UNESCO Miras Alanları ABD-İsrail Tehdidi Altında, Lieber Kanunu Tartışmaları Yeniden Alevlendi
Ortadoğu’da süren çatışmalar yalnızca insan hayatını değil, binlerce yıllık kültürel mirası da hedef alıyor. İran’daki UNESCO Dünya Mirası alanlarına yönelik son saldırılar, uluslararası hukukta kültürel varlıkların korunmasına dair düzenlemeleri yeniden gündeme taşıdı. Uzmanlar, 1863 tarihli Lieber Kanunu’ndan başlayarak modern sözleşmelere uzanan koruma zincirinin ihlal edildiğini vurgularken, yaşanan tahribatın küresel ölçekte geri dönülmez kayıplar yaratabileceği uyarısında bulunuyor.
Kültürel Miras Savaşın Ortasında
Ortadoğu’da giderek tırmanan askeri gerilim, bölgenin benzersiz arkeolojik ve kültürel mirasını doğrudan tehdit ediyor. Özellikle İran’da bulunan ve UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan 29 alanın risk altında olduğu bildiriliyor. Son saldırılarda, aralarında Gülistan Sarayı ve Çehel Sotun’un da bulunduğu çok sayıda yapı ağır hasar aldı.
İran Kültürel Miras, Turizm ve El Sanatları Bakanlığı’nın açıklamasına göre en az 56 müze, tarihi yapı ve kültürel alan doğrudan hedef alındı. Bu durum yalnızca ulusal bir kayıp değil; insanlık tarihine ait ortak mirasın geri dönüşü olmayan şekilde zarar görmesi anlamına geliyor. Arkeologlar ve koruma uzmanları, bu tür saldırıların yalnızca fiziksel yıkımla sınırlı kalmadığını, aynı zamanda kültürel kimliklerin silinmesine de yol açtığını belirtiyor.
Lieber Kanunu’ndan Günümüze Hukuki Çerçeve
Kültürel mirasın savaş sırasında korunmasına yönelik ilk kapsamlı düzenlemelerden biri, 1863 tarihli Lieber Kanunu olarak biliniyor. Alman asıllı hukukçu Francis Lieber tarafından hazırlanan bu metin, savaş sırasında kültürel varlıkların korunmasını açıkça hükme bağlamıştı.
Arkeolog Nezih Başgelen’e göre bu düzenleme, sonraki uluslararası sözleşmelere temel oluşturdu. 19. yüzyıldan itibaren gelişen hukuk sistemi, 1899 ve 1907 Lahey Sözleşmeleri’nden 1949 Cenevre Sözleşmeleri’ne ve nihayetinde 1954 tarihli UNESCO Lahey Sözleşmesi’ne kadar geniş bir çerçeve sundu. Bu metinlerin ortak noktası, askeri hedef olmayan kültürel varlıkların korunmasının zorunlu olması.
Ancak güncel gelişmeler, bu hukuki çerçevenin sahada yeterince uygulanmadığını gösteriyor. Başgelen, özellikle modern çatışmalarda bu kuralların ihlal edilmesinin, uluslararası sistemin etkinliğini sorgulatır hale getirdiğini vurguluyor.
İran’daki Hasarın Boyutu
Resmi açıklamalara göre en ağır tahribat başkent Tahran’da meydana geldi. Bununla birlikte İsfahan’daki Nakş-ı Cihan Meydanı kompleksi gibi dünya çapında öneme sahip alanlar da saldırılardan etkilendi. Loristan, Kirmanşah ve Buşehr eyaletlerinde tarihi yapılar zarar görürken, özellikle Bender Siraf’taki geleneksel konut mimarisi ciddi hasar aldı.
İlam’daki arkeoloji müzesinin de saldırılardan etkilenmesi, taşınabilir kültürel mirasın da risk altında olduğunu gösteriyor. Uzmanlar, bu tür kayıpların yalnızca restorasyonla telafi edilemeyeceğini; çünkü özgünlük ve bağlamın geri getirilemez olduğunu hatırlatıyor.
Bu gelişmeler üzerine İran, ICOMOS ve Birleşmiş Milletler başta olmak üzere uluslararası kuruluşlara resmi başvuruda bulundu. Sürecin diplomatik ve hukuki boyutu ise henüz netlik kazanmış değil.
Savaş Suçu Tartışmaları ve Küresel Tepki
Kültürel varlıklara yönelik saldırılar, uluslararası hukukta açık biçimde savaş suçu olarak tanımlanıyor. 1998 tarihli Uluslararası Ceza Mahkemesi Statüsü’nün 8. maddesi, askeri hedef olmayan kültürel alanlara yönelik kasıtlı saldırıları yargı kapsamına alıyor.
Bu bağlamda en dikkat çekici örneklerden biri, 2012 yılında Mali’nin Timbuktu kentinde yaşanan yıkım oldu. 2017’de görülen davada Ahmad al-Faqi Al Mahdi, kültürel mirasa saldırıdan suçlu bulunarak hapis cezasına çarptırılmıştı. Bu karar, uluslararası toplumun bu tür suçlara karşı hukuki mekanizmaları işletme iradesini göstermesi açısından önemli bir emsal olarak kabul ediliyor.
Bugün İran’da yaşananlar ise benzer bir sürecin yeniden gündeme gelip gelmeyeceği sorusunu doğuruyor. Uzmanlara göre, uluslararası toplumun vereceği tepki yalnızca bu olayla sınırlı kalmayacak; gelecekteki çatışmalarda kültürel mirasın korunup korunamayacağını da belirleyecek.
Küresel Miras İçin Kritik Eşik
Arkeoloji dünyası, yaşanan gelişmeleri “kritik bir eşik” olarak değerlendiriyor. Çünkü modern savaş teknolojileri, geçmişe kıyasla çok daha geniş alanlarda ve daha yıkıcı etkilere yol açabiliyor. Bu da kültürel mirasın korunmasını her zamankinden daha zor hale getiriyor.
Uzmanlar, uluslararası hukuk metinlerinin güncellenmesi ve yaptırım mekanizmalarının güçlendirilmesi gerektiği konusunda hemfikir. Aksi halde, insanlığın ortak hafızasını oluşturan bu eşsiz yapılar, savaşların görünmeyen kurbanları olmaya devam edecek.