Harezmî, El Harezmî kimdir?
Dokuzuncu yüzyıl başında yaşamış gök bilgini. İslâm bilim tarihinin kurucu isimlerinden biri olan Ebu Cafer Muhammed bin Musa el-Harezmî, matematikten gök bilimine, coğrafyadan zaman ölçüm tekniklerine uzanan çalışmalarıyla yalnızca kendi çağını değil, Orta Çağ İslâm dünyasını ve Batı bilim geleneğini derinden etkilemiştir. Cebir ve algoritma kavramlarını bilimsel bir disiplin hâline getiren Harezmî, Beytü’l Hikme merkezli üretimleriyle evrensel bilginin mimarları arasında yer alır.
Bilginin Doğduğu Coğrafya: Harzem’den Bağdat’a
Dokuzuncu yüzyılın başlarında, Aral Gölü’nün güneyinde yer alan Harzem topraklarında dünyaya gelen Ebu Cafer Muhammed bin Musa el-Harezmî, kaderini bilginin akışıyla birleştiren isimlerden biri oldu. Yaklaşık 780 yılında doğan Harezmî, genç yaşta yalnızca kendi coğrafyasının değil, dönemin tüm entelektüel dünyasının merkezine dönüşen Bağdat’a ulaştı. Abbâsî Halifesi Me’mûn’un himayesinde şekillenen bu şehir, onun zihninde matematiği, gök bilimini ve coğrafyayı tek bir hakikat arayışında buluşturdu.
Beytü’l Hikme, Harezmî için yalnızca bir kütüphane değil; geçmiş uygarlıkların seslerinin yankılandığı, bilginin yeniden yoğrulduğu bir düşünce mekânıydı. Antik Yunan’dan Hint altkıtasına uzanan metinler, onun elinde yalnızca tercüme edilmedi; sorgulandı, dönüştürüldü ve yeni bir bilimsel dilin temeline yerleştirildi.
Gökyüzünün Hesabı: Zîcler ve Yıldızların Düzeni
Harezmî’nin gök bilimi çalışmaları, İslâm astronomisinin erken döneminde bir eşik oluşturdu. Yaklaşık 820 yılında kaleme aldığı Zîc el-Sind-Hind, gök cisimlerinin hareketlerini yalnızca aktaran değil, onları yeniden hesaplayan bir eserdi. Batlamyus’un Almagest’i ile Hint Siddhanta geleneğini bir araya getiren bu çalışma, İslâm coğrafyasına uyarlanmış ilk kapsamlı astronomi cetvellerinden biri olarak kabul edilir.
Güneşin, Ay’ın ve bilinen beş gezegenin devinimleri, bu eserde matematiksel bir düzen içinde ele alınmıştı. Şemmâsîye ve Kassîyun rasathanelerinde yapılan gözlemlerle desteklenen bu hesaplar, gökyüzünü mitolojik bir anlatıdan çıkararak ölçülebilir bir gerçekliğe dönüştürdü. Günümüze tam nüshaları ulaşmamış olsa da, Bîrûnî ve İbn Yunus gibi büyük bilginlerin eserlerinde yer alan alıntılar, Harezmî’nin zîclerinin yüzyıllar boyunca başvurulan kaynaklar arasında kaldığını gösterir.
Zaman, Alet ve Dünya: Usturlaplar ve Haritalar
Harezmî’nin bilgeliği, yalnızca teorik hesaplarda değil, bilginin aletle buluştuğu alanlarda da kendini gösterdi. Usturlap üzerine kaleme aldığı eserler, gök cisimlerinin konumlarını anlamada bu aletin nasıl bir düşünme aracına dönüştürülebileceğini ortaya koyuyordu. Her ne kadar bu kitaplar günümüze ulaşmamış olsa da, çağdaşlarının aktardıkları, Harezmî’nin usturlabı gök problemlerinin anahtarı olarak kullandığını açıkça göstermektedir.
Zamanın ölçümü, onun için yalnızca pratik bir ihtiyaç değil, kozmik düzenin anlaşılmasıydı. Güneş ve su saatleri üzerine yazdığı metinler, zamanı mekâna işleyen bir bilgelik anlayışının ürünüdür. Coğrafya alanında kaleme aldığı Kitâbü Suretü’l-Arz ise dünyanın matematiksel bir tasviridir: 2402 yerleşim yerinin enlem ve boylamlarıyla çizilen bu harita, insanın yeryüzündeki yerini yeniden tanımlama çabasıdır.
Sayıların Dili: Cebir, Algoritma ve Sonsuz Etki
Harezmî’yi bilim tarihinde ölümsüzleştiren asıl eserleri matematik alanında ortaya koyduklarıdır. Kitâb el-Muhtasar fi’l-Hisâb el-Cebr ve’l-Mukâbele, yalnızca bir matematik kitabı değil, soyut düşüncenin manifestosudur. Bu eserle “cebir”, aritmetikten ayrılarak bağımsız bir disiplin hâline gelmiş; Batı dillerinde algebra adıyla yeni bir düşünce alanının kapılarını aralamıştır.
Kitâb el-Hisâbi’l-Hindî ise sayıların evrensel dilini dünyaya açmıştır. Hint rakamları ve ondalık sistem, bu eser aracılığıyla İslâm dünyasına, oradan da Avrupa’ya ulaşmış; Latince çevirileriyle “algoritma” kavramı doğmuştur. Bugün modern bilimin ve dijital çağın temelinde yer alan algoritmik düşüncenin kökleri, Harezmî’nin bu satırlarında saklıdır.
847 yılında Bağdat’ta hayata veda eden Harezmî, ardında yalnızca kitaplar değil; düşünme biçimleri, hesap yöntemleri ve evrensel bir bilim dili bıraktı. Onun mirası, yıldızların sessiz devinimi kadar kalıcı, sayıların sonsuzluğu kadar derindir.
Harezmî’nin gök bilimi dışındaki eserlerinden matematikle ilgili olan 4 kitabı vardır. Ama onu ölümsüz yapan iki eseridir:
Kitab el-Muhtasar fi’l-Hisab el-Cebr v'el Mukâbele: Harezmî bu eseri ile ilk defa cebir sözcüğünü kullanan matematikçi olmuş ve bu isim, algabra, algébre ve algebra şeklindeBatı dillerine geçmiştir. 2 İlk olarak bu eser ile
cebir, matematik alanında “Hisâb İlîmi” (Aritmetik) konusundan ayrı bir matematik dalı olarak ele alınmaya başlamıştır.
Kitab’l-Hisâbi’l-Hindî: İslâm dünyasına, dolayısıyla da Avrupa’ya, Hint rakamları ve ondalık sayı sistemi Harezmî’nin bu eseri ile girmiştir. Aslı kayıp olan bu eser, 12. Yüzyılda İspanya’da Algoritmi de numero Indorum adı altında Latince’ye çevirilmiştir. 12. Yüzyılda bu esere dayanarak Latince yazılmış 7 eserin olduğu bilinmektedir.