Anasayfa / Kütüphane

Karabük Genel Bilgiler

Karabük Genel Bilgiler

 

Yüzölçümü: 1.376km²

Nüfus: 142.569

İl Trafik No: 78

Rakım:

Batı Karadeniz bölgesinde bulunan Karabük, Tarihi Safranbolu evleri ve antik kentleri ile bir turizm cennetidir.

Karabük, Türk Ulusunun tarihinde, sanayileşmeyi simgeleyen kent olmanın haklı gururunu taşımaktadır. Cumhuriyetin ilk yıllarında, Ulu Önder Atatürk'ün sanayileşme yolunda aldığı devrim kararı üzerine, Türkiye'nin ilk entegre demir-çelik tesisinin yeri için, maden kömürü havzasına ve sahile yakınlığı, demiryolu güzergahında bulunuşu ve stratejik uygunluğu nedeni ile Karabük seçilmiştir.

İLÇELER:

Karabük ilinin ilçleri; Eflani, Eskipazar, Ovacık, Safranbolu ve Yenice'dir.

Safranbolu:

Çok eski dönemlere dayanan bir tarihi geçmişe sahip olması ve çeşitli uygarlıklar nedeniyle Safranbolu’nun adı da sıklıkla değişmiştir. Türklerden önce şehrin Theodorapolis ve Dadybra adlarını aldığı bilinmektedir. Selçuklular, beylikler ve Osmanlılar zamanında; Zalifre, Taraklı Borglu, Zağfiran Benderli, Zağfiranbolu adlarıyla anılmış olup 1940 yılından sonra şehrin adı, Safranbolu olarak kesin şeklini almıştır.

Kentin bilinen tarihi, Safranbolu kalesinin IX. Yüzyılda Anadolu’ya akın yapan Müslüman Arapların saldırılarını durdurmak amacıyla Bizanslılar tarafından yapılmasıyla başlar. Ancak bundan önce Kıranköy kesiminde Ayestefenos Kilisesinin 515 tarihinde yapılmış olduğuna bakarsak şehrin tarihinin Roma döneminden öncesine kadar uzandığı anlaşılmaktadır. Safranbolu, Bizanslılardan sonra, Çobanoğulları ve Osmanlılar zamanının önemli yerleşme alanı olarak tarihte yerini almıştır. Osmanlılar zamanında XVI yüzyılda Anadolu Eyaleti sınırları içinde Bolu Sancağını oluşturan 16 nahiyeden birisi idi. 1694’de Bolu Sancağı kaldırılınca Bolu ve Viranşehir bağımsız Voyvodalıklara ayrılmıştır. Voyvodalık uygulamasına II. Mahmut 1811 tarihinde son verir ve Viranşehir Sancağı kurulur, yönetim merkezi Safranbolu olur. Viranşehir dönemi 1811-1870 yılları arasını kapsar. 1870 yılında kaldırılan Viranşehir Sancaklığından sonra Safranbolu Kastamonu Sancağına bağlandı. 1927 yılına kadar da bu sancağa bağlı olarak yönetildi. 1927 yılında Zonguldak’a 1995 yılında Karabük Vilayet sınırları içinde yer aldı.

Tarihi Kalıntıları

Safranbolu’nun eski tarihi ile ilgili olarak bugün halen mevcut olan eserler höyükler, kaya mezarları, kabartmalardır. Hacılarobası Köyünde bulunan İnkaya Kaya Mezarları, Akveren ve Yörük Köyleri arasında kalan Horozini Kaya Mezarları ve taşları bulunmaktadır. Kıranköy kesiminde bulunan ve bugün cami (Ulucami) olarak kullanılmakta olan Ayestefenos Kilisesi’nin Theodore tarafından yaptırıldığı sanılmaktadır. Bunların dışındaki eserler Türklerin egemen olduğu dönemlere ve özellikle Osmanlı dönemine aittir. 

Safranbolu’yu ülkemizde ve dünyada ön plana çıkaran en önemli unsur, geleneksel Türk mimarisi tarzındaki evleridir. Bu evler bir yandan kentsel konumlarıyla diğer yandan mimarileriyle dikkate değerdirler. Safranbolu evleri yüzlerce yıllık bir süreçte oluşan Türk kent kültürünün günümüzde yaşamaya devam eden en önemli yapı taşlarıdır. İlçe merkezinde 18 ve 19 y.y başlarında yapılmış yaklaşık 2000 geleneksel Türk evi bulunmaktadır. Bu eserlerin 800 kadarı yasal koruma altındadır. Evler Safranbolu’nun iki ayrı kesiminde gruplaşmış durumdadır.

Safranbolu’nun örnek koruma çalışmalarına sahne olduğu 1975 sonrası döneminde Kültür ve Turizm Bakanlığı şehirde “Kaymakamlar Evi” olarak bilinen evi satın alarak restore ettirmiş Safranbolu Sağlıklaştırma Projesi kapsamında 30 kadar evin dış cephe restorasyonu ve bazı sokakların düzenlenmesini yaptırmıştır. Ayrıca Yemeniciler Arastasını da restore ettirmiştir. Vakıflar Genel Müdürlüğü Cinci Hanı’nın restorasyonunu tamamlamış ve Cinci Hamamı ile diğer eserlerin restorasyonuna girişilmiştir. Yine Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından Eski Hükümet Konağının restorasyonu yapılmıştır. Safranbolu, sahip olduğu kültürel mirası ve burası korumadaki başarısı sayesinde 1994 yılında UNESCO tarafından “Dünya Miras Kenti” unvanını almış, bu da Safranbolu’nun tüm dünyada daha çok ilgi çekmesini sağlamıştır. 

Safranbolu, tarihi eserleri ve evlerinin yanı sıra ilgi çekici doğal güzelliklere de sahiptir. Yoğun orman alanları ve vadiler, piknik yapmaya elverişli olduğu kadar yürüyüş, tırmanma ve bisiklet gibi diğer turistik etkinliklere de olanak sağlamaktadır. 

İncekaya Su Kemeri, görkemli evlere sahip Yörük Köyü, Dünya Mağara Literatürüne girmiş Hızar Mağarası, kanyonlar, yaylalar kentin diğer turizm olanaklarıdır. Hacılarobası ve Üçbölük Köyü çevresindeki kaya mezarları, Safranbolu’nun uzun tarihi geçmişine ilişkin bilgi vermekte olup son yıllarda turizm amaçlı kullanılmaya başlanmıştır.

Önemli Tarihi Yapılar 

Köprülü Mehmet Paşa Camii: 1662 yılında ibadete açılan camii, Sadrazam Köprülü Mehmet Paşa tarafından yaptırılmıştır. Cami; Çarşı’da Çeşme Mahallesindedir. Yazıtı yoktur, ancak yapımını sağlayan Sadrazam Köprülü Mehmet Paşa tarafından gönderilen el yazması bir Kuran’dan 1661/1662 yılında ibadete açıldığı anlaşılmaktadır. Çarşıdan büyük kemerli bir kapıdan avlusuna girilmektedir. Ayrıca Arasta’ya açılan bir diğer kapısı vardır.

Caminin ana mekanı kare planlıdır, üstünü tromplarla geçilen bir kubbe örtmektedir.Ayrıca bu kubbenin oturduğu sekizgen kasnak dışardan payandalarla desteklenmiştir. Beş bölümlü beşik tonozlarla örtülü bir son cemaat yeri vardır. Köprülü Mehmet Paşa Camii Sütunlara oturan, kemerlerle avluya açılan giriş kısmının sağ tarafından tek şerefeli minaresi yer almaktadır. Camide, özellikle içerde, daha geç bir devrin ürünü olan kalem işleri, mahfil kısmı belirgin noktalardır. Köşe sütunlarıyla belirlenen boyalı mihrabı, ahşap geometrik motiflerle şekillenen minberiyle, bu yapıda yer yer çözüme ulaşmamış kısımlar bulunmaktadır.

Cami tümüyle XVII yüzyılın özelliklerini belirgin bir şekilde ortaya koymaktadır. Cami iki kez restore edilmiştir. Avlusunda şadırvan, güneş saati ile kütüphane ve muvakkithane olarak müştereken yapılmış bina bulunmaktadır.

İzzet Mehmet Paşa Camii: Padişah III. Selim zamanında ve 1794-1798 yılları arasında Sadrazamlığa yükselen aslen Safranbolulu olan İzzet Mehmet Paşa, Çarşı içinde bir cami yaptırmıştır. Anılan cami,i İstanbul’daki Nuruosmaniye Camisinin adeta küçük bir modelini oluşturur. Tamamen kesme taştan yapılmış olan cami, Fevkani Camiler grubu içinde düşünülebilecek özellikler taşır. Küçük bir külliyeyi oluşturan, eğimli araziye uyumlu bir şekilde yerleşen yapılardan camiye 10 basamaklı merdivenlerle ulaşılır. Yapının ana mekanını örten kubbeye pandantiflerle geçilmekte aradaki kasnağa ise pencereler açıldığı görülmektedir. Köşelerdeki ağırlık kuleleri yapıyı sınırlar. Namaz kılma alanı kare biçiminde olup eni boyu 13.5 metredir. Minber ve mihrabı çok zengindir. Mihrabın üzerinde Padişah III. Selim’in tuğrası vardır. İçindeki kalem işleri, bezemeleri, çok köşeli kalem gibi zarif minare gövdesi ile külah ve alemi bu zarafete layık bir şekilde yapılmıştır. 1902-1903 ve 1990 yıllarında onarım gören caminin külliyesi içinde kütüphane, abdesthane, iki çeşme ve vakıf dükkanları yer alır. Cami ve avlusu altından geçen Akçasu deresi üzerine yapılan kemerler üzerine oturmaktadır.

Kazdağlıoğlu Camii: Giriş kapısı üzerindeki yazıttan 1778 tarihinde Borlu Ayanı, Hacı Halil Mahallesinden, Kazdağlıoğlu Mehmet Ağa tarafından yaptırıldığı anlaşılmaktadır. Taş ve tuğladan, tek kubbeli olarak yapılmış bu yapıda da tromplardan kasnağa, oradan kubbeye geçilmektedir. Çevresinin açılması nedeniyle, önündeki küçük avlunun ortadan kalktığı bu yapının üç bölümlü bir son cemaat yeri vardır. Ortadaki kubbe, yanlarındakiler ise aynalı tonozlarla örtülüdür.

Hidayetullah Camisi: Giriş kapısı üzerindeki yazıttan 1718-1719 tarihinde Hidayet Ağa tarafından yapıldığı, 1873-1874 tarihinde de onarım gördüğü anlaşılmaktadır.

Dağdelen Camii: Giriş kapısı üzerindeki yazıttan 1767-1768 tarihinde Hacı Mehmet adlı bir kişi tarafından yaptırıldığı anlaşılmaktadır.

Lütfiye Camii: 1878/1879 yılında Hacı Hüseyin Hüsnü tarafından yaptırılmıştır.

Mescit/Zülmiye Camii: 1883/1884 yılında yapılmıştır.

Gazi Süleyman Paşa Medresesi: Eski Caminin alt kısmındadır. Orhan Beyin oğlu Şehzade Süleyman tarafından ya da onun adına yaptırıldığı; 1845/1846 tarihinde de Sultan Abdülmecit tarafından onartıldığı şimdi kaybolmuş olan kitabesinden anlaşılmaktadır.

Cinci Hanı: Sultan İbrahim’in Sadrazamlarından Cinci Hoca (Kazasker Hüseyin Efendi) tarafından yaptırılmıştır. Kesin yapım tarihi bilinmemesine rağmen 1640-1648 tarihleri arasında yaptırıldığı tahmin edilmektedir. Kesme ve moloz taştan yapılmış han, iki bölümden oluşmaktadır. Ortadaki avluya açılan iki katlı revakların gerisine odalar, güney batısına ise avludan geçilen ahır bölümü yerleştirilmiştir. Avlunun ortasında bulunan havuz genel görünümünü bugün de korumaktadır. Yeni restore edilerek hizmete açılan 2 katlı 62 odalı Cinci Hanı’nın giriş kapısı, kilit ve anahtarı; Türk demir işçiliğinin ilginç örneğidir.

Cinci Hamamı: Bu eserde Cinci Hoca tarafından yaptırıldığı için Cinci Hamamı olarak anılmakta, hamamın yapılış tarihinin ise, Cinci Hanı ile aynı zamanda (1640-1648) olduğu sanılmaktadır. Hamam, Vakıflar Genel Müdürlüğü kayıtlarında Hamide Hatun Vakfı olarak geçmektedir. Hamam kadınlar ve erkekler kısmından oluşmaktadır. İki bölümün planının da aynı olduğu bu hamam, haçvari sıcaklıklı hamamlar grubuna girer. Çarşının içinden girişi bulunan hamamın, iki bölümünün de soğukluklarını tromplu bir kubbe örtmektedir. Ilıklık kısmında helalar yer almaktadır. Sıcaklık kısmı ise haçvari planlıdır. Bu kısım ortada kubbe, bu kubbeli alana açılan dört beşik tonoz ve köşelerde dört küçük kubbeyle örtülüdür. Arkada külhan ve ocak yer alır. Türk hamam geleneğinde belirgin bir özellik olarak her iki bölümün girişlerinin farklı sokaklara açılmasının dışında ayrılık taşımayan bu hamam Safranbolu’nun en özellikli hamamlarının başında gelmektedir. Restore edilmiş olup, hizmete açıktır.

Tokatlı Köprüsü: 1778 yılında Kazdağlıoğlu tarafından su köprüsü olarak yapıldığı, daha sonra 1796-1797 yıllarında İzzet Mehmet Paşa tarafından geçit durumuna getirildiği söylenmektedir. 40 metre uzunluğunda, 15 metre açıklıklı tek bir kemerden oluşan 6 metre genişliğindeki bu köprü 30 metre yüksekliğindedir.

İncekaya Su Kemeri: Sadrazam İzzet Mehmet Paşa tarafından yenilenerek kentte kazandırdığı eserlerden biridir. Mimari değer taşıyan bu eserin, 1794-1798 tarihlerinde tamirat geçirdiği bilinmektedir. Bu yıllarda kente büyük hizmetleri bulunan Paşanın en büyük hizmeti kente gelen su yollarını onartmasıdır. 116 metre uzunluğundaki su kemeri yerden yaklaşık 60 metre yüksekliktedir. Bu büyük kemerin üzerindeki 5 kemerli bölümü tamamen taştan ve Horasan harcı ile yapılmıştır. Toprak üzerine rastlayan bölümler 2.5 m. derenin üzerine rastlayan kemer üstü ise 1.20 metre genişliktedir. Bir kanal içinde su geçer. Suyun akış hızının dengelenmesi için su kemeri üç kıvrımlıdır. Buradan geçen su Asmazlar Konağının bahçesinde bulunan su terazisinden kente dağıtılır.

Taşköprü: Kesin yapım tarihi bilinmemesine rağmen Osmanlılar tarafından yapıldığı sanılmaktadır. 34 metre uzunluğunda, 2 kemerli, yalın görünüşlü bir yapıdır.

Saat Kulesi: Eski Hükümet Konağı arkasına düşen yerde, eski kalenin orta yerinde, bu günde görev yapan saat kulesi, III. Selim’in Sadrazamlarından İzzet Mehmet Paşa tarafından 1794-1798 tarihleri arasında yaptırılmıştır. Kiremitli çatısı bulunan kulenin yüksekliği 20 metre kadardır. Saatin sesi uzaklardan işitilmektedir. 7 günde bir kurulan saat, zembereksiz olup 60 kğ. lık bir ağırlıkla çalışmaktadır.

Güneş Saati: Köprülü Mehmet Paşa Camisi avlusundadır. Basit tip, yatay güneş saatleri grubundadır. Sabah 06.40 akşam 17.20 arasındaki zamanı metal plakanın gölgesine göre gösterir. Osmanlı dönemine ait 95 adet güneş saatinden birisidir. Tarihi güneş saati mermer levhanın üzerinde bulunan üçgen şeklindeki madeni bir plakanın gölgesi ve plakanın merkez teşkil ettiği eşit açılara haiz çok sayıdaki çizgi ile zamanı tayin etmektedir. Mermer levha üzerindeki çizgilerin her birinin arası 10’ar dakikalık zaman dilimini göstermektedir.

Çarşılar: 13. ve 14. yüzyılda Konya ve Sivas üzerinden gelen zengin Müslüman ve Hıristiyan tüccarlara ait kervanların Karadeniz’e ulaştığı önemli bir liman kenti olan Sinop, 18. yüzyıla değin Karadeniz ticaretindeki önemini sürdürmüştür. Bu dönemde Safranbolu Anadolu’nun kuzeyinden geçenAsya-Avrupa ana ticaret yolunu, Karadeniz’e bağlayan en önemli bağlantılardan biri olan Gerede-Sinop kervan yolu üzerinde bir konaklama noktasıdır. 17. yüzyılın ortasında kent merkezinde inşa edilen Cinci Hanı’nın büyüklüğü, kentin bu işlevini kanıtlayan önemli bir örnektir. Han ilk yapıldığı yıllarda 63 oda ve deve ahırlarından oluşmaktaydı. Böylece Safranbolu çarşısı hanın etrafında yer alan çeşitli üretim yapılan alış veriş mekanlarının doğmasına vesile olmuştur.

Safranbolu çarşısında demircilik, bakırcılık, semercilik, dikicilik, saraçlık, ayakkabıcılık gibi işlenmiş eşya üretimine dönük iş kolları Lonca düzenine uygun olarak ayrı ayrı sokaklarda ancak bir arada yer tuttukları görülür. Bu nedenle de Safranbolu çarşısının sokakları, o sokakta yer alan zanaat koluna göre “semerciler içi”, “kunduracılar içi”, “kasaplar içi”, tüccarlar içi” gibi adlarla bilinirler. Bugün dahi adını taşıdıkları sanat koluna (Demirciler-Bakırcılar-Kalaycılar, Manifaturacılar, Boyacılar, Aktarlar, Semerciler, Saraçlar Çarşısı) göre bu sokaklarda, az da olsa bu işi yapan esnafa rastlanmaktadır.

Safranbolu Kalesi : Bu kalenin sur ve duvarları bütünüyle yıkılmıştır. 20 m. Yüksekliğinde olduğu tahmin edilen bu kalenin yeri 1976 yılında yanan eski hükümet konağının olduğu yerdir. Bizans döneminde yapıldığı ve o dönemde Dadybra Kalesi olarak anıldığı bilinmektedir.

Eski Hükümet Konağı: Eski kalenin bulunduğu tepenin üzerine yapılmış, mimari değer taşıyan bir binadır. Kapısının üzerinde bulunan yazıttan 1904 yılında Kastamonu Valisi Enis Paşa ve kentin Kaymakamı Mir Ahmet Beylerin gayret ve halkında masraflarına katılımıyla yapıldığı anlaşılmaktadır. 1976 yılına kadar İlçenin Hükümet binası görevini yapan bu eserde fevkalade bir taş işçiliği hakimdir. 1976 yılında geçirdiği bir yangın sonucu harap bir hale gelen bu eser, Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından restore edilerek 2003 yılında tamamlanmıştır.

Safranbolu Evleri : İlçe merkezinde 18. ve 19. yy. ile 20. yy. başlarında yapılmış yaklaşık 2000 geleneksel Türk evi bulunmaktadır. Evler Safranbolu’nun iki ayrı kesiminde gruplanmış durumdadır. Birincisi “Şehir” diye bilenen ve kışlık olarak kullanılan kesim, ikincisi “Bağlar” diye bilinen ve yazlık olarak kullanılan kesim. Şehir, yönetim merkezinin bulunduğu kale, alışveriş merkezinin bulunduğu Çarşı, evlerin bulunduğu Akçasu, Gümüş, Musalla, Kalealtı ve Tabakhane semtlerinden oluşmaktadır. Safranbolu’da şehrin oluşumunda, hem fonksiyonellik ön planda tutulmuş, hem de estetik kaygılar hiçbir şekilde terk edilmemiştir. Fonksiyonellik yönünden konutlarla- kamu binalarının, pazarlarla- çarşıların yerleşim düzeni, yol-sokak-meydan yapısı örnek gösterilebilir. Tüm evler kendilerine göre daha merkezi konumdaki kamu binalarına, dini yapılara ve anıt eserlere dönüktür. Hangi evden bakılırsa bakılsın manzara kapanmaz. Evlerin yakın plan cepheleri kör, uzak plan cepheleri açık ve birbirlerini izleyecek konumdadır. Şehrin ortasında bulunan meydana yönelik yollar ve sokaklar tamamen taş kaplıdır. Anıt eserlerin avluları ve meydanlar da taş kaplıdır. Mevcut taş kaplama tarzı rutubeti en aza indiren, sel sularına karşı dayanıklı ve ağaç köklerinin yeterli su almasına uygun yapıdadır. Evlerin yerleştirilmesinde iklim gerekleri kadar evin oluşturacağı görünüm ve göreceği manzara da dikkate alınmıştır. Bir ev penceresinden, avlu dış kapısından ya da iki evin arasından görülecek manzara kesinlikle bir bütündür. İlk bakışta gözden kaçabilecek olan bu titizlik şehrin ve yapıların tümüne egemendir.
Safranbolu evlerinin hiçbiri derme çatma değildir. Tüm evler bahçe içinde, çoğunlukla üç katlı 6-8 odalı, geniş hacimli, insan ihtiyaçlarına uygun olarak tasarlanmış ve estetikle biçimlendirilmiş büyük konaklardır. Safranbolu evinin boyutu ve biçimini belirleyen üç temel unsurdan söz edilebilir: Çok nüfuslu aile yapısı, yağışlı iklim, kültürel ve maddi zenginlik.

Bir ailede karı kocanın normal olarak iki yada üç çocuğu vardır. Erkek evlat evlendirilince ona ayrı bir ev açılmaz, gelin aynı eve getirilir. Kalabalık aile yapısının yanında, evlerde harem-selamlık ayrımı vardır. Ailelerin sahip olduğu hayvanlar evin zemin katındaki ahırlarda barındırılır. Yağışlı iklim nedeniyle kapalı alan ihtiyacı da fazladır. İnsan ve hayvan yiyecekleri, yakacak odunlar hepsi evin uygun bölümlerinde muhafaza edilirler. İşte tüm bunların sonucu olarak Safranbolu evi büyük hacimlidir. Yağışlı iklimin evler üzerinde bir başka etkisi de çatılardadır. Yağışların fazlalığı çatıların uzun saçaklı ve mükemmel yapılmalarını zorunlu kılmaktadır. Bunu sonucu olarak Safranbolu evleri için “beş cepheli mimari eser” ifadesi kullanılmaktadır.

Safranbolu evlerinin “çevreye saygılı” olarak tasarlandığı günümüz mimarlarınca da sıklıkla vurgulanır. Doğa-insan-ev; sokak-ev, sokak-çarşı ilişkileri son derece düzenli ve dengelidir. Çevreye olduğu kadar komşuya da saygı egemendir. Hiçbir ev diğerinin görüşünü engellemez. Akla ve insana dönük olarak fonksiyonel bir biçimde tasarlanan evlerin yapımında taş, kerpiç, ahşap ve alaturka kiremit kullanılmıştır. Evin oturtulduğu arsa ne şekilde olursa olsun üst katlarda uygun geometri mutlaka sağlanmıştır. Bahçeler sokaktan taş duvarlarla ayrılmıştır. Çift kanatlı büyükçe kapılarla bahçeye, bazen de doğrudan eve girilir. İhtişamı daha kapıda görmek mümkündür. Haremlik – selamlık geleneğinin bir sonucu olarak bazı evlerin çift girişi bulunmaktadır. Din ve gelenekler evi dışarıya kapar, bu yüzden ev içi ve bahçeler yüksek duvarlarla ayrılmıştır, pencereler kafeslidir, kadın yabancı erkeğe görünmez. Bazen aynı evin içinde bile, kadınlar ve erkekler ayrı ayrı yaşarlar. Safranbolu’da selamlık ve haremlik olarak ikiye bölünmüş böyle evler vardır. Bu düzen daha çok zengin evlerinde görülmektedir .
Safranbolu evinin girişinde zemin katta “hayat” vardır. Bu bölüm eğer taş kaplıysa “taşlık” adını alır. Burada ışık almayı sağlayan ve aynı zamanda odunların dizilerek hava akımıyla kurutulduğu ahşap kafesten “gliste” mevcuttur. Zemin katlarda ayrıca ahırlar, büyük kazan ocakları ve ambarlar bulunur.Üst katlara, ahşap ustalığın üstün örneklerini sergileyen merdivenlerle çıkılır.

İkinci kat, diğer katlara göre daha basıktır. Bu katta gerektiğinde yatak odası olarak da kullanılabilen bir mutfak bulunur. Mutfak ile selamlık arasında yemek servisinde kullanılan silindirik bir ahşap dönme dolap yer alır. Gündelik yaşam orta katta geçer. Soğuk kış günlerinde bu katın ısıtılması daha kolay olur.

Üçüncü kat Safranbolu evinde mükemmelliğe varılan noktadır. Bu katta tavanlar daha yüksektir. Odalara sekiz kenarlı bir çokgenden oluşun “sofa”nın (çardak) daha kısa olan dört çapraz kenarından açılan kapılardan girilir. Odaların giriş kapıları köşelerdedir ve giriş kapıları da oda ile doğrudan teması kesen özel ahşap paravana düzeni bulunur. Sofalar ve odaların tavanları ahşap süslemelerle kaplıdır. Her odada sedir düzeni ve çoğu zaman ocak vardır. Oda yan duvarlarında ahşap dolaplar ve sergen yer alır. Odaların her biri bir çekirdek aileyi yada bir aile yakınını barındırabilecek tüm unsurlara sahip, bağımsız birim olarak tasarlanmıştır. Bu doğrultuda her odada ahşap dolapların (yüklük) içerisinde, bugünün duş kabinlerini andıran gusülhaneler mevcuttur. Safranbolu evlerindeki çıkmalar, evin dış görünümünü tek düzelikten kurtardığı gibi, bu çıkmaların yanlarında yer alan pencereler sedirde oturanların sokağı baştan başa görmesine olanak sağlar. Sofalarda, eyvanlarda ve odalarda zaman zaman kalemişi süslemelere rastlanır.

Evlerin pencereleri çok özel biçimde tasarlanmış olup dar ve uzuncadır. Ahşap kanatlı pencerelerde ayrıca ”muşabbak” denilen kafesler bulunur. Pencere sayıları oda büyüklüğüne göre değişmekle birlikte genellikle fazladır. Bu hem içten geniş bir görünüm sağlar, hem dıştan evin görünümüne güzellik kazandırır. Bazı büyük odaların bir cephesinde dört, diğer cephesinde de dört olmak üzere sekiz pencere vardır. Tüm ev, göz önünde bulundurulduğunda pencere sayısının çok yüksek olduğu görülür. Pencere perdeleri beyaz, dantelli ya da delik işlidir. Evlerde ısınma ocaklarla sağlanır. Ocaktan alınan közler mangala konarak taşınır. Katlar arasında zaman zaman tecrit malzemesi kullanılmış olsa da ahşap evlerde ısının muhafazası güçtür. Bu nedenle prensip mekanın değil insanın ısıtılmasıdır.

Yemek mutfaktaki büyük ocaklarda pişirilir ve odalarda yer sofrasında ya da yer bezinde yenirdi. Mutfak odalarının yakınında her çeşit gıda maddesinin depolanmasına uygun ambarlar bulunmaktadır.

Safranbolu evlerinde abdestlik ve hela için ayrılan bölme iç mekanlardan uzak tutulmuş ve havalandırmanın sağlanabilmesi için kör cephede küçük pencereler bırakılmıştır. Pis sular “algun” denilen pis su yolu düzenine ya da hela çukuruna akıtılır, bulaşık suları ise bahçeye ya da ayrıca yapılan “çirkef çukuru”na dökülür, pis su ile karıştırılmazdı.

Evlerin saçak köşelerine uğur getirmesi için geyik boynuzu asılması geleneği yaygındır. Öte yandan gene evlerin saçağa yakın köşelerinde sokaktan görülecek yüzeylerinde yada sofa çıkmalarının alınlıklarında, Arap harfleri ile yazılmış bazı dualar ve bazen evin tarihi yazılıdır.

Evlerin sokak cephelerinde, ev içlerinde, bahçelerde, sokaklarda çeşmeler vardır. Şehirde su kültürü, dönemine göre oldukça ileridir. 5 km. mesafeden ve tarihi İncekaya Su Kemerinin üzerinden şehre su getirilmiştir. Bazı büyük konaklarda havuzlu odalar bulunmaktadır. Havuzlar büyük hacimli ve insan boyu derinliktedir. Havuzlar bazı konaklarda selamlık köşkü denilen bahçe içindeki bağımsız binalarda yer almaktadır. Bahçelerde havuz ve kuyular yoğunluktadır.

Kaymakamlar Evi: 18 ve 19. yüzyıl Türk toplumunun geçmişini, kültürünü ve yaşama biçimi ile teknolojisini yansıtan Safranbolu Evleri arasında en önemli bir örnektir.

18. yüzyıl başlarında yapıldığı sanılmaktadır. Sahibi Safranbolu Kışlası Kumandanı Hacı Mehmet Efendidir. Hacı Mehmet Efendiye Yarbay karşılığı olan “Kaim-Makam” denilmesi nedeniyle ailesi; dolayısıyla evleri de halk arasında bu isimle söylenegelmiştir. Kentsel dokusu ve tüm mimari özelliklerini günümüze dek koruyabilmiş olan ilçede Kaymakamlar Evi, 1979 yılında restore edilmiş ve haftanın 7 günü ziyarete açıktır. Safranbolu çarşısı içinde Hıdırlık yokuşu sokağı üzerinde bulunan yapı; kitle, plan ve cephe olarak özgün bir Türk evi niteliğine sahiptir. Zemin katta “Hayat” denilen zemini taş kaplı bölüm yer alır. Sokak cephesinde sağır ve sağlam duvarlar ise yapıyı adeta dışarıdan koruyarak omuzlamış gibidir. Bahçe yönüne gilistelerle açılarak ikinci bir güvenlik önlemi yanında iç mekanlara ışık, hava sirkülasyonu sağlar. Zemin kat duvarları; büyük bir bölümü ahşap malzeme ile yapılan yapıya “uzun ömürlülük”, taşıyıcılık ve hacimlerdeki önemli üretim aktivitelerinden dolayı yapıdaki yıpranmaların azaltılması, ayrıca dış tehlikelerden korunma düşüncesi ile taş olarak inşa edilmiştir. Yapının üst katları ise ahşap çatkılı ve kerpiç dolguludur. Taban ve tavan tahtaları, kapılar, dolaplar sarı çamdan yapılmıştır. Çatı, cephelerdeki hareketliliği geniş saçaklarla çepeçevre kaplamaktadır.
Birinci katın merdiven başındaki iki oda selamlık, karşıdaki bölüm ile üst kat Harem’dir. Bu katta bulunan dönme dolap, selamlık ile harem arasında yemek servisinin yapılmasını sağlamaktadır. İki kattaki odalar aynı çatı altında yaşayan kalabalık aile tipine göre bireylerin tüm gereksinimlerini sağlayacak şekildedir. Her odada sedirli oturma düzeni, yer sofrasında yemek yeme, yer yatağında yatma, yatakların konulduğu yüklük içerisindeki gusülhanede yıkanma olanağı vardır. Pencereler evin bol ışık almasını sağlar. Ceviz ve çam kerestesinden yapılmış tavan süslemeleri ise zevk ve estetik anlayışının zengin örneklerindendir. Sekiz oda, üç çardaktan oluşan Kaymakamlar Evi’nin, harem ve selamlık bölümleri çeşitli manken ve malzemelerle donatılmıştır.

Mümtazlar Konağı: 1888 yılında Gazi Süleyman Paşa Medresesi Baş Müderrisi Müftü ve Müderris Ziya Efendi tarafından yaptırılmıştır. Geleneksel Osmanlı-Türk mimarisinin belirgin özelliklerini gösteren ev, alttaki hayat bölümü ile birlikte 3 katlıdır. Harem ve selamlık bölümlerinin birbirinden ayrıldığı evin 3 ayrı girişi bulunmaktadır. Evde, 8 oda, bir misafir salonu, bir istiare mekanı, 3 tuvalet, 4 cumba, bir kiler, bir at ahırı, bir mazra (depo) ve hayat bulunmaktadır. Her birinde ocak (şömine), gusülhane, yüklük, oyma, sedir ambarı ve odunluk bulunan odaların tavanları ahşap oymalarla süslü olup özellikle evin baş odasının tavan süslemesi 4000 ahşap parçasından oluşmaktadır.

Karaüzümler Evi: Safranbolu İlçesinde Mescit Sokak üzerinde ahşap çatkıları, dikdörtgen biçimi ile dikkati çeken Karaüzümler Evinin Mehmet Karaüzüm tarafından 19. yüzyıl sonlarında doğru yaptırıldığı söylenmektedir. Arnavut kaldırımlı Mescit sokağa ve bahçeye bakan cephedeki sofa çıkması ile dikkati çeken bu evin üçer pencereli köşe odaları, pencere boyutları ile olağanüstü görüntü oluşturur. Ahşabın kahverengi tonları çatkılar arasındaki kerpiç bezemeler, Karaüzümler Evinin diğer özellikleri olarak göze çarpar. 3 katlı evin içinde odalar, sofa etrafında geniş ve simetrik olarak yapılmıştır. Döner merdiven, alan kaybını asgari düzeye indiren akılcılıkla düzenlenmiş ve ev hiç restorasyon görmemiştir.

Kavsalar Evi: 19. yüzyılın ilk yarısında Safranbolu’nun ilk kiremit ve tuğla imalatçısı Damaklıoğlu Hacı Ahmet Efendi tarafından kızı Sıdıka hanım adına yapılmıştır.

Kileciler Konağı: 1884 yılında Kilecizade Hacı Mehmet Efendi tarafından yaptırıldığı bilinmektedir. Her iki sokağın eğimine göre biçimlenen yapı, tam anlamıyla bir köşe evidir. Temel taş duvarlı, üst katlar ahşap çatkı arasında kerpiç dolgudur. İki cephede üst kat zarif işlemeli taş konsollar üzerinde dışarıya taşarak inşa edilmiştir. Harem ve selamlık bölümlü konağın selamlık girişi Kışlayanı sokak, harem girişi ise Akpınar sokak üzerinde bulunmaktadır. Ahşap ile taşın çok dengeli kullanıldığı Kileciler Konağının 1925 yılında onarım gördüğü dış cephedeki yazıdan anlaşılmaktadır. Öte yandan binanın yapıldığı yılı gösteren H.1300 yılı cephedeki “Kuşevi” üzerine işlenmiştir. Dış cephede ve konağın içinde insana güzel ve temiz, yüce fikirleri ilham eden özlü sözler zarif bir şekilde yazılı bulunmaktadır. Özellikle üst kattaki baş oda tavan göbeği ve etrafındaki ahşap rozetler ve süslemeler ile diğer bir odadaki “Eksantrik Dikey Şakul” görülmeye değer estetik ve görkemdedir.

Müze Köy Yörük: Safranbolu’nun küçük bir modeli olan Yörük Köyü, 1997 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından bir Türkmen köyü olması sebebiyle tamamen kentsel sit alanı içerisine alınarak korunması kararlaştırılmıştır.

16. yüzyılda Safranbolu yöresinde yaşayan göçebe cemaatlere “Yörükan-ı Taraklı” yada “Yörükan-ı Taraklıborlu” adı verilmektedir. Osmanlı İmparatorluğu döneminde Safranbolu, biri bugünkü Safranbolu İlçe merkezinde “Medine-i Taraklıborlu” diğeri merkezi bugünkü Yörük Köyü (Nefa-i Yörük) adını taşıyan aşiretler için kurulmuş olan Yörükan-ı Taraklıborlu adını taşıyan iki ayrı kazadır. Yörük Köyü ile ilgili yazılı efsanelerde, Yörüklerin 14. ve 15. yüzyıllarda göçer durumda oldukları, kendilerine özgü vergi düzeni ile ayrı bir kariye teşkil edecek şekilde bir kadıya bağlanıp zaman içerisinde yerleştirildikleri ve bu kazanın merkezi olarak bugünkü Yörük köyünün tespit edildiği ve uzun sürede, yüzyıllar boyunca konumlarını devam ettirdikleri anlaşılmaktadır. Köyün efsanede yer aldığı şekilde Karakeçili aşiretine bağlı oymaklar ve Taraklı aşireti mensupları ya da bütününden oluşan biçimde kurulmuş olması kesin olmamakla birlikte ihtimal dahilindedir.

Safranbolu’nun aksine arsa ve engebeli arazi sorunu olmayan Yörük’lüler evlerini nerede ise bitişik nizam inşa etmişlerdir. Anadolu köylerinde genellikle görülen ev kümelenmesi yerine ana cadde boyunca yapılanmışlardır. Ana cadde sonundaki meydandan açılan düzenli sokaklar da bile bitişik nizam havası devam etmektedir. 

Eflani

İlçede ilk yerleşim M.Ö. I. Yüzyılda Bitinyalılar tarafından Roma’ya karşı bir savunma hattı oluşturmak amacıyla kurulduğu sanılmaktadır. İlk ve Ortaçağlarda Amasra kolonisinin İç Anadolu ile bağlantısını sağlayan yol üzerindeki bir savunma şatosu olarak yapılmıştır. Bu şatoyu Bithynia Hükümdarı Nikomedes’in oğlu Pylomes tarafından yapıldığı ve onun adını taşıdığı, Eflani adının buradan geldiği tahmin edilmektedir. 

Yöre M.Ö. 70 yılında Roma, daha sonra Bizans egemenliğine girmiştir.Kaynaklar incelendiğinde Eflani’nin tarihi hakkında çok eskilere varan bilgilere rastlanılmamaktadır. Bu topraklar üzerinde kimlerin yaşadığı, hangi medeniyetlere sahne olduğunu kesin olarak bilinmemektedir.

1084’de Kastamonu ve Sinop bölgesini fetheden Kara Tiğin Bey bir süre buraya hakim olmuş, daha sonra da Bizanslıların eline tekrar geçmişse de 1213 yılında tekrar Türklerin eline geçmiştir. 1469 tarihinde Fatih Sultan Mehmet Ceneviz problemini halletmek üzere Amasra üzerine yürüyen Osmanlı birlikleri Eflani’de toplandı. Deniz yoluyla Amasra önüne gelen Murat Paşa komutasındaki birlikler Amasra limanını teslim alınca Eflani’deki birliklerinden ayrılan garnizon, Amasra’ya gönderildi. Kastamonu’nun bir sancak haline getirilerek Anadolu Beylerbeyliğine katılması üzerine, Eflani kalesinin artık stratejik bir fonksiyonu kalmadı. Eflani’nin askeri değerini kaybetmesi ile sadece çevre köyler için bir Pazar yeri olarak basit bir ekonomik değer taşımakta ve bundan sonraki kaynaklarda Eflani’den “Pazar” adıyla bahis olunmaktadır. 

Kanuni devrinde Eflani, 80 akçelik küçük bir kadılık olarak teşkilatlandırılmış ve Kastamonu Sancak Beyliğine bağlanmıştır. Tanzimat’tan sonra kurulan yeni vilayet teşkilatında ise 35 parça köyü ile Kastamonu vilayetinin Safranbolu ilçesine bağlı bir bucak haline gelmiştir. Cumhuriyetin ilanından önce Eflani Safranbolu İlçesine bağlı olup, Safranbolu ise Kastamonu iline bağlı bir ilçe durumunda idi. 

Cumhuriyet döneminde Safranbolu’ya bağlı bir bucak merkezi olarak 1927 yılına kadar kaldı. 1927 yılında Safranbolu ilçesinin Zonguldak iline bağlanması ile Eflani de bucak özelliğini koruyarak Zonguldak ili sınırları içinde yer almış oldu. 1953 yılında çıkarılan kanunla Eflani ilçe merkezi oldu. 1995 yılında Karabük il olunca Karabük iline bağlandı.

Tarihi Kalıntılar: Geniş zaman içinde İlçenin çeşitli yörelerinde bir çok tarihi yapıtlar meydana getirilmiş bu tarihi yapıtlardan bugüne pek azı kalmıştır. Bunlar da tarihi özelliklerini kaybetmek üzeredir. İlçe merkezindeki yapıtlardan Taşhan, Evliyahanı ve Refikdayıoğlulları Oteli ile Tabaklar Köprüsü kısmen muhafaza etmektedirler. Ayrıca Gelicek ve Karacapınar köylerindeki bir çok ev tespit edilerek koruma altına alınmıştır. Bunlara ilaveten hemen her köyde tarihi izler taşıyan benzeri eserler mevcuttur. Tarihi eserler arasında bugün kalıntılarına rastladığımız su yolları, manastır yıkıntıları, kaya mezarları, tümülüsler ve höyükler ile mağaralar mevcuttur.

Eskipazar

Eskipazar : Karabük'ün güneyinde, il Merkezine 36 km uzaklıkta bulunan Eskipazar'da Proto-Hititler' den kalma çevrede pek çok kaya mezarı ve tümülüs bulunmaktadır. Bu dönemden kalma, ilçeye 3 km. uzaklıkta kalıntıları bulunan antik kent, en az 4 medeniyete ev sahipliği yapmıştır.

Üzerinde pek çok tapınak ve yazıtların bulunduğu Asar Kalesi, Asar Tepesindeki Kaya tünelleri, Roma Döneminden kalma kaya mezarları, ormanları ve soğuk suyu ile ünlü Çetiören Mesire Yeri, Bayındır İçmecesi ve Soğanlı çayında yetişen tatlı su balığı, Eskipazar'ın ilgi çeken değerleridir.

Eskipazar’da yaşayan ilk halkın Proto-Hititler olduğu kabul edilmektedir. Küçük Asya (Asianic) kavimlerinden olan Proto-Hititler aynı zamanda Turani (Ortaasyalı) dirler. M.Ö. 5000’den itibaren Anadolu’ya gelerek Hisarlar eteğinde şehir krallıkları kurarak ilk siyasi hayatı Anadolu’da başlatmışlardır. Eskipazar’ın antik devirde adı, Hadrianapolis olarak geçmektedir. Kuruluş tarihi İskender’in ölümü olan M.Ö. 323’ten sonraya rastlar. Makedonya İmparatorluğu’nun parçalanmasıyla oluşan yeni devletlerden Paflagonya Devleti, Eskipazar’ı sınırları içerisinde alır. Şimdiki Eskipazar’a 5 km. uzaklıktaki Budaklar Köyü Hacamatlar Mahallesinin bulunduğu yerde, Hadrianapolis Antik Kentinin kalıntıları vardır. Bunların içinde mahzenler, saray merdiveni kalıntıları ve hamam harabeleri mevcuttur. Sığınak ve su kanalları kalıntılarına halen rastlanılmaktadır. Bu kentin kurulduğu yerin genişliğine bakıldığında, 6 büyük merkezden birisinin olduğu hemen belli olmaktadır. M.Ö. 63 yılında buraya Romalılar hakim olmuştur. Yine Budaklar Köyü çevresindeki kalıntılarda da Romalılara ait yapılar ve mezarlar bulunmaktadır. Hadrianapolis- Paflagonyalılar ve Romalılar devrinde önemli merkezlerden biridir. Ulaşımın Bartın ve Amasra yolu ile yapıldığı tahmin edilmektedir. Romalıları kesin yenilgiye uğratan Selçuklular, Hadrianapolisi ele geçirmişlerdir. Harap ve yıkılmış bir şekilde olduğu için Selçuklu devrinde Viranşehir adıyla anılmıştır. Budaklar Köyü Hacamatlar Mahallesindeki kalıntılardan birçok kavmin yaşadığı anlaşılmaktadır. Alt alta mezar yapıları, yine diğer barınak kalıntılarının altından diğer bir kalıntı çıkmaktadır. Bu da gösteriyor ki kent birkaç kez yıkılmış, yeniden yapılmıştır. Selçuklular devrine ait sarnıç ve kiremitten yapılmış bina kalıntıları da mevcuttur. Yatılı Bölge Okulu’nun altındaki çeşmenin suyunun tarihinin Romalılara kadar uzandığı su büzlerinden anlaşılmaktadır. 

Selçukluların Moğollara yenilmesinden sonra 1309 yıllarında Selçuklu Devleti ortadan kalkmış, Viranşehir (Eskipazar), Kastamonu, Safranbolu’yu içine alan Candaroğulları’nın eline geçmiştir. 1398 yıllarında Yıldırım Beyazıt’ın Candaroğulları Beyliğini Osmanlı Devletine katmasıyla, Viranşehir Osmanlı Devletine geçmiş oldu. Osmanlı İmparatorluğu döneminde sancak beyliği (Mutasarrıflık) olan Eskipazar, Bolu’ya bağlı idi. 1324-1692 yıllarına kadar böyle kalmıştır. 1692-1811 yıllarında yapılan yeni düzenlemelerle de yine Bolu İlinin bir idari birimidir. 1811-1864 yıllarında Viranşehir bir sancak merkezi ve Bolu ile müşterek bir yönetim altında idi. Aynı yıllarda bir Mutasarrıflık ve Mültezimlik idi. Viranşehir ile Gerede arasında bulunan köyler aynı dönemde Ulak adı altında ilçe yapılmış ve Bolu’ya bağlanmıştır. 1845 yılında Abdülmecit döneminde ise kasaba teşkilatının kurulmasıyla “Mecidiye” adını almıştır. 

1864 yılında vilayetlerin teşkiline ait bir Nizamname çıkarılır, eyalet sistemi kaldırılır ve vilayet sistemine geçilir. Bu dönemde Eskipazar, Kastamonu Vilayetine bağlanır. 1894 yılında çıkarılan Kastamonu Salnamesi’nde Eskipazar’a Bartın ve Safranbolu İlçelerinin bağlı olduğu, adının da Viranşehir sancağı olduğu kaydedilmiştir. 1908 yılında 2. Meşrutiyet ilan edilmiş ve dönemden sonra Eskipazar Çankırı’nın bir idari birimi olmuştur. Cumhuriyet dönemi ile birlikte bucak olmuş, pazarının eskiliği dolayısıyla şimdiki adı olan Eskipazar’ adını almış ve Çerkeş ilçesine bağlanmıştır. 1930 yılında D.D.Y.’nin Karabük Demir Çelik Fabrikalarına Balans taşı getirmesiyle Eskipazar daha da hareketlenmiş ve nüfus sayısı artmıştır. Ormanlık bölgede olması nedeniyle 1944 yılında kereste fabrikası kurulmuş ve istasyonun yapılmasıyla ticaret ve yerleşim genişlemiştir. 1945 yılında Eskipazar bu artan nüfusuyla birlikte ilçe merkezi olarak Çankırı’nın ilçeleri arasında yerini almış ve 1946 yılında belediye olmuştur. 1995 yılında Karabük’ün il olmasıyla birlikte Çankırı ilinden ayrılarak Karabük’ün ilçelerinden biri olmuştur.

Tarihi Kalıntılar
Asar Kalesi : Eskipazar İlçe merkezinin kuzeydoğusunda bulunan Semail köyündedir. Doğal bir kale olup, yakınında bulunduğu dere seviyesinden 300 metre yüksekliktedir. İnsan eliyle yapılmış tünellerin yer aldığı kale başka bir özellik taşımaktadır.

Kaya Mezarları: Eskipazar ilçe merkezinin batısında bulunan Hadrianapolis (Viranşehir) harabeleri içinde ve çevresinde yer alır. İki sıradan oluşan Delik Kaya Mezarlarının boyutları 2x2x1 m. Ebadında olup aralarında birer ölü sediri bulunur. Tavanları kubbemsidir. Düzenli yapılmış olan Hisariçi Kaya Mezarları’nda ise tavan düzenli, oda tonozlu ve 2 m. yüksekliktedir. Roma Devri’ne ait olduğu, bulunan kitabelerden anlaşılmaktadır.

Kaya Tünelleri: Semail Köyü’nde Asar Tepesi’ndedir. At nalı şeklinde tonoz biçimli sabit kayadan kesilmiş merdivenleri vardır. Dereye kadar inen ve merdivenleri olan ikinci bir tünel daha vardır.

Antik Yerleşim Yerleri: İmparator Caracalla (211-217) ve Diacletianus (284-305) ait heykel kaideleri, Zeus Kiminsteros, Demeter, Artenis Kratione Hermes kütleleri ile ilgili tapınak ve yazıtları, mezar yazıtları bulunan Kimistene, Roma İmparatorluğu döneminde önemli bir yerleşim yeri idi. Yazıtlar arasında Kimisteneliler’in Romanya’da maden işçisi olarak çalıştıklarına ait yazıtlar bulunmuştur. Kimistene yerlileri Amasra ve Bartın kıyılarına Dalmaçya kıyılarından gelerek yerleşmişlerdir. Deresemail, Hanköy, Bayındır antik yerleşim alanlarıdır. Latince ve Eski Yunanca yazılmış kitabeler, taşlar üzerine yazılmış çeşitli tasvir ve heykeller bulunmuştur. 
 

Ovacık

İlçe antik çağlara rastlamakla beraber yüzeysel olarak çok eski dönemlerden beri bir yerleşim yeri olduğu bilinmektedir. İlçe sınırları içinde Eti, Lidya, Paflagonyalılar, Galatlar, Roma sonraki dönemlerde ise Bizans, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinin etkileri görülür. Önceleri Bizans egemenliği altında olan ilçe toprakları Alparslan’ın Anadolu’yu 1071 yılında fethiyle birlikte Türklerin eline geçmiştir. 1350 yılında Osmanlığı egemenliğine geçerek 1416 yılında Çelebi Sultan Mehmet tarafından Çankırı Sancak Beyliği Çerkeş Kazasına bağlanmıştır. İlçenin tarihi hakkındaki sağlıklı bilgiler, Osmanlı İmparatorluğu dönemlerine rastlamaktadır. 1869 Kastamonu salnamesinde; 25 köyü, 2145 hanesi ve 7381 nüfus ile Çerkeş İlçesine bağlı bir bucak olduğunu 19. yüzyıl yarısında Şemsettin Sami ve Ali Cevat salnameyi doğrular nitelikte bilgiler vermişlerdir. 

İlçenin Osmanlı dönemindeki ismi Ulak (Şehabettün) olarak anılmaktadır. Amasra Limanı ile Çankırı İç Anadolu arasındaki eski ticaret yolunun Çerkeş, Ovacık, Safranbolu, Bartın güzergahını takip ettiğini, bu yolun uzun ince, katırcı ve kervan yolu olduğu bilinmektedir. Ovacık, Çerkeş İlçesine bağlı bir bucak iken 19.06.1957 tarihinde ilçe olarak kurulması öngörülmüş, 01 Nisan 1959 yılından itibaren kuruluşunu tamamlayarak hukuken Çankırı İline bağlı Ovacık İlçesi olarak teşkilatlandırılmıştır. İlçe daha sonra 06.06.1995 yılında İl yapılan Karabük iline bağlanmıştır. 

Tarihi Yerler:
Pürçükören Köyü, Karakoyunlu Mahallesinde Lidya uygarlığına kadar uzanan kaya mezarları, Kurutma Kayası, Gözetleme Kulesi, Abdullar Köyünde, Anbarözü Köyü Cevre Mahallesinde Çatak Köyü Şıhlar Mahallesinde ve Boyalı Köyünde Türk- İslam dönemine ait camiler vardır. Ovacık İlçe merkezinde Can Baba Türbesi, Yerli Baba Türbesi ile Pürçükören Köyü Karakoyunlu Mahallesindeki türbe ile Boyalı Köyünde Horasan erenlerinden Musa Efendi Türbesi bulunmaktadır. 

Gerdek Boğazı kaya mezarları Soğanlı Çayı vadisinde bulunan Pürçükören Köyü Karakoyunlu Mahallesindedir. Mezarların ilk tespiti B.Leonhard tarafından yapılmıştır. Mezarların 7. yüzyıla ve daha eskilere dayandığı tahmin edilmektedir. Mezarın genel görünümü üçgen alınlıklar içice dikdörtgenler kullanılmış ve ağaç mimarisi taklit edilmiştir. Sütun başlıkları hurma yaprağı ile süslü olup doğu mimarisinin etkisi görülür. 

Karain Kaya Mezarı, Pürçükören Köyü Karakoyunlu Mahallesinin güneybatısında kayalara oyulmuş dört odadan meydana gelmiştir. 

Kayadibi Mağarası, Karakoyunlu Mahallesinin doğu kısmında kaya içine oyularak yapılmıştır. At nalı biçiminde girişi olan mezar odasında arslan başları bulunmuştur.
 

Yenice

Yenice : Karabük'e 35 km. mesafede olan Yenice'nin tarihi, bölgenin eski tarihi geçmişine benzer olup, Selçuklular döneminden itibaren önemli bir yerleşim yeri olmuştur.

Yenice Ormanları, tropik bölgeler dışında, dünyanın ender bölgelerinde görülebilecek, bir çoğu anıtsal boy ve kalınlığa ulaşmış ağaç türleri ile gerçek bir ağaç müzesidir. Bu ormanlarda barınan hayvanların çeşitliliği, yaban hayatı yönünden Yenice'ye ayrı bir değer kazandırır. Ormanların bazı bölümleri "Tabiatı Koruma Alanı" ilan edilmiştir. Gökpınar mevkiindeki 4 Hektarlık bir alan, 40 çeşit ağaç türü ve çok sayıda hayvanı ile birlikte Arberatum olarak tescil edilmiştir.

Ormanların yanı sıra, ilçe sınırlarındaki yaylalar, mağaralar, kanyonlar, şifalı olduğu bilinen su kaynakları, orman içine tesis edilmiş bulunan dinlenme mekanları tabiat parkları, ilçenin diğer değerlerini oluşturmaktadır.

Yenice’nin tarihine ait bilgilerin başladığı dönem hemen 16.yy başlarıdır. Osmanlı Devletinin Yavuz Sultan Selim döneminde yazılmış olan Bolu Sancağı Tapu Tahrir Defterinde Yenice Bolu Sancağının bir nahiyesi olarak niteleniyor. 1692 yılında, Bolu Sancağının kaldırılarak bölgenin Kastamonu Sancağı’na bağlandığı belirtilmektedir. 19.yy başlarında 1811 yılında kurulduğu bilinen Viranşehir Sancağı döneminde Yenice, sancağın önemli bir kazası olarak ortaya çıkmaktadır. 1912 yılında nahiye olmuş ve 1953 yılında Karabük’ün ilçe oluşuyla, Karabük’e bağlı bir bucak olmuştur. Yenice 1987 yılında Zonguldak ilinin bir ilçesi ve 1995 yılında Karabük’ün il olmasıyla birlikte Karabük’e bağlanmıştır. 

Tarihi Yerler : Çengeller Köyünde Fındıktepe mevkiinde Bizans dönemine ait kilise kalıntıları, Gökbel Köyü Hamazkralı mevkiinde tümülüs, Yenice Merkez Demirciler Mahallesinde Antik yapı kalıntısı bulunmaktadır.

Coğrafya

Batı Karadeniz Bölgesinde Karabük, kuzeyde Bartın (80 km.), kuzeydoğu ve doğuda Kastamonu, güneydoğuda Çankırı, güneybatıda Bolu, batıda Zonguldak illeriyle komşudur.

Karabük vadiler ve platolardan oluşmaktadır. Deniz seviyesinden yüksekliği 270 m. olmasına rağmen 2000 m yi bulan tepe ve yaylalar mevcuttur. Türkiye'nin önemli ormanlık alanlardan olan Yenice Ormanları "Açık Hava Orman Müzesi" olarak belirlenmiştir.

Kısmen Karadeniz ikliminin özellikleri görülen Karabük, kıyıdan içeride kaldığı için, Karadeniz'in nemli havasından yeterince yararlanamamakta, karasal iklimin özellikleri daha ağır basmaktadır. Ancak, İç Anadolu'da olduğu gibi şiddetli kış soğukları ile kurak yaz sıcakları görülmez. En çok yağış ilkbahar ve kış aylarındadır.

İklim : Batı Karadeniz Bölgesinde yer alan Karabük’te kısmen Karadeniz ikliminin özellikleri görülmektedir. Yalnız Karabük, kıyıdan içeride kaldığı için, Karadeniz’in nemli havasından yeterince yararlanamamakta, karasal iklimin özellikleri daha ağır basmaktadır. Karadeniz ikliminden karasal iklime geçiş sahasındaki Karabük’te geçiş tipi iklim etkili olmaktadır. Yıllık ortalama sıcaklık 13.20 C’dir. En soğuk ay olan Ocak’ta ortalama 2.60 C, en sıcak ay olan Temmuz’da 23.10C, sıcaklık vardır. Ortalama yıllık amplitüd ise 20.50 C’dir. Şu ana kadar ölçülen en yüksek sıcaklık 11 Ağustos 1970’de 44.10 C’dir. En düşük sıcaklık ise 25 Ocak 1974’de -15.100 C olarak ölçülmüştür. 

Karadeniz ikliminin etkisiyle her mevsim yağış görülse de, Temmuz ve Ağustos aylarına rastlayan kurak bir dönem belirginleşmiştir. Karadeniz kıyılarına göre oldukça az yağış alan Karabük’te yıllık ortalama yağış miktarı 487.7 mm. dır. Eflani, Ovacık ve Yenice çevresinde yıllık yağış miktarı daha fazladır. Temmuz ve Ağustos en az yağış alan aylardır. İlkbahar ve yaz aylarında sağanak yağışlar görülmektedir. Karabük’ün yıllık rüzgar gülü incelendiğinde hakim rüzgar yönünün güneybatı olduğu görülür. Batı ve kuzeyden de fazla rüzgar esmektedir. Yıllık ortalama rüzgar hızı 0.8 m/sn. dır.

Bitki Örtüsü ve Doğal Hayat : İlin yüzölçümünün % 60’ı ormanlarla kaplıdır. Merkez İlçe, Safranbolu, Yenice ve Eskipazar ormanların gür olduğu alanlardır. Eflani, Ovacık ve Eskipazar çevresinde karasallık etkili olduğundan bozkırlar yaygın olarak görülür. Buralarda yüksek kesimler ormanlarla kaplı olup ağaç yetişme sınırının üzerinde olan yerlerde geniş dağ çayırları bulunmaktadır. 

Karabük’ün en yüksek yeri olan Keltepe bitki örtüsü açısından şu özellikleri taşımaktadır. Yüksekliğin az olduğu yerlerde Kızılçam, 700-800 metre yükseklikten sonra yerini Köknara bırakmaktadır. Karışık şekildeki ormanlar 1600-1700 metreye kadar çıkabilmektedir. Kayın, meşe, gürgen, Akçaağaç, dişbudak, kavak yaygın olan türlerdir. Dere içlerinde lokal olarak çınar, söğüt, ıhlamur, şimşir gibi türler ortaya çıkmaktadır. 1700 metreden daha yukarıda yüksek dağ çayırları yer alır. Burada kekik ve ada çayı en çok göze çarpan bitki türüdür. 

Keltepe’deki bu durum bütün il genelini yansıtmaktadır. Karasal ikliminin daha fazla hissedildiği alanlarda meşe ön plana çıkarken, Eflani çevresinde çayır ve otlakların geniş yer kapladığı görülmektedir. 

Yenice ormanlarının Türkiye’de eşi benzeri yoktur. Çok sayıda ağaç türünü barındıran bu ormanlardan, bilinen altı ana ağaç türüne 30 önemli ağaç türünü eklemek mümkündür. Gökpınar mevkiinde dört hektarlık bir alan arberetum (Açık Hava Orman Müzesi) olarak belirlenmiştir. 

Yenice ırmağı vadisinde lokal bir Akdeniz ikliminin mevcudiyeti buralarda ladin, sandal, erguvan, menengiç gibi maki türlerinin yetişmesini sağlamıştır. 

Yenice ormanları, çok çeşitli bu ağaç türlerinin yanında, bazı ağaçlarının olağanüstü çap ve boyutlara ulaşan örneklerini de barındırır. Bu anıt ağaçlarla birlikte orman altı bitkileri ve yaban hayvanları ile eşsiz bir ekosistem ortaya çıkmaktadır. Yenice ve Keltepe ormanlarında yaygın olarak bulunan şimşir ve porsuk ayrı bir öneme sahiptir. Bölgede çok miktarda yaban domuzu olup az sayıda tilki, tavşan, ayı, keklik, karatavuk, çulluk’a rastlanmaktadır. Yenice bölgesinde yukarıdakilerin dışında; Karaca, Vaşak, Yaban Kedisi türleri bulunmaktadır.

Topoğrafya

Dağlar

Kuzey Anadolu Dağlarının bir parçasını oluşturan ildeki dağlar kıvrım dağlarıdır. Bu dağların yüksekliği 2000 m.yi geçmez. Karabük’ün kuzeyinde, batıya doğru uzanan geniş bir dağlık alan bulunmaktadır. Küre Dağlarının uzantıları niteliğindeki bu alanda, ortalama 1400 m. Yüksekliğe sahip Çiğdem Tepe, Boyundurluk Tepe, Tekirdağ, Başköy Dağları yer alır. Bu alanda Karabük’ün ikinci yüksek noktasını oluşturan Sarıçiçek tepesi de (1750 m.) bulunmaktadır.

Safranbolu çevresinde, Araç Çayı ve kollarının parçaladığı platoluk alan üzerinde kuzey doğuya doğru uzanan Sipahi Dağı yer almaktadır. Daha kuzeyde kalan Eflani çevresinde düzlükler geniş yer tutar. Burada 1416 m. Yüksekliğindeki Göktepe ve Tepedağ, en önemli yükseltiler olarak karşımıza çıkar. 

Yenice Irmağı ve Araç Çayı’nın yer aldığı havzanın güneyinde de dağlar yoğunlaşmıştır. Karabük’ün güneydoğusunda yer alan Keltepe 1999 m. Yüksekliği ile Karabük’ün ve Batı Karadeniz Bölgesinin en yüksek noktasıdır. Ormanlarla kaplı olan dağın zirvesi mayıs ayı sonuna kadar karla kaplıdır. Keltepe Bölgesinden Eskipazar’a doğru uzanan alanda en önemli yükselti Eskipazar’ın kuzeybatısında kalan Hodulca Dağıdır. (1730m.) Yenice çevresiyle birlikte Eskipazar’da yer alan dağlar Bolu ve Köroğlu dağlarının uzantılarıdır. Yenice çevresindeki dağlar oldukça engebeli olup bu alanda en önemli yükselti Keçikıran Tepesidir. Ovacık çevresinde en yüksek dağ Çalyayla Dağı (1432m.) dır.
 

Ovalar

Oldukça engebeli ve eğimli yapıya sahip olan Karabük’te büyük düzlükler ve ovalar yoktur. Araç ve Soğanlı Çaylarının kenarında küçük düzlükler yer almaktadır. Eskipazar çevresinde Hamamlı, Bayındır, Sadeyaka Ovaları yer alır. Soğanlı Çayı vadisinde, Safranbolu’nun Geren Köyü yakınında Geren Ovası bulunmaktadır. Hamzalar mevkiinde ise Cemal Ovası yer alır. Ovacık ve Eflani çevresinde geniş düzlükler yer alır ve kimi yerde ova, kimi yerde plato görünümlü ortaya çıkmaktadır.

Yaylalar

Çok sayıda yaylanın yer aldığı Karabük’te en önemli yaylalar Avdan Yaylası, Dede Yaylası, Sorkun Yaylası, Uluyayla, Göktepe Yaylası, Sarıçiçek Yaylası, ve Boduroğlu Yaylalarıdır.

Karabük-Yenice-Eskipazar arasında kalan Sorkun Yaylası yaklaşık 1650 m. Yüksekliğinde olup geniş bir alana sahiptir. Geniş bir alana sahip olan yaylada geniş çayırları çevreleyen ormanlarda yeşil, sarı ve kırmızının her tonuna rastlamak mümkündür. Yaylada doğa yürüyüşü ön plana çıkmaktadır. Bahattin Gazi’nin türbesinin bulunduğu Dede Yaylası yaklaşık 1670 m. Yüksekliğinde olup, her yıl şenlikler düzenlenmektedir.

Safranbolu’nun kuzeyinde yer alan Uluyayla, oldukça gür ormanların içinde geniş ve yemyeşil çayırların uzandığı bir alandır. Ahşap malzemeden yapılan yayla evleri ile ormanların bütünleşmesi ortaya cennet gibi bir mekan çıkarmaktadır. Sarıçiçek yaylası da bitki örtüsü ve geniş alanlarıyla oldukça dikkat çekmektedir. Eflani çevresi düzlükleriyle bütünüyle yayla görünümündedir. Karabük’ün kuzey kesimlerinden batıya doğru Büyükdüz, Tekir, Arıcak, Yaylaçiçeği ve Bostancık Düzü gibi yaylalar yer alır.

İçinde çok çeşitli ağaç çeşitleri, olağanüstü çap ve boya ulaşan örnekleri ile diğer bitki florasını barındıran, eşsiz bir ekosistem özelliği gösteren Yenice Göktepe yaylasında her yıl şenlikler düzenlenmektedir. Yine bu alanda Meğre, Yassıyurt, Alaboga, Karaboğa, Bağbaşı gibi yaylalarda bulunmaktadır.

Keltepe’den Eskipazar’a uzanan alanda Adiller, Hasanlar, Kulat, Şerafettinler, Eğriova, Sündek, Acemler ve eski bir yerleşim yerinin de bulunduğu Belen Yayla bu alandadır.

Ovacık çevresinde ise şenlikler düzenlenen Boduroğlu Yaylası önemlidir. Ayrıca Çakallı, İmanlar, Göllü Yayla yer almaktadır. 1300 m. yüksekliğe sahip Avdan Yaylasının çevresi kayalarla kaplı olup düz ve geniş olan tepe kısmında eski şehir kalıntısı bulunmaktadır. 

Kanyonlar 

Karabük’ün doğal güzellikleri arasında kanyonların ayrı bir önemi vardır. Daha çok Safranbolu İlçesinde kireçtaşı tabaklarının derin biçimde yarılması ile kanyonlar ortaya çıkmıştır. İlgi çekici en önemli kanyonların başında İncekaya Kanyonu gelmektedir. Üzerinde İncekaya Su Kemerinin yer aldığı kanyon oldukça dik ve derin yamaçlara sahiptir. Uzunluğu oldukça fazla olan ve içinde Doğal Hayatı Koruma alanı oluşturulan Düzce (Kirpe) Kanyonu ziyaretçileri adeta büyülemektedir. Diğer kanyonlar ise Tokatlı ve Sakaralan kanyonudur. Safranbolu’dan geçen Gümüş, Akçasu ve Bulak dereleri de üç ayrı kanyon oluşturarak Araç Çayına karışmaktadır.Yenice’de yer alan Şeker Çayı ise 6.5 km. uzunluğunda, kenarları oldukça dik ve yüksek olan Şeker Kanyonu’nu oluşturmuştur.

Akarsular

Filyos Irmağı: Karabük İlinin en önemli akarsuyu Filyos Irmağı’dır. Bu ırmağın iki önemli kolu olan Araç ve Soğanlı Çayları il topraklarındaki önemli akarsulardır. Filyos ırmağı kaynaklandığı yerden denize dökülünceye kadar değişik isimler almaktadır. Kaynaklandığı yerde Ulusu ismiyle bilinen akarsu, Gerede yakınlarında Gerede Suyu, Eskipazar yakınlarında Soğanlı Çayı, Araç Çayı ile birleştikten sonra Yenice Irmağı adını alır. Devrek Çayı’nıda alan ırmak, Filyos Irmağı adıyla Karadeniz’e dökülür. Irmak, 288 km. uzunluğundadır.

Soğanlı Çayı: Gerede’nin güneybatısından kaynaklanarak Eskipazar’ın güney kesimini sulayan Gerede Suyu ile Çerkeş’ten gelen Çerkeş Çayı birleşerek Soğanlı Çayı’nı oluşturur. Hamamlı Köyü’nün güneyinden itibaren Ovacık’ın doğusunda ve kuzeyinde bir müddet akar. Önce Bağırsak Deresini, daha sonrada Karabük yakınlarında Eskipazar Çayını alır. Karabük’te Araç Çayı ile birleşerek Yenice Irmağı adını alır.

Eskipazar Çayı : Eskipazar’ın batısındaki Eleman dağından doğar. Doğu ve kuzey yönlerinde bir müddet aktıktan sonra Karabük yakınlarındaki Cemal Ovası’nda (Hamzalar) Soğanlı Çayına karışır.

Araç Çayı: Ilgaz Dağlarının kuzey yamaçlarından kaynaklanır. Çok sayıda dere ile beslenir. Eflani çevresindeki en önemli akarsu olan Taşçıdeğirmen Çayı ile birleşir. Safranbolu’nun güneyinden batıya doğru akarken Ovacuma Deresi’ni alır. Safranbolu’dan geçen Gümüş, Akçasu, Tabakhane ve Bulak derelerini de alarak Karabük’te Soğanlı Çayı ile birleşir.

Yenice Irmağı: Araç ve Soğanlı Çaylarının birleşmesiyle oluşan bu ırmak dar ve derin vadiler içinde akar. Bolkuş Boğazı’nı geçer. Balıkısık mevkiinden sonra vadisi genişler. Pirinçlik yakınlarından Kel tepe’den gelen Değirmen deresini alır. Kelemen, Kızılkaya, Karakaya, Şeker Çayını alarak ilerleyen akarsu Devrek Çayı ile birleşir. Filyos Irmağı adını alarak Karadeniz’e dökülür. 

Göller

Karabük’te büyük doğal göl yoktur. Ovacık’ın kuzey kesiminde Şamlar Köyü yakınlarında Karagöl adında bir krater gölü bulunmaktadır.

Eflani’de sulama amaçlı üç gölet yapılmıştır. Bunlar Bostancılar Göleti, Kadıköy Göleti ve Ortakçılar Göleti’dir. Sulamada faydalanılan bu göletlerde olta balıkçılığı yapılmaktadır. Bu göletler, çevresindeki ormanların güzelliği ile mesire yeri olarak ön plana çıkmaktadır. Yine Ovacık İlçesindeki Karağöl Kastamonu yolu üzerinde, Safranbolu İlçesi sınırlarında, Konarı yolu üzerindeki Konarı Gölü, küçük olup, halk arasında efsanelere konu olmuştur. 

Tarihçe

Ulaşım

Karabük güney yönünden Karadeniz ana yolu ve Gerede’den de TEM otoyoluna ve E-5 Karayoluna bağlıdır. Kuzeydoğusundan Bartın’a Güneydoğusundan da Kastamonu’ya bağlıdır. Batı yönünden Yenice Çayı vadisini izleyen ve yapım halinde olan yol ile de Yenice ilçesi üzerinden Zonguldak’a bağlantı çalışmaları sürmektedir..

Karabük demiryolu ulaşım imkanlarına da sahip bir ilimizdir. Demiryolu ile Zonguldak’a ve Çankırı üzerinden Ankara’ya bağlantısı mevcuttur. Karaelmas Ekspresi ile Ankara-Zonguldak arasında yolcu taşımacılığı yapıldığı gibi, Karabük-Zonguldak arasında da işçi ağırlıklı yolcu taşımacılığı yapılmaktadır. Mevcut demiryolu hattından ayrıca Kardemir D.Ç İşletmelerinin hammadde (Demir Cevheri ve Taşkömürü) ihtiyacı da karşılanmakta ve ürün naklinde de kullanılmaktadır. Kent sınırları içinde 120 Km.lik demiryolu ağı bulunmaktadır.

Karabük'ün Komşu İllere ve Büyük Kentlere Uzaklığı

(km) Ankara Bartın Bolu Çankırı İstanbul Kastamonu Zonguldak  Karabük

          217        87    132    195      385         125                 167
 

Karabük'ün İlçelere Uzaklığı

(km) Safranbolu Eskipazar Yenice Ovacık Eflani  Karabük

           10             35             30          37       48