Düzce’de yaşayan Somut Olmayan Kültürel Miras Taşıyıcısı Fatma Dilber, yaklaşık 200 yıllık aile arşivinden beslenen geleneksel işleme sanatını günümüz koşullarında yeniden üreterek kültürel sürekliliğe katkı sunuyor. Manav kültürüne ait peşkir ve yağlık örnekleriyle başladığı çalışmaları, Anadolu’nun farklı bölgelerinden desen ve dokumaları da kapsayan bir arşive dönüştü. Dilber, eserlerini ulusal ve uluslararası sergilerde görünür kılıyor.
Düzce’de Bir Mirasın İzinde: Fatma Dilber’in İşleme Arşivi
Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından “Somut Olmayan Kültürel Miras Taşıyıcısı” unvanı verilen Fatma Dilber, geleneksel işleme sanatını yalnızca bir el becerisi olarak değil, Anadolu’nun kültürel hafızasını taşıyan bir belge niteliğinde ele alıyor. Düzce’de yaşayan 50 yaşındaki Dilber, Manav kültürüne ait yaklaşık 200 yıllık peşkir, yağlık ve çevre gibi çeyizlik tekstil ürünlerinden hareketle geliştirdiği üretim pratiğini, bugün geniş bir dokuma ve desen arşivine dönüştürmüş durumda.
Kocaeli’nin Körfez ilçesinde geleneklerine bağlı geniş bir aile içinde dünyaya gelen Dilber’in hikâyesi, kişisel bir sanat yolculuğunun ötesinde; yerel kültürün aktarımı, arşivlenmesi ve görünür kılınması açısından güncel bir kültürel miras örneği olarak öne çıkıyor.
Manav Kültüründen Düzce’ye Uzanan Bir Zanaat Hafızası
Fatma Dilber’in işleme sanatıyla tanışması, yaklaşık 40 yıl öncesine, anneannesinin yanında geçirdiği çocukluk dönemine uzanıyor. Dilber’in anlatımına göre, Manav kültüründe dokuma üzerine işlenen peşkir ve yağlıklar yalnızca ev içi kullanım eşyası değil; aynı zamanda çeyiz geleneğinin, aile belleğinin ve sosyal ritüellerin temel parçalarıydı. Kapı ve aynalara asılan örtüler, sünnet yataklarında kullanılan süslemeler ve gelin çeyizleri, bu ürünlerin gündelik hayatla nasıl iç içe geçtiğini gösteriyor.
Dilber, “rengarenk bir dünyanın içinde büyüdüm” ifadesiyle, geleneksel dokuma ve nakışın çocukluk hafızasındaki yerini vurguluyor. Bu yaklaşım, el sanatlarının yalnızca teknik değil, duyusal ve kültürel bir deneyim olarak kuşaktan kuşağa aktarılabildiğini de ortaya koyuyor.
Beş Kuşaklık Aktarım: 200 Yıllık Dokumaların İzinde
Dilber, bu sanatın aile içinde yaklaşık beş kuşaktır sürdüğünün varsayıldığını belirtiyor. El tezgâhında dokunmuş orijinal kumaşları aslına uygun biçimde işlemek, onun üretim pratiğinin temelini oluşturuyor. Arşivinde yaklaşık 200 yıllık işlemelerin bulunduğunu ifade eden Dilber, bu örnekleri hem bir referans hem de kültürel kayıt olarak değerlendiriyor.
Peşkir, yağlık ve çevre gibi tekstil ürünleri tarihsel olarak çok amaçlı kullanımlarıyla dikkat çekiyor: havlu işlevi, sofra örtüsü, ayna örtüsü, gelin çeyizi ve hatta omuza serilen mendil gibi farklı sosyal bağlamlarda karşımıza çıkıyor. Dilber’in çalışmaları, bu ürünlerin yalnızca estetik değil, işlevsel bir kültür nesnesi olduğunu hatırlatıyor.
Özellikle yıpranmış, parça parça olmuş örneklerin aslına uygun biçimde yeniden işlenmesi ve arşivlenmesi, geleneksel zanaatın günümüzde bir “restorasyon” ve “yeniden üretim” pratiğine dönüşebildiğini gösteriyor.
Anadolu Desenleri: Motifler Bir Kültürel Kayıt Olarak Okunuyor
Dilber’in arşiv ve üretiminde yalnızca Manav kültürüne ait örnekler değil, Anadolu’nun farklı bölgelerinden derlediği dokuma ve desenler de yer alıyor. Kocaeli ve çevresinde keten ve pamuk dokumalar yaygınken; Bursa ve Hatay’dan temin ettiği ipekler, Bolu ve Kastamonu yörelerine uygun örneklerle arşivin çeşitlendiği görülüyor.
Dilber’in dikkat çektiği bir diğer unsur ise motiflerin taşıdığı kültürel anlam. Çiçek, yaprak ve ağaç gibi doğa temalı desenlerin yanında, çadır figürleri, mimari öğeler, cami ve türbe motifleri de bulunuyor. Bu motifler, dönemin sosyal yapısını, inanç dünyasını ve estetik tercihlerini yansıtan birer görsel kayıt niteliği taşıyor.
Bu yönüyle Dilber’in çalışmaları, işleme sanatını yalnızca dekoratif bir üretim olarak değil; kültür tarihi, etnografya ve görsel hafıza alanlarıyla kesişen bir araştırma zemini olarak da konumlandırıyor.
Somut Olmayan Kültürel Miras Taşıyıcılığı ve Gelecek Perspektifi
Fatma Dilber, 1994 yılında evlendikten sonra Düzce’ye yerleşti. Eşinin desteğiyle evinin bir bölümünü atölyeye dönüştürerek üretimini sürdüren Dilber, 2018 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığı’na yaptığı başvuru sonucunda “Somut Olmayan Kültürel Miras Taşıyıcısı” unvanını aldı.
Dilber, işleme sanatının sabır ve özveri gerektirdiğini; bazı işlerin haftalar, bazı işlerin ise aylar sürdüğünü vurguluyor. Kumaşın dokusu, iplik sıklığı ve desenin ağırlığı, üretim süresini belirleyen temel faktörler arasında. Kimi zaman kendi projelerini geliştiriyor, kimi zaman da koleksiyonerlerle iş birliği içinde çalışmalar yürütüyor.
Eserlerinin ulusal ve uluslararası sergilerde yer alması ise geleneksel zanaatın yalnızca yerelde değil, küresel ölçekte de kültürel temsil gücüne sahip olduğunu gösteriyor. Dilber’in en güçlü çağrısı ise açık: Türkiye’nin zengin desen hafızası yalnızca bireysel çabalarla değil, büyük çaplı araştırma ve kayıt süreçleriyle korunmalı.
Kaynak: Göksel Cüneyt İğde aa


Kongo Virunga Ulusal Parkı’nda Nadir Doğum: Dağ Gorillerinde İkiz Sevinci
İzmir Karaburun’da Sakız Ağacı Yeniden Yeşeriyor
Selimiye Camii Restorasyonu Tamamlanıyor: Ramazan'da İbadete Açılıyor
Edirne’de Osmanlı Balon Hangarı Havacılık Müzesi Oluyor