler üzerinden yeniden okunmaktadır.

Sümer’in Çöküşüne Giden Yol: İbbi-Sin Dönemi
Yaklaşık MÖ 2004 yılında Sümer’in bilinen son kralı olan İbbi-Sin, babası Şu-Sin’in ardından henüz genç yaşta tahta çıktığında, güçlü III. Ur Hanedanlığı çözülme sürecine girmişti. Bir önceki yüzyıl, araştırmacılar tarafından “Sümer Rönesansı” olarak tanımlanan; edebiyat, mimari ve bürokratik örgütlenmenin zirveye ulaştığı bir dönemdi. Ancak bu parlak tablo, aynı zamanda batıdan ve güneyden gelen düzensiz göç dalgaları, ekonomik krizler ve siyasal istikrarsızlıkla gölgelenmişti. Özellikle Sami kökenli Amurru topluluklarının Mezopotamya’da artan varlığı, Sümer kent devletlerinin demografik ve politik yapısını köklü biçimde dönüştürmeye başlamıştı.

İç İhanet ve Siyasal Strateji: İşbi-Erra’nın Rolü
Bu kırılgan dönemde, İbbi-Sin’in başkomutanı ve veziri konumundaki İşbi-Erra belirleyici bir figür olarak öne çıkar. Mari kökenli ve Sami asıllı olan İşbi-Erra, Sümer sarayında önemli bir yetki alanına sahipti. Kral tarafından tahıl tedariki amacıyla güneye gönderilen İşbi-Erra, kaynaklarda belirtildiği üzere bu görevi siyasal bir fırsata dönüştürdü. Tahıl fiyatlarını gerekçe göstererek zaman kazanan ve lojistik taleplerle merkezi otoriteyi oyalayan İşbi-Erra, elde edilen tahılı Sümer başkenti Ur yerine İsin kentinde dağıtarak yerel bir güç tabanı oluşturdu. Bu süreç, Sümer devlet aygıtının içeriden nasıl çözüldüğünü göstermesi bakımından çarpıcıdır.

Elam Baskını ve Eski Yakın Doğu’da Propaganda Geleneği
İşbi-Erra’nın Elam Kralı Kindattu ile gizlice anlaşması, Sümer tarihinin en dramatik kırılma anlarından birini doğurdu. Elam orduları neredeyse direnişle karşılaşmadan Ur’a girmiş, kral İbbi-Sin sarayında esir aldı. Antik kaynaklara göre kral, geleneksel bir aşağılanma ritüeliyle çırılçıplak soyulmuş, elleri ve ayakları zincirlenerek bir kafes içinde Elam’ın başkenti Susa’ya götürülmüştür. Bu sahne, bugün Paris’te Louvre Müzesi’nde sergilenen ve dönemin yıkımını anlatan Ur’a Ağıt adlı çiviyazılı tablette edebi bir dille aktarılmaktadır. Eski Yakın Doğu’da düşman liderlerin teşhir edilmesi, yalnızca fiziksel bir cezalandırma değil; rakip toplumlara gözdağı veren güçlü bir propaganda aracı kullanılmaktaydı.

Antik Ritüelden Modern İmgeler Dünyasına
Bu tarihsel örnek, iktidarın sembolik dili açısından günümüzle kurulan karşılaştırmalar bakımından da dikkat çekicidir. Modern dünyada devlet liderlerinin yakalanması ya da etkisizleştirilmesine ilişkin görüntülerin medyada sunuluş biçimi, bazı araştırmacılar tarafından antik propaganda geleneklerinin güncellenmiş versiyonları olarak yorumlanmaktadır. Kimi çağdaş olaylarda liderlerin resmi kıyafetler yerine gündelik giysilerle servis edilen görüntüleri, rakibi itibarsızlaştırmaya yönelik sembolik bir strateji olarak okunmaktadır. Binlerce yıl önce çıplaklıkla kurulan teşhir dili, bugün görsel medya aracılığıyla güya daha “medenî” formlarda devam etmekte...

Halil Tekin


Benzer Haberler & Reklamlar