Anasayfa / Söyleşi

Türkleşen Japon arkeolog Sachihiro Omura

Sachihiro Omura Japon bir arkeolog. 43 yıldır Türkiye’de çalışıyor. Müziği, yemeği, kültürüyle kavramış Türk insanını. Zaten “Türkiyeliyim” diyor. Köy yoğurduna bayılıyor, Nilüfer ve Ajda Pekkan şarkılarından vazgeçemiyor. Emekli olunca bir Ege kasabasına yerleşebileceğini bile söylüyor

 

Sabah gazetesinn pazar ekinde yayınlanan Nebahat Koç röportajı:

Japon bilim adamı Sachihiro Omura Türkiye'ye ilk adımını 43 yıl önce Ankara Üniversitesi'ne girerek atmış. Ortadoğu ve Anadolu arkeolojisine ilgisi nedeniyle Japonya, Mısır ve Anadolu'nun çeşitli illerinde arkeolojik kazılarda bulunmuş. Yıllar sonra Prens Takahito Mikasa'nın kurduğu Japonya Ortadoğu Kültür Merkezi-Japon Anadolu Arkeoloji Enstitüsü'nün başkanlığına gelmiş. 20 yıldır da bu görevde.

Omura ve ekibi, Prens Takahito Mikasa'nın ilk kazmayı vurması ile başlayan Kırşehir Kaman'daki Kalehöyük, Yassıhöyük, Büklükale'de kazılarına devam ediyor. Bugüne kadar aralarında Osmanlı döneminden eski Tunç çağına kadar önemli eserlerinde bulunduğu binlerce eserle çeşitli yapı kalıntılarına ulaşılmış. Kaman'daki Japon bahçesinin içinde inşa edilen müze ile de çıkan eserlerin halkla buluşması sağlanıyor.

Omura'nın kendisi gibi Japon olan eşi Masako da arkeolog. O da bu kazılarda çalışıyor. Omura eşi ile enstitü içindeki lojmanda yaşıyor. Kendisi çok mütevazı olsa da gerek bakanlık gerek meclisten çok kez ödül ve nişan almış. Geçen yıl da Japonya Hükümeti'nce nişana layık görülmüş. İşte içimizdeki Omura'nın öyküsü...

- 32 yıldır Kaman'da yaşıyorsunuz. Kaman kazısının başlangıç hikayesi nedir?

- "Japonya'ya ait bir kültürü mü, yoksa altın mı arıyorsunuz? Ne yapıyorsunuz burada?" diye soruyor herkes. Mesele bunlar değil. II. Dünya Savaşı'nda Japonya'nın kaybetmesinin sebebini, Japonya Ortadoğu Kültür Merkezi Başkanı Prens Mikasa bana şöyle anlatmıştı: "Dünya tarihini öğrenmek gerekiyor. Bunun için özellikle dünya tarihinin tam merkezi olan Anadolu'da arkeolojik kazı yapmalıyız." Böylece başladık. Asur Ticaret Kolonileri Çağı'na ait tabletler ve koloniler çağında çok şiddetli yangına maruz kalmış bir saray tespit ettik. Sarayın içinde bronz silahlarla insan iskeleti ile çocuk cesedi bulduk. Bunlar bize, iki grup arasında büyük çatışma olabileceğini düşündürdü.

- Japonya'yla Türkiye'yi tarih açısından kıyaslar mısınız?
- Japonya'da sadece Japonya'nın tarihi vardır. Anadolu ile kıyaslanamaz. Anadolu'ya her yerden kavimler gelmiş. Gelen her topluluk, kendinden bir şeyler bırakmış. Anadolu'nun tarihi, dünya tarihidir.

- Şu an çalışmalarınız hangi aşamada?
- Kaman-Kalehöyük'te M.Ö. 2300'e kadar yani 4 bin 300 sene kadar kazıldı. Burada büyük bir yangın yaşanan tabakaya rastladık. Yangının sebebi üzerine hâlâ çalışıyoruz. Kaman-Kalehöyük kazımız 32 senedir devam ediyor ancak höyüğün henüz yüzde beşini kazabildik. Kazının tamamlanabilmesi için 70 sene daha gerekli. Bu çalışmaların devamı için destek lazım. Şimdiye kadar Japonya'dan maddi destek aldık. İş Bankası'nın sağladığı çok anlamlı bir bağış (Kazılardan çıkan malzemeler üzerinde inceleme yapmayı sağlayan X-ray görüntüleme cihazı) dışında Türkiye'den başka bir destek olmadı.

- Kazı camiasını nasıl özetlersiniz? Arkeologlar arasında bir rekabet var mı?
- Özellikle Prof. Tahsin Özgüç'ten ve diğer Türk arkadaşlardan çok şey öğrendim. Herkes şaka olarak, "Ne zamana kadar hocanın çantasını taşıyacaksın?" diye soruyordu. Hakitaten ben de 30 sene Tahsin Hoca'nın çantasını kimseye bırakmadım. Bugün de hocamın söylediklerini takip ediyorum. Japon arkeologlar Anadolu'ya çok geç geldi. Onun için Japonlar, arkeoloji camiasının dışındadır. Arkeologların arasında tabii ki rekabet var. O yarışa ben ancak 20 sene sonra katılmak isterim. Çünkü Anadolu'da Türk, Alman, Fransız, İtalyan, İngiliz ve Amerikalı arkeologlar 100 seneden fazladır çalışıyor. Biz daha 30 senedir çalışıyoruz. Yavaş yavaş bu camiaya girebilirsek çok memnun olacağım. Kazının tamamlanabilmesi için 70 sene daha çalışmak gerekir.

YAKIN ÇEVREM BANA ÖMER DİYOR

- Bu kadar yıldır Türkiye'desiniz... Bizden biri oldunuz diyebilir miyiz?
- Evet, artık Türkiyeli oldum. Buradakilerle kolayca anlaşabiliyorum. Düşüncelerini hemen anlayabiliyorum. Hem de Türk arkadaşlarım bambaşka.Yakın çevremdekiler de beni artık Türk sayıyor ve Ömer diyor. Ayrıca Türkiye çok güzel, zengin bir ülke, her şey bol. Anadolu'da dört mevsim var. İç Anadolu'daki sonbahar harika.

- Kendinizden sonra çalışmaları devam ettirecek ikinci nesil arıyorsunuz. Peki siz ne yapacaksınız?
- Ne kadar istesem de benden sonraki uygun adamı bulmak kolay değil. Türk, Japon, ABD'li benim için fark etmiyor. İşini tam yapacak adam lazım. Türk öğrencilerden devam ettirecek ikinci adam bulursam, hemen ona bırakmak isterim. Japon öğrencilerden pek fazla ümit yok gibi, maalesef. Sonrasında Japonya'da da Türkiye'de de kalabilirim. Türkiye'nin çok güzel yerleri var. Fethiye ya da Ege'nin başka bir yeri olabilir. Tabii izin veriyorsanız... (Gülüyor)

- Kazıdaki köylülerle aranız nasıl?
- Çalışanların çoğu yanımızdaki Çağırkan köyünden. Şimdiye kadar 20'den fazla kişi Kalehöyük kazısından emekli oldu ve bunların oğulları, hatta torunları kazı çalışmalarına geliyor. Köye pek fazla gitmiyorum çünkü hem kampımızda çok iş var hem de köye rahatsızlık vermek istemiyorum. Çünkü bir kez gittiniz mi hepsine uğramanız lazım. Sadece yanımda çok uzun yıllar çalışan bir arkadaşımın düğününe gittim. Bir kişiye gidip diğerine gitmeseniz ayıp olur. Yoksa Anadolu'nun misafirperverliği bambaşka. Diğer ülkelerde böyle misafirperverlik göremedik.

- Çalışmalarınız hakkında yeterince bilgi sahibi değiliz. Neden bizimle paylaşmıyorsunuz?
- Bu projeleri tam oturttuğumuzu söyleyemem. Daha çok çalışmamız gerekli. Bir sağlama oturtayım, benden sonra gelecek kişiye emanet edeyim. Kaman'da Prens Mikasa Bahçesi, yani Japon bahçesi var. Geçen yıl 80 bin ziyaretçi geldi. Bu yıl 100 bin kişi bekliyoruz.

- Siz ve eşiniz de bizzat kazılara katılıyor musunuz? İşinizin dışında neler yaparsınız?
- Evet. Eşim de Yassıhöyük'te kazı yapıyor. Benden daha iyidir. Eski Tunç Çağı'na ait bir sarayı kazıyor. Çok güzel malzemeler çıkartıyor. Kazıdan sonra bazı arkeoloji müzelerini geziyoruz. Vaktimiz olursa, Avrupa'daki müzeleri geziyoruz. Büyük bir kitaplığımız var. Bol bol kitap okuyoruz.

- Türkiye'yi çok gezdiniz mi?
- Turistik amaçlı olmasa da talebeyken çok gezdim. Kaman'dan önce Elazığ'da kazı yaparken arkadaşlar ile birlikte Gaziantep, Adıyaman, Urfa, Van, Doğubeyazit ve Kars'ı gezdik. Ağrı Dağı'nı gördük. Çok güzeldi. Tabii ki Ege ve Antalya'yı da gezdik. Türkiye'de gezilecek o kadar çok yer var ki, hepsini görmek mümkün değil.

- Mutfağımız hakkında neler dersiniz?
- Yemek konusunda çok rahatız. Türk mutfağı çok güzel. Kampta her gün Türk yemeği yiyorum. Hiç bıkmıyorum. Özellikle yoğurt ve peyniri çok seviyorum. Köy yoğurdu en güzeli. Japonya'ya kısa sürelerle dönerken bunları yanımda götürüyorum.

- Dinlediğiniz bir sanatçımız var mı?
- Türk müziğini çok severim. Mısır'da bile kazı yaparken radyoda Türk müziği dinliyordum. Biz talebeyken, 70'li yıllarda Nilüfer'in, Ajda Pekkan'ın şarkılarını her gün söylüyorduk. Kimler geldi kimler geçti isimli parçayı Türk arkadaşlarla hep birlikte söylemekten büyük keyif alıyorduk.