Anasayfa / Müzeler

İsrail'in Siloa Kitabesi'ne sahip olma arzusu yine gündemde

İstanbul Arkeoloji Müzeleri'nde muhafaza edilen Kudüs'teki Yahudi varlığının en eski somut kanıtı ve Tevrat'ta söz edilen bir olayı doğrulayan Siloa Yazıtı'nı ısrarla isteyen İsrail, konuyu bu kez gayrı resmi kanaldan bir kez daha gündeme getirdi.

 

1880 yılında Kudüs'teki Hezekiel Tüneli'nde bulunarak günümüzde muhafaza edildiği İstanbul Arkeoloji Müzeleri (İstanbul Müze-i Hümayun) getirilen 2,700 yıllık, Fenike alfabesi ile yazılmış en eski İbranice metin olmasının yanı sıra Yahudilerin Kudüs’le tarihi bağlarının ve Tevrat'ta bahsedilen bir vakanın gerçekliğinin somut kanıtı olma özelliği taşıyan Siloa Kitabesi yine gündemde.

 --- Siloam Kitabesi'nde ne yazıyor? ---

Medyada zaman zaman İsrail'e iade edileceği yönünde haberlere konu olan  Siloa Yazıtı’yla ilgili tartışmaların fitilini bu kez İsrail merkezli yayın yapan Zman Yisrael gazetesi ateşledi. İsrailli bir yetkili, Zman Yisrael’e verdiği demeçte, Türkiye’nin şu anda İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde bulunan Kudüs’ten eski bir yazıtı İsrail’e iade etmeyi kabul ettiğini söyledi.

Demeç,  İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog'un Türkiye ziyaretiyle eş zamanlı yayınlandı. 

Eski İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu da, 1998 yılında yazıt karşılığında İsrail müzelerindeki Türk eserlerini vermeyi teklif ettiğini, ancak reddedildiğini söylemişti.

2007 yılında dönemin İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres, Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’den tabletin İsrail’in 70. yıl dönümü kutlamalarında halka sergilenebilmesi için en azından İsrail’e ödünç vermesini istemişti. 

Konunun hemen hemen fırsatta gündeme getirilmesi İsrail devlet politikası olarak benimsemiş olmalı ki  2017 yılında dönemin İsrail Kültür Bakanı Miri Regev, bir sohbet esnasında şaka yollu da olsa hayvanat bahçesinde yalnız kalan fil sorununundan söz açan Gaziantep Belediye Başkanı Fatma Şahin’e “Bir anlaşma yapalım. Size iki fil verelim vesiz de bize Hezekiya kitabesini verin" teklifinde bulunmuştu. 

Basına yansıdığı kadarı ile geçtimiz hafta Ankara'da gerçekleşen Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog'un diplomatik görüşmesinde bu konu gündeme gelmedi. Bazı iddialara göre üst düzey bürokratlar arasında bu konu eksenli konuşmalar yapılmış olabilir ama resmi kanalla yapılan bir talep de söz konusu değil.

Ünlü arkeolog Nezih Başgelen, konuyla ilgili açıklamasında kitabenin bulunuşu, tarihi önemin ve hukuki durumu hakkında önemli noktalara dikkat çekti:

Nezih Başgelen: Osmanlı Sınırları içinde bulunmuş ve II. Abdülhamid'in onayladığı yasa ile korunmuştur

Osmanlı İmparatorluğu döneminde 1880 yılında Kudüs'te bulunarak 1882 yılında İstanbul Arkeoloji Müzesinin envanterine katılan bu kitabe türünün en eski epigrafik belgesidir. Siloe / Siloam (Aynı Silvan ) kitabesi Kudüs'te Aynı Silvan kaynağının suyunu şehre aktaran antik kaya tünelinin yapımı ile ilgili altı satırlık bir eserdir. 533 metre uzunluğundaki kayaya oyulmuş bu tünel Kudüs'e şehir dışında bulunan Gihon Pınarı ve Siloam Havuzu'ndan su tedarik etmek için inşa edilmiştir. Siloe kitabesi bu su sisteminin Kral Hezekiah ( M.Ö. 725-697) tarafından yaptırıldığını gösteren önemli bir tarihi belgedir. Tevrat'ın "Hükümdarlar Tarihi" bölümünde de Yehuda Krallığı'nın 14. kralı olan Hezekiya'nın Asurluların istilasına uğrayacağını anladığı ve bunun üzerine hazırlık yaparak Siloam Tüneli olarak da bilinen Hezekiya Tünelini ve Geniş Duvarı yaptırdığı belirtilmektedir.

Kudüs 1917'ye kadar Osmanlı Devletinin bir parçasıdır. 19. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu'nun Suriye - Filistin topraklarında çok sayıda arkeolojik kazı ve araştırmalar yapılmıştır. Bu kazılar sırasında bulunan eserler o zamanlar geçerli olan eski eserler hukukuna göre devlet malı sayılarak Istanbul'daki Müze-i Hümayun koleksiyonlarına katılmıştır.

Maarif Nezaretimiz tarafından 31 Ocak 1884 yılında hazırlanan daha ayrıntılı bir eski eserler tüzüğü ise 21 Şubat 1884'te padişah II. Abdülhamit tarafından onaylanarak yürürlüğe girmiştir.

Eski eserlerin yurt dışına çıkarılmasını yasaklayan bu düzenleme 6 Mayıs 1973 tarihli 1710 sayılı kanunun yürürlüğe girmesine kadar yaklaşık 90 yıl geçerliliğini korumuştur. Kudüs Konusun

Bulunuşundan hemen sonra önemi fark edilip hemen İstanbul'a getirilerek Müze-i Hümayün koleksiyona katılan bu kitabe özelinden bakarsak Osmanlı Yönetiminin Kudüs'e ne denli önem verip dikkatli takip ettiğini fark ettiğimiz gibi tarihi eserleri koruma bilincinindeki seviyenin yüksekliğini de anlıyoruz.

Söz konusu kitabe ve diğer Suriye - Filistin eserleri de Osmanlı sınırları içinde bulunarak o dönemin hukuki şartlarına uygun olarak devletin malı olarak kayıtlara geçirilmiştir. Bu açıdan iade edilmesi söz konusu değildir.

Ömer Erbil: Bu yaygarayı koparanlar tamamen İsrail tarafı.

Medyada arkeoloji haberleri konusunda uzmanlaşmış DHA Genel Müdür Yardımcısı Yazar Ömer Erbil, konuyla ilgili bir yazıya imza atarak şu ifadelere yer verdi: 

Siloa yazıtı devlet malı, verilmesi namümkün!

"İsrail eserle ilgili neden bu kadar ısrarcı? Siloa Yazıtı ne anlatıyor? Bu eser biz de çalıntı mı? Öncelikle bu eser 1880 yılında o dönem Kudüs Osmanlı toprağıyken bulundu. Dönemin İmparatorluk müzesi olan Müze-i Hümayun yani İstanbul Arkeoloji Müzesi’ne getirildi. Kudüs’te Aynı-Silvan çeşmesi suyunun, kayadan çıktığı yerde yapılan yer altı kanalının içinde bulunmuştu. 2700 yıllık olduğu tahmin ediliyor. Fenike alfabesi ile yazılmış en eski İbrani yazısı olan bu yazıt, kanalın çıkış noktasına yakın, sol taraftaki kayaya yazılmıştı. Yazıt değişik uzunlukta altı satırdan meydana geliyor. Bu yazıtta, tünelin yapılışı ve işçilerin nasıl çalıştığı anlatılıyordu. Tevrat’ta söz edilen Kral Hizkiya’nın başından geçenleri ve Yahudilerin Kudüs’le tarihi bağlarını kanıtladığı için İsrail bu yazıtın peşini bırakmıyor.

Eser çalıntı olmaması ve ülkemiz de İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde koruma altında olması, 2863 sayılı Kültür Varlıklarını Koruma Yasası kapsamında bulunması ve adı geçen kanunun 5. Maddesine göre devlet malı niteliğinde olması nedeniyle başka bir ülkeye verilmesi mümkün görünmüyor. 2863 sayılı yasanın 32. Maddesi, kültür varlıklarının sergileme maksadı dışında ülkemiz dışına çıkarılmasını yasaklıyor. Bu maddeye muhalefet ise 68.madde’de beş yıl ile on iki yıl hapis cezası ve beş bin gün adli para cezasıyla hükme bağlanmış. İşte bu bağlayıcı yasalar varken bir eserin başka bir ülkeye devri namümkün.

Üstelik Türkiye elindeki çalıntı eserleri mutlaka köken ülkelere iade ediyor. Irak, Suriye gibi ülkelere eserleri şartsız verildi. Yakın zamanda Uluslararası kaçakçı Aydın Dikmen’in deposunda yakalanan Peru kökenli eserler için de Peru ile iş birliği başlatıldı. İsrail Devletinin kurulmasından onlarca yıl önce kendi toprağında bulduğu ve devlet malı olan eserin iadesinin yasal zemini yok. Bu yaygarayı koparanlar tamamen İsrail tarafı."

Dr. Sedat Bornovalı: Bu yol açıldığında  Batı dünyasının müzeleri bomboş kalır

Sanat tarihçisi Dr. Sedat Bornovalı konu hakkında şunları söyledi:  “19. yüzyılda kendi egemenliğindeki topraklardan bir parçayı alarak kendi başkentine götüren bir ülkenin, daha sonra topraklarından kopma olduğu için dönemin başkentindeki eserleri iade etmesi alışılageldik bir durum değil. İade kavramı genellikle yasa dışı yollarla başka ülkelere götürülen eserler için geçerli. Her durumda da eserin ‘kaçak’ sayılması kesinlikle mümkün değil. Nasıl ki İstanbul Arkeoloji Müzelerinde Muğla’dan giden eserler var ve kaçak sayılamazlar, dönemin başka Osmanlı vilayetlerinden giden eserler de özmal sayılır. Bugüne değin döneminde yasal yollarla bulunduğu yerlerden ayrılarak farklı bir teşhir yeri yeğlenen eserlerin iadesi söz konusu olmamıştı. Bu yol açıldığında Türkiye için büyük bir sorun olmaz ama Batı dünyasının müzeleri bomboş kalma riskiyle karşılaşabilir” ifadelerini kullanıyor.

arkeolojikhaber - DHA - Türkiye