İstanbul, şubat ayının son haftasında tiyatrodan operaya, klasik Türk müziğinden çağdaş sergilere uzanan çok katmanlı bir kültür programıyla dikkat çekiyor. Devlet kurumları, yerel yönetimler ve özel sanat mekânlarının eş zamanlı etkinlikleri, kentin kültürel ekosisteminin çeşitliliğini ve sürdürülebilirliğini gözler önüne seriyor. Ramazan ayı temalı konserler ve retrospektif sergiler ise gelenek ile modernite arasındaki etkileşimi görünür kılıyor.
Kurumsal Tiyatroda Repertuvar Çeşitliliği
İstanbul’da bu hafta sahne sanatları alanında dikkat çeken yoğunluk, kamu kurumlarının repertuvar politikalarındaki çeşitliliği ortaya koyuyor. İstanbul Devlet Tiyatrosu, Mecidiyeköy Stüdyo ve Büyük Sahne’de farklı dramatik üslupları temsil eden yapımları sahnelerken, 28 Şubat’ta Atatürk Kültür Merkezi’nde “Çarpışma” ile haftayı tamamlıyor.
Benzer biçimde İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları, Harbiye’den Ümraniye’ye uzanan çok merkezli yapısıyla klasik metinlerden çağdaş uyarlamalara geniş bir dramaturjik hat izliyor. “Ağrı Dağı Efsanesi” ve “Savaş ve Barış” gibi metinler, edebiyat uyarlamalarının sahne üzerindeki sürekliliğini gösterirken, “Lüküs Hayat” gibi eserler Cumhuriyet dönemi tiyatro geleneğinin güncel yorumlarını temsil ediyor.
Özel tiyatro mekânlarından Zorlu PSM ve Maximum Uniq ise deneysel yapımlar ile popüler prodüksiyonları bir arada sunarak farklı izleyici segmentlerine hitap ediyor. Bu çeşitlilik, İstanbul’un tiyatro alanında hem kamusal hem de özel sektör odaklı hibrit bir modele sahip olduğunu gösteriyor.
Opera, Bale ve Ramazan Programları
Müzik ve sahne sanatlarının kesişiminde ise İstanbul Devlet Opera ve Balesi öne çıkıyor. AKM’de sahnelenen “Romeo ve Juliet” balesi ile “Faust” operası, Batı klasik repertuvarının güçlü örneklerini izleyiciyle buluşturuyor. Bu programlama, uluslararası kanona bağlılık ile yerel izleyici talebi arasındaki dengeyi yansıtıyor.
Ramazan ayı kapsamında düzenlenen konserler ise kültürel süreklilik açısından önem taşıyor. Cumhurbaşkanlığı Klasik Türk Müziği Korosu ve Devlet Türk Müziği Korosu’nun fasıl programları, klasik Türk müziği geleneğinin kamusal mekânlarda yaşatılmasına katkı sağlıyor. AKM’nin yanı sıra Şerefiye Sarnıcı gibi tarihî mekânlarda gerçekleştirilen konserler, akustik ve mekânsal deneyimi bütüncül bir kültür pratiğine dönüştürüyor. Bu yaklaşım, kültürel miras alanlarının yaşayan sanatla ilişkilendirilmesi bakımından dikkat çekici.
Sergilerde Retrospektif ve Geleneksel Sanat Vurgusu
Haftanın sergi programı, geleneksel sanatlarla çağdaş üretimleri bir arada sunuyor. İstanbul Modern’de açılan “Panorama: Hayaller ve Yerler” sergisi, güncel fotoğraf ve mercek tabanlı sanata odaklanırken; aynı mekânda yer alan “Tüm Renklerin Aryası”, Semiha Berksoy’un disiplinlerarası üretimini görünür kılıyor.
Öte yandan Türk ve İslam Eserleri Müzesi’nde ziyarete açılan “Tasavvuf’tan Biçime Dokuma Sanatında Kutsal Geometri” sergisi, 17. ve 18. yüzyıl Azerbaycan saray halılarını sanat tarihi perspektifiyle ele alıyor. Bu sergi, İslam estetiğinde geometri ve metafizik ilişkisinin güncel küratöryel yaklaşımlarla yeniden yorumlandığını gösteriyor.
Geleneksel sanatlar bağlamında hat, tezhip ve ebru sergileri de dikkat çekiyor. Üsküdar’daki Mimar Sinan Galerisi’nde açılan “Ruha Şifa Hüsn-ü Hat” ile Çamlıca’daki Yıldız Holding Sergi Salonu’nda düzenlenen “Sabrın Nakşı”, klasik sanatların koleksiyon ve kurumsal destek yoluyla sürdürülebilirliğine işaret ediyor.
Kültürel Ekosistem ve Mekânsal Dağılım
Bu haftaki program, İstanbul’un kültürel üretiminde çok merkezli bir yapının hâkim olduğunu gösteriyor. Avrupa ve Anadolu yakasına yayılan etkinlikler, kültür politikalarının yalnızca merkezi sahnelere değil, semt ölçeğindeki mekânlara da yöneldiğini ortaya koyuyor.
Ayrıca kamu kurumları, yerel yönetimler ve özel sektörün eş zamanlı faaliyetleri; finansman, erişilebilirlik ve izleyici çeşitliliği açısından karma bir modelin işlediğini düşündürüyor. Bu durum, İstanbul’un kültür-sanat alanında bölgesel bir merkez olma iddiasını güçlendirirken, aynı zamanda sürdürülebilir kültür politikalarının önemini de gündeme taşıyor.
Sonuç olarak, şubat ayının son haftasında İstanbul’da gözlemlenen etkinlik yoğunluğu; repertuvar çeşitliliği, geleneksel ve çağdaş sanatın birlikteliği ve tarihî mekânların aktif kullanımı bakımından dikkat çekici bir kültürel dinamizme işaret etmektedir.


Machteld Johanna Mellink’in Vasiyeti Yerine Getirildi: Külleri Kızılbel Tümülüsü’ne Serpildi
Tavşanlı Höyük Kazısı 2025 Yılı Performans Odaklı Arkeolojide Model Proje Seçildi
Çayönü Tepesi Kazısı 2025’te 96,68 Puanla “Model Proje” Statüsü Kazandı
Geleceğe Miras Projesi'nde Tatarlı Höyük Kazısı Model Proje