Anasayfa / Söyleşi

Prof. Dr. Latife Summerer: Arkeolojiyi halk hazine bulmak olarak algılıyor

KKTC'de arkeolojinin genelde yanlış algılandığını belirten Profesör Latife Summerer, 'Arkeoloji kelimesi halkta doğrudan hazine bulmak anlamına geliyor' dedi.

 

Arkeolojinin sadece güzel objeleri, heykelleri ve vazoları yerin altından çıkarmadığını, arkeolojinin geçmiş hakkında belge toplayan ve tarihi bilgiler üreten bir bilim dalı olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Latife Summerer, “Seramik vazolar, mermer heykeller, kıymetli taş ve metallerden yapılmış süs eşyaları, mimari kalıntılar antik dönem sanatı, teknolojisi ve bu eşyaların kullanımı ile bağlantılı olarak sosyal yaşama ışık tutar.  Eski yaşantıları ve tarihsel gelişmeleri tam olarak kavrayabilmek için yalnız sanat eserlerini değil, karbonlaşmış bitki tohumlarını, insan ve hayvan kemikleri gibi doğal buluntuları da araştırmak gerekir" dedi.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nindeki  Türk Ajansı Kıbrıs'a (TAK) konuşan Summerer, “Örneğin binlerce yıl önce Kıbrıs’ta nasıl bir bilgi örtüsü vardı? İnsanlar ne ile beslenirlerdi? Kıbrıs’ın coğrafyası ve bitki örtüsü nasıl değişti? Buna bağlı olarak yaşam koşulları ve yapı teknikleri nasıl gelişti? Adada yaşayan insan toplulukları hangi coğrafyalardan geldi? Değişen nüfus yapısı yaşam tarzlarını ve dini inançları nasıl etkiledi? Tüm bu sorular önemli” dedi.

Summerer, eğer bu gibi sorulara arkeolojik buluntular üzerinden cevaplar bulunabilirse, bugünkü çevre, kentleşme ve nüfus değişimi, göç sorunlarının daha iyi anlaşılabileceğini ve çözümler aranabileceğini söyledi.

Prof. Latife Summerer: Kıbrıs Rum Kesimi bize tavır alıyor

Arkeolojinin sorunlarına da değinen Prof. Latife Summerer, kazılardan çıkarılan buluntuların modern yöntemlerle araştırılıp yayınlanması gerektiğini de belirtti. KKTC’nin siyasi statüsü nedeniyle karşılaşılan engeleri anlattı:

“Yalnız dünya arkeoloji alemine açılan arkeolojik bulgu ve buluntuların bilimsel değerlendirmeleri yapılabilir ve evrensel kültür tarihine kazandırabilir. Nitekim bu konuda ciddi sorunlar vardır. KKTC’nin içinde bulunduğu siyasi statü nedeniyle uluslararası hukuk yalnız kurtarma kazılarına izin veriyor. Bunlar genelde yol yapımı, inşaat, tarım çalışmaları veya kaçak kazılar sırasında ortaya çıkan buluntuların arkeologlar tarafından profesyonelce kazılarak kurturulması ve müzelere teslim edilmesinden ibaret çalışmalardır. Ancak Rum yönetimi bu kurtarma kazılarını bile yasadışı olarak kabul etmekte ve bunların yayınlanıp dünyaya tanıtılmasını önlemektedir. Sadece bununla yetinmeyip yabancı kaynakların ve uzmanların da Kuzey Kıbrıs’taki arkeolojik kazılara destek olmasına mani olmaktadırlar. KKTC’de etkin şekilde çalışan yerli yabancı bütün arkeologları bir nevi kara listeye alarak bu şahısların uluslararası konferanslara katılmasını ve dünya çapında yayın yapmasını da engelemektedirler. Tehdit ve boykotlarla Türk yayın organlarında çıkan KKTC arkeoloji çalışmalarının uluslararası literatüre girmesinin de engellendiğine neredeyse sürekli şahit oluyoruz. Buna sebep olarak ise Rum yönetiminin kendini adanın tamamındaki kültür mirasından sorumlu yegâne merci olarak görmesi ve kuzeyde yapılan çalışmaları izinsiz oldukları için yasadışı sayması gösterilmektedir. Bu yaklaşım KKTC’ de yalnız arkeolojik kazıları değil her türlü kültür mirası çalışmasını da engellemeyi amaçlamakta ve maalesef başarılı da olmaktadır.”

Prof. Latife Summerer, bütün bu engellere rağmen yapılan çalışmalara da değindi. Summerer, Karpaz bölgesi Kaleburnu’ndaki Kral Tepesi’nde DAÜ öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Bülent Kızılduman ve Tatlısu Çiflikdüzü’nde Doç. Dr. Müge Şevketoğlu’nun başarılı bir şekilde kurtarma kazıları sürdürdüğüne, Eski Eserler Dairesi arkeologlarının da inşaat ve tarım arazilerinde ortaya çıkan arkeolojik mirası kurtarmak için çaba harcadığına dikkat çekti. Summerer, “Bu kazılardan ortaya çıkan buluntular Kıbrıs tarihini değiştirecek potansiyele sahip olsa bile dünya literatüründe hak ettikleri yere girememektedir” dedi.

KKTC arkeolojisini bulunduğu izolasyondan çıkarıp dünya kamuoyuna tanıtabilmek gerek

Prof. Latife Summerer KKTC arkeolojisini bulunduğu izolasyondan çıkarıp dünya kamuoyuna tanıtabilmek için gösterilen çabaları da şu sözlerle aktardı:

“2016’da Kıbrıslı ve yabancı bilim insanlarının katıkılarıyla genç arkeolog Yard. Doç. Dr. Hazar Kaba ile birlikte “The Northern Face of Cyprus – New Studies in Cypriot Archaeology and Art History (Kıbrıs’ın Kuzey Yüzü. Kıbrıs Arkeoloji ve Sanat Tarihi hakkında Yeni Çalışmalar)” adlı İngilizce bir kitap çıkardık. Bu kitapla beraber “Rum korur Türk yok eder” iddiasına bilimsel çerçevede büyük bir karşı duruş sergilenmiş oldu. Bunun yanında KKTC’de çağa uygun araştırma olanakları oluşturmak adına “Arkın Yaratıcı Sanatlar ve Tasarım Üniversitesi (ARUCAD) Akdeniz Sanat, Tasarım, Kültür ve Tarihi Miras Araştırma Merkezi” bünyesinde bir de kütüphane kurduk. Kıbrıs’ta etkin olan arkeologlar arasında akademik düzeyde fikir alışverişi, tartışma ve çalışma ortamı yaratmak adına en büyük adım ise 23-24 Eylül’de Girne’ de ARUCAD bünyesinde Dr. Hazar Kaba ve Prof. Dr. Marko Kiessel ile beraber “Bölünmüş Kıbrıs’ta Kültürel Mirasın Kaydedilmesi, Korunması ve Araştırılmasına Yönelik Yeni Yaklaşımlar: Sorunlar ve Fırsatlar” başlıklı bir konferans düzenleyerek atmış olduk.”

Yaşanan tüm zorluk ve baskılara rağmen KKTC arkeologlarının ülkelerinin arkeolojik kültür mirasını korumak ve çalışmak için çaba gösterdiğini vurgulayan Summerer, bununla birlikte arkeologların kendi aralarında da örgütlenememelerinden dolayı çabaların bireysel girişimlerden öteye gidemediğine değindi.

Arkeologların ortak bir paydada birleşerek eş mesleki prensipler belirlemesi gerekir

Prof. Latife Summerer, KKTC’de etkin olan arkeologların ortak bir paydada birleşerek eş mesleki prensipler belirlemesi halinde seslerini ve çalışmalarını uluslararası ortamda daha iyi duyurabileceklerinin de altını çizdi.

Summerer, bu bağlamda UNDP bünyesinde başarıyla sürdürülen ve hala aktif olan çift toplumlu teknik komiteleri örnek alarak çift toplumlu arkeolojik çalışma guruplarının oluşması için adımların atılması gerektiğini ifade etti.

Prof. Summerer, bir diğer önemli adımınsa KKTC’de özellikle kültür mirası bilincini artırmak adına üniversite düzeyinde arkeoloji ve sanat tarihi derslerinin verilmesi olduğunu belirtti.

Üniversitelerde kültür mirası odaklı bölümlerin göz ardı edilmesi mevcut durumu daha da kötüleştiriyor

Summerer, “Adanın kuzeyindeki Doğu Akdeniz Üniversitesi (DAÜ) bünyesindeki tek aktif arkeoloji ve sanat tarihi bölümü 2010 yılında kapatılmıştır. Bu olumsuz durum arkeoloji ve kültürel miras eğitimi, yetkin Kıbrıslı Türk arkeologların yetişmesi ve kültürel mirası bilincinin geniş kitlelere aşılanması anlamında büyük olumsuzluklar doğurmuştur. Bunun sonucunda, aynı akıbeti paylaşmamak adına yeni açılan üniversitelerde de kültür mirası odaklı bölümlerin göz ardı edilmesi mevcut durumu daha da kötü hale getirmektedir” dedi.

Summerer, bu çerçevede Uluslararası Kıbrıs Üniversitesi bünyesindeki “Arkeoloji, Kültürel Miras ve Konservasyon Merkezi”nin başlattığı ve ARUCAD’ın yeni destekçilerinden olduğu bu hareketin ivme kazanmasını hayati önem arz ettiğini belirtti.

TAK