UNESCO Dünya Miras Listesi'ndeki Sardes Antik Kenti'nde, yaklaşık 120 yıldır yürütülen arkeolojik kazılarda ortaya çıkarılan Lidya dönemi kalıntılarının ziyarete açılması amacıyla çalışmalar devam ediyor.
UNESCO Dünya Miras Listesi’nde yer alan Manisa’daki Sardes Antik Kenti, arkeolojik araştırmaların 120. yılına yaklaşırken yeni bir döneme giriyor.
Lidya Krallığı’nın başkenti olan ve tarihte paranın devlet güvencesinde ilk kez basıldığı yer olarak bilinen Sardes, Helenistik, Roma ve Bizans dönemine ait yapılarıyla uzun yıllardır ziyaretçilerini ağırlıyor. Ancak bugüne kadar kentin en özgün dönemlerinden biri olan Lidya uygarlığına ait yapılar turizme açık değildi.
Wisconsin-Madison Üniversitesi’nden Prof. Dr. Nicholas Cahill başkanlığında yürütülen kazı çalışmalarında, Lidya dönemine ait sur duvarı, evler, mutfak ve günlük yaşam eşyaları gibi bulgular ortaya çıkarıldı. Bu alanların 2026 yılı ortasında düzenlenerek gezi güzergâhına eklenmesi planlanıyor. Böylece ziyaretçiler, Lidya uygarlığının mimarisini, kültürünü ve yaşam tarzını doğrudan gözlemleyebilecek. Cahill, Lidya seviyelerine inmenin zorluğunu vurgularken, ortaya çıkarılan mutfak buluntuları ve cam işçiliğinin Mezopotamya bağlantısına işaret ettiğini belirtti. Sardes’te yürütülen bu yeni düzenleme, Anadolu arkeolojisi ve kültürel miras turizmi açısından önemli bir dönüm noktası olacak.
Lidya Uygarlığına Açılan Yeni Kapı
Sardes Antik Kenti, Lidya uygarlığının politik ve ekonomik merkezi olarak MÖ 1200’lerden itibaren bölgesel tarih sahnesinde önemli bir rol üstlenmiştir. Kent, Perslerin tahribatı ve ardından gelen Helenistik, Roma ve Bizans dönemlerinin yoğun yapılaşması nedeniyle katmanlı bir arkeolojik yapıya sahiptir. Bu nedenle Lidya seviyelerine ulaşmak hem bilimsel hem de teknik açıdan zorluklar barındırmaktadır. Prof. Dr. Cahill, Roma ve Helenistik yapıları tahrip etmeden Lidya tabakalarına ulaşmanın neredeyse imkânsız olduğunu, bu yüzden yalnızca sınırlı alanlarda kazı yapılabildiğini ifade etmektedir. Buna rağmen, ortaya çıkarılan ev kalıntıları, sur duvarı parçaları ve yanmış kerpiç tabakaları, Lidya şehir dokusunun anlaşılmasına önemli katkılar sunmaktadır.
Kazılarda bulunan mutfak eşyaları, günlük yaşamın ayrıntılarını gözler önüne sermektedir. 30’dan fazla seramik tabak, güveçler, ocak kalıntıları ve et kızartmaya yarayan demir şiş, Lidyalıların yeme-içme kültürüne ışık tutmaktadır. Ayrıca bir yaşlı bireye ait iskeletin, evin muhtemel sahibine ait olabileceği düşünülmektedir. Bu buluntular, Lidya toplumunun sosyal yapısını ve aile düzenini daha yakından anlamaya imkân tanımaktadır.
Kültürel Mirasın Geleceğe Açılan Yüzü
Yeni düzenlemelerle birlikte Sardes’te bir gezi patikası oluşturularak, Lidya uygarlığının kalıntılarının ziyaretçilere sunulması hedeflenmektedir. Bu güzergâhta Lidya sur duvarlarının yıkıntıları, ev kalıntıları ve kerpiç tabakalar doğrudan gözlemlenebilecektir. Ayrıca koruma çatısı altına alınan alanlarda, ziyaretçilerin antik kenti daha anlaşılır bir biçimde deneyimlemesi sağlanacaktır.
Prof. Dr. Cahill, Lidya dönemine ait cam buluntuların da dikkat çekici olduğunu belirtmektedir. Özellikle kırmızı renkteki cam parçalarının, taş gibi kullanıldığı ve Mezopotamya kökenli olduğu anlaşılmıştır. Bu durum, Lidya uygarlığının dönemin uluslararası ticaret ağlarıyla ilişkisini göstermektedir.
Sardes’te yürütülen bu çalışmalar yalnızca arkeolojik bilgi üretmekle kalmayacak, aynı zamanda bölgesel turizme de önemli katkılar sağlayacaktır. Ziyaretçilerin Lidya uygarlığını doğrudan deneyimlemesi, hem Anadolu’nun çok katmanlı tarihini görünür kılacak hem de kültürel miras bilincinin gelişimine hizmet edecektir. 2026 yılında ziyarete açılması planlanan yeni alanlar, Sardes’in UNESCO Dünya Mirası listesindeki konumunu daha da güçlendirecektir.
AA Ahmet Bayram