Anasayfa / Söyleşi

Göncüoğlu: İstanbul'a rant gözüyle bakılıyor.

Süleyman Faruk Göncüoğlu, İstanbul’da yaşayanların bir aidiyet eksikliği yaşadığını söylüyor.

 

Osmanlı ve İstanbul üzerine bugüne kadar çok söz söylendi, çok kitap kaleme alındı. Ama Osmanlının gündelik hayatına ve İstanbul’un şehir kültürüne dair yazılanlar hâlâ taze, hâlâ alaka çekici...

Kültür tarihi hakkında yaptığı çalışmalarla tanınan Süleyman Faruk Göncüoğlu’nun “İstanbul’un İlkleri” eseri de bu minvalde değerlendirilebilecek bir kitap. İlk hokkabazlık gösterisi, ilk trafik kazası, ilk resim sergisi hatta ilk kumarhane...

Timaş Yayınlarından çıkan eser, şehrin ruhuna sirayet etmiş “ilk”lerle, sizi İstanbul’un Bizans’a kadar uzanan tarihine eğlenceli bir seyahate çıkarıyor. Göncüoğlu’nun “Şehrin efsunlu kapısını açacak bir maymuncuk” dediği kitap, birbirinden enteresan bilgileri ihtiva ediyor.

Türkiye Gazetesi'nden Murat Öztekin kendisiyle İstanbul’un eski günlerini konuştuk...

Yazar Göncüoğlu “Önce şunu kabul edelim ki, Osmanlı dünyadaki son medeniyetti” diye başlıyor sözlerine ve şöyle devam ediyor: Ondan sonra ne yazık ki yeni bir medeniyet inşa edilemedi. Malumunuz medeniyetler kendinden önce var olan kültürlerin birikimleriyle ortaya çıkar. İstanbul’da da bir miras devralmış Osmanlıyı görüyoruz.

Sözü günümüze getiren Göncüoğlu, acı acı dert yanıyor bize... İstanbul’da yaşayanların bir aidiyet eksikliği yaşadığını kaydederek şunları söylüyor: Artık insanlar, İstanbul’a bir rant gözüyle bakıyor. Bize hep abidevi ve pazarlanan bir İstanbul gösterildi. Bu yüzden şehrin sahip olduğu asıl medeniyet mirasını fark edemedik. Rumelihisarı’nı gezenler, semtin, fethi hazırlayan ilk mahal olduğunu bilmiyor. Tarihî Yarımada’yı adımlayanlar da, Ayasofya’yı geziyor ama bölgenin kendine has mekânlarını, çorbacılarını ve köftecilerini bile tanımıyor. ‘Tanındıkça seversiniz, sevdikçe sahiplenirsiniz’ diye bir söz vardır. Ben de İstanbulluların aidiyet duygularının gelişmesi için bu kitabı ortaya koydum.

Osmanlıya kıyasla hayatımız çok renksiz

Sanılanın aksine Osmanlı İstanbul’unda yaşayan bir kişinin, günümüzdeki insanlara kıyasla çok daha kaliteli bir hayat sürdüğünü kaydeden Göncüoğlu “Bugün gelişen teknolojiye rağmen aslında çok sıradan ve renksiz bir hayatımız var. Tatil olgularımız bile hatalı. Mesela biz nem oranlarının tavan yaptığı günlerde çalışmak zorundayız. Hâlbuki Osmanlıda bu tarihlerde asla çalışılmıyordu. O yıllarda bir lodos çıktığında da mahkemeler kapatılır, mektepler tatil edilirdi. Ramazan ayı ise tatil gibi olur; âdeta hem fiziki hem de ruhi bir detoks yaşanırdı. Sonra, insanlar güneşin doğmasıyla güne başlar, hayatın ritmi ikindiyle beraber sona ererdi. Modern dünyadaki gibi koşturmaca içerisinde ezilen değil, hayatı tam manasıyla yaşayan ve tabiatın bütün nimetlerinden faydalanan bir Osmanlı İstanbullusu vardı” diye konuşuyor.

Günümüzün tersine Osmanlı İstanbul’unda hızlı tüketme diye bir şeyin olmadığına vurgu yapan Göncüoğlu “Bugün tarihî eser diye tabir ettiğimiz resimlerden mezar taşlarına, pencere pervazlarından hat levhalarına kadar mamuller böyle ortaya çıkıyordu. Şimdi her şey fabrikasyona dönüşmüş durumda...” ifadelerini kullanıyor.

Türkiye gazetesi