Bilecik’te Osmanlı’nın kurucusu Osman Gazi’ye atfedilen ve Milli Mücadele yıllarında Yunan işgali sırasında yıkıldığı belirtilen evin bulunduğu alan, 2025’te kültür varlığı olarak tescillendi. Prof. Dr. Taner Bilgin’in 20 yıla yayılan çalışması; arşiv belgesi, 1891 tarihli yağlı boya tablo, tapu kayıtları ve yerel tarih kaynaklarını bir araya getirerek yapının varlığını, yerini ve mimari niteliklerini belgeledi.
Osman Gazi’nin Bilecik’teki Evi Tescillendi: Arşiv, Tapu ve Görsel Kanıtlar Birleşti
Osmanlı Devleti’nin kurucusu Osman Gazi’ye ait olduğu belirtilen ve Milli Mücadele döneminde Yunan işgali sırasında yıkıldığı ifade edilen Bilecik’teki evin varlığı, konumu ve mimari özellikleri resmî kayıt altına alındı. Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi (BŞEÜ) İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Tarih Bölümü Başkanı Prof. Dr. Taner Bilgin’in yaklaşık 20 yıla yayılan araştırması sonucunda, Şeyh Edebali Külliyesi arazisinde yer aldığı değerlendirilen 40 metrekarelik alan, 2025 yılında kültür varlığı olarak tescillendi.
Süreç, yalnızca yerel anlatılarla sınırlı kalmayan; Osmanlı arşiv belgeleri, tapu kayıtları, erken dönem görsel malzeme ve yerel tarih literatürünü bir araya getiren disiplinlerarası bir iz sürme çalışması olarak dikkat çekiyor. Tescil kararı, aynı zamanda Türkiye’de “kayıp yapıların” belgeler üzerinden yeniden tanımlanması ve kültürel miras yönetimine dahil edilmesi açısından örnek bir model oluşturuyor.
20 Yıllık Araştırmanın Başlangıcı: Yerel Hafıza ve Tanıklık
Prof. Dr. Taner Bilgin’in çalışması, 2005 yılında Kütahya Dumlupınar Üniversitesi bünyesinde bulunan ve daha sonra BŞEÜ’ye devredilen Söğüt Meslek Yüksekokulu’nda ders verdiği dönemde başladı. Bilgin’in o yıl tanıştığı, Milli Mücadele döneminde çocukluk çağında olan Bilecikli Celal Devecioğlu, kendisine Osman Gazi’nin Şeyh Edebali Külliyesi arazisinde bir evinin bulunduğunu, bu yapının ise işgal yıllarında yıkıldığını aktardı.
Bu bilgi, Bilgin’in araştırmasını yalnızca akademik merak düzeyinde bırakmayan, somut bir yer tespiti hedefiyle sistematik bir arşiv taramasına yönelten ilk adım oldu. Bilgin, sözlü tarih verisinin tek başına yeterli olmadığını; tarihçi olarak belgelere dayanma zorunluluğunun, araştırmanın temel motivasyonu haline geldiğini vurguladı.
Bilecik’in Osmanlı’nın kuruluş coğrafyası olması, ancak erken dönem yapıların büyük bölümünün günümüze ulaşamaması, bu tür araştırmaların önemini daha da artırıyor. Bilgin’e göre Bilecik, Milli Mücadele yıllarında ciddi tahribata uğrayan şehirler arasında yer alıyor ve bu nedenle erken Osmanlı hafızası büyük ölçüde “kayıp miras” üzerinden okunuyor.
Berlin’de Karşılaşılan Tablo: 1891 Tarihli Görsel Kanıt
Araştırmanın en dikkat çekici dönemeçlerinden biri, 2006 yılında Bilgin’in Berlin’de bir resim sergisinde karşılaştığı yağlı boya tablo oldu. Tablo, Sultan II. Abdülhamid döneminde Bilecik’te demiryolu inşaatında çalışan bir Alman işçinin eşi tarafından 1891 yılında resmedilmişti ve sanatçının torunları tarafından sergileniyordu.
Bu görsel malzeme, Osman Gazi’nin evine dair yalnızca yazılı anlatılarla değil, 19. yüzyıl sonuna tarihlenen bir betimleme ile de karşı karşıya olunduğunu ortaya koydu. Tablo, yapının dönemin mimari dokusu içinde nasıl algılandığını ve muhtemel fiziksel karakterini göstermesi açısından araştırmanın temel dayanaklarından biri haline geldi.
Görsel kanıtın önemi, özellikle erken dönem Osmanlı mirasının büyük bölümünün yok olduğu bir coğrafyada, “yapının hafızasının” farklı araçlarla sürdürülebilmesi açısından ayrı bir değer taşıyor.
Devlet Arşivleri ve 1911 Belgesi: Resmî Yazışmalarla Doğrulama
Bilgin’in araştırması, Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığı’nda yürüttüğü çalışmalarla daha güçlü bir zemine oturdu. 2011 yılında, Nisan 1911 tarihli bir belgeye ulaşan Bilgin, Bilecik Mutasarrıflığı tarafından Dahiliye Nezareti’ne gönderilen yazışmada Osman Gazi’nin evinin tadilatına ilişkin kayıtların bulunduğunu tespit etti.
Bu belge, yapının 20. yüzyıl başında hâlâ bilinen ve bakımı gündemde olan bir yapı olduğunu göstererek, “efsane” düzeyinde kalabilecek bir anlatıyı resmî devlet kayıtlarıyla desteklemiş oldu. Böylece Osman Gazi’ye atfedilen ev, hem yerel hafızada hem de Osmanlı idari mekanizmasında tanınan bir yapı olarak görünür hale geldi.
Bilgin’in ulaştığı veriler arasında, II. Abdülhamid döneminde evin bulunduğu bölgeye çeşitli hediyelik eşyalar gönderildiğine ilişkin kayıtların bulunması da, yapının sembolik değerinin yalnızca yerel ölçekte kalmadığını düşündürüyor.
Tescil Süreci: Vakıf Arazisi, 40 Metrekarelik Alan ve Koruma Kurulu Kararı
Araştırma bulgularını somut bir koruma sürecine dönüştüren adım ise Prof. Dr. Bilgin’in geçen yıl Bilecik Valiliği’ne yaptığı başvuru oldu. Başvurunun ardından Eskişehir Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu Müdürlüğü’ne bağlı bir ekip, Şeyh Edebali Külliyesi arazisinde saha incelemesi gerçekleştirdi.
Kurulun elindeki tapu kayıtlarının incelenmesiyle alanın vakıf arazisi olduğu tespit edildi. Böylece 40 metrekarelik bölüm, “Osman Gazi’nin evinin olduğu yer” şeklinde resmen tescillendi. Bu karar, yalnızca bir arsanın kayıt altına alınması değil; Osmanlı kuruluş dönemine ilişkin kültürel mirasın, mekânsal düzlemde yeniden tanımlanması anlamına geliyor.
Bilgin, bu tescilin ilerleyen dönemde yapının iki katlı özgün formuna uygun şekilde yeniden canlandırılmasına zemin hazırlayabileceğini belirterek, “Umarım bu 2 katlı evi yeniden canlandırabiliriz.” ifadesini kullandı.
Belgelere göre evin bakım ve korunmasından “Kesilioğulları” adlı bir ailenin sorumlu olduğunun anlaşılması da, yapının tarihsel sürekliliğini gösteren bir diğer unsur olarak öne çıkıyor.
Sonuç: Kuruluş Hafızasında Somut Bir Adım
Osman Gazi’nin Bilecik’teki evine ilişkin tescil kararı, Türkiye’de erken Osmanlı mirasının yalnızca anıt eserler üzerinden değil, “yok olmuş yapıların belgelenmesi” üzerinden de ele alınabileceğini gösteriyor. Arşiv belgesi, tapu kaydı, görsel kaynak ve yerel tarih literatürünün bir araya getirilmesiyle ortaya çıkan bu sonuç, miras yönetimi açısından akademik araştırmanın doğrudan kamu yararına dönüşebildiği güçlü örneklerden biri olarak kayda geçti.


Listra Kazılarında Selçuklu Dönemine Tarihlenen Tılsımlı Kolye Ucu Bulundu
Cem Karaca: Anadolu Rock’ın Hafızası, Sürgünün Sesi ve Dönüşün Şarkısı
Burdur’un Dijital Turizm Hamlesi: 'Visit Burdur' ve 'Yöresel Burdur' Projesi Tanıtıldı
Trabzon Orta Mahalle 61 Tescilli Yapısıyla Turizmde Yükseliyor