Anasayfa / Kültürel ve Doğal Miras

Tuzlu göller iklim değişikliği ve aşırı su kullanımı tehdidi altında

Uluslararası bir araştırma, iklim değişikliği ve aşırı su kullanımının dünya genelindeki tuzlu gölleri tehdit ettiğini ortaya koydu. Nature Communications dergisinde yayımlanan çalışmada, 85 tuzlu göl incelendi ve Uluslararası Doğayı Koruma Birliğinin kırmızı listesinde tehdit altında veya tehdide yakın kategorilerinde bulunan 200 türün bu göllerle bağlantılı olduğu belirlendi.

 

85 tuzlu göl ve 200 tehdit altındaki tür incelendi
İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Maden Fakültesi Jeoloji Mühendisliği Bölümü ve Jeomikrobiyoloji-Biyojeokimya Laboratuvarı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nurgül Balcı'nın da aralarında bulunduğu 26 bilim insanının imzasını taşıyan araştırma, tuzlu göllerin sanılandan daha yüksek biyolojik çeşitliliğe ve ekolojik değere sahip olduğunu ortaya koydu. Eylül ayında Nature Communications dergisinde yayımlanan “Tuzlu Göllerin Göz Ardı Edilen Koruma Değerleri” başlıklı çalışmada, dünya genelindeki 85 tuzlu gölün biyolojik çeşitliliği ve ekosistem hizmetleri değerlendirildi.

Uzun dönem ortalama tuzluluğu litre başına 1 gramın üzerinde olan göllerin ele alındığı araştırmada, bu alanların küresel göl su hacminin yüzde 45'inden fazlasını, göl yüzey alanının ise yüzde 23'ünü oluşturduğu belirlendi. İncelenen alanlar arasında 27 soda gölü, 40 iç kesim sülfat ve klorür gölü ile 18 kıyı deniz suyu kökenli göl bulunuyor. Göllerin tuzluluk değerleri litre başına 1 ile 375 gram arasında değişiyor.

Araştırmaya göre, IUCN kırmızı listesinde tehdit altında veya tehdide yakın kategorilerinde yer alan 200 tür, incelenen göllerle bağlantılı. Bu türlerin yüzde 53'ünü kuşlar oluştururken balıklar, memeliler, sürüngenler, amfibiler ve omurgasızlar da listede yer alıyor. Çalışmada ayrıca yaklaşık 500 baskın plankton türü kaydedildi; ancak bunların hiçbiri tehdit altında sınıflandırılmadı. Tuzlu göller, özellikle göçmen kuşlara beslenme, yuvalama ve konaklama alanları sağlıyor.

Her göl ortalama beş ekosistem hizmeti sunuyor
Araştırmada incelenen tuzlu göllerin her birinin ortalama beş farklı ekosistem hizmeti sunduğu belirlendi. Değerlendirilen 11 temel hizmet kategorisi içinde göllerin yüzde 88,4'ünde bilimsel araştırmaları destekleme, yüzde 83,7'sinde turizm ve rekreasyon faaliyetleri kaydedildi. Balıkçılık yüzde 19,8, balık dışı biyokütle hasadı yüzde 24,4, tuz madenciliği yüzde 25,6 ve atık su deşarjı yüzde 41,9 oranında tespit edildi.

Balıkçılık yapılan göllerde ortalama av miktarı kilometrekare başına yılda 2,2 ton olarak hesaplandı. Tuz madenciliğinde ortalama üretim aynı alan için yılda 4 bin 492 tona ulaşırken rekreasyon amacıyla kullanılan göllerde yıllık ortalama ziyaretçi sayısı kilometrekare başına 1,1 milyon olarak belirlendi.

Prof. Dr. Nurgül Balcı, tuzlu ve alkali göllerin yalnızca yüksek tuzluluğa dayanıklı sınırlı sayıda canlının yaşadığı su kütleleri olmadığını vurguladı. Mikroorganizmalardan omurgasızlara, balıklardan kuşlara kadar geniş bir yaşam ağını destekleyen bu ekosistemlerin biyolojik çeşitliliğin korunması, mikroiklimin düzenlenmesi, karbon ve besin döngüleri açısından da önemli işlevler üstlendiğini belirtti.

İklim değişikliği ve aşırı su kullanımı temel tehditler
Balcı'ya göre tuzlu göllerin iklim değişikliğine karşı hassas olmasının temel nedenlerinden biri, çoğunun kapalı havzalarda bulunması. Bu göllerde su seviyesi, havzaya giren su ile buharlaşma arasındaki dengeye bağlı. Yağışların azalması, sıcaklıkların yükselmesi, buharlaşmanın artması ve yüzey ya da yer altı sularının tarım, sanayi ve yerleşimler için aşırı kullanılması bu dengeyi bozabiliyor.

Göl seviyesinin düşmesi tuzluluğun artmasına ve planktonlardan kuşlara uzanan besin ağının değişmesine yol açabiliyor. Göl tabanının açığa çıkması ise tuzlu toz taşınımı gibi ek çevresel sorunlar doğurabiliyor. Balcı, bazı yüksek tuzluluk değerlerine sahip göllerin başka hiçbir yerde bulunmayan tehdit altındaki türleri barındırdığına da dikkati çekti.

Koruma politikaları bütün havzayı kapsamalı
Balcı, tuzlu göllerin korunması için yalnızca göl yüzeyine odaklanmanın yeterli olmayacağını belirterek, gölü besleyen bütün havzanın yönetilmesi gerektiğini söyledi. Gölden kilometrelerce uzaktaki sulama projeleri, yer altı suyunun aşırı çekilmesi veya akarsuların yönünün değiştirilmesi, yıllar sonra göl seviyesinde ciddi sonuçlar doğurabiliyor.

Bu nedenle göl seviyesi, tuzluluk, yer altı suyu ve biyolojik çeşitliliğin uzun vadeli izlenmesi; her gölün kendine özgü özelliklerine ve değişen iklim koşullarına uygun yönetim planlarının hazırlanması öneriliyor. Balcı ayrıca yerel halkın, bilim insanlarının, kamu kurumlarının ve su kullanıcılarının karar süreçlerine katılmasının önemini vurguladı.

Türkiye'nin tuzlu ve alkali göllerini iklim uyumu, biyolojik çeşitlilik ve su güvenliği açısından önemli doğal laboratuvarlar olarak nitelendiren Balcı, bu alanların kaybının yalnızca su kaynaklarının değil, göçmen kuşların yaşam alanlarının, mikrobiyal ekosistemlerin ve toplumun yararlandığı ekosistem hizmetlerinin de kaybı anlamına geldiğini ifade etti.