Türkiye’ye getirilen 100 kültür varlığı İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nde tanıtıldı
ABD’den Türkiye’ye getirilen 100 kültür varlığı, İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nde düzenlenen programla tanıtıldı. Horoztepe kökenli 40 eser, Düver’den 44 pişmiş toprak mimari levha ve Boubon Antik Kenti’yle bağlantılı bronz heykellerin de bulunduğu koleksiyon, uluslararası işbirliği ve bilimsel araştırmalar sonucunda yeniden Türkiye’ye kazandırıldı.
Anadolu’nun farklı dönemlerine ait 100 eser iade edildi
Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy ile Manhattan Bölge Savcı Yardımcısı Matthew Bogdanos’un katılımıyla, ABD’den Türkiye’ye iadesi sağlanan 100 kültür varlığı İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nde tanıtıldı. Programda, Boubon Antik Kenti’nden kaçırılan bronz heykellerin izini ve Türkiye’ye dönüş sürecini ele alan “Kaçış Yok: Boubon” sergisinin açılışı da gerçekleştirildi.
Bakan Ersoy, Kültür ve Turizm Bakanlığının Manhattan Bölge Savcılığı ve Amerikan İç Güvenlik Soruşturmaları Birimi (HSI) ile yürüttüğü işbirliği sayesinde Anadolu’nun farklı dönemlerine ait eserlerin Türkiye’ye getirildiğini belirtti. İade edilen eserlerden bazılarının ABD’de bir müzayede evinde satışa sunulmak üzereyken tespit edildiğini aktaran Ersoy, mayıs ayında düzenlenen müzayedede Anadolu kökenli eserlerin belirlenmesinin ardından bilimsel veri ve belgelerin ilgili birimlerle paylaşıldığını, satışın durdurularak eserlerin iadesinin sağlandığını söyledi.
İade edilen 100 eser içerisindeki önemli gruplardan birini Tokat’ın Erbaa ilçesindeki Horoztepe kökenli 40 parça oluşturuyor. MÖ 2300-2000 yıllarına tarihlenen Erken Tunç Çağı buluntuları arasında törensel müzik aletleri, silahlar ve metal kaplar bulunuyor. Prof. Dr. Tahsin Özgüç’ün araştırmalarından da yararlanılan süreçte, 1953 yılındaki kaçak kazılara ve sonrasında kurtarılan eserlere ilişkin kayıtlar incelendi. Yaklaşık 70 yıl sonra gerçekleşen iade, kazı buluntuları ile arşiv belgelerinin birlikte değerlendirilmesiyle mümkün oldu.
Düver levhaları yeniden Türkiye’de
İade edilen bir diğer grup, Burdur’un Düver köyü kökenli 44 pişmiş toprak mimari levhadan oluşuyor. MÖ 6. yüzyıla, yaklaşık MÖ 700-480 yılları arasındaki Arkaik Dönem’e tarihlenen levhalar, dönemin yapılarına ait çatı ve kaplama düzenleri hakkında bilgi veriyor. Eserlerin bezemeleri, biçimleri ve üslupları bilinen örneklerle karşılaştırılırken arşiv ve koleksiyon kayıtları da incelendi.
Ersoy, bu grubun J. Paul Getty Müzesi’nden Türkiye’ye kazandırıldığını belirterek, 2022’de ABD’den, 2024’te Danimarka’dan ve 2025’te Virginia Güzel Sanatlar Müzesi’nden gerçekleştirilen iadeleri hatırlattı. Bakanlık, İstanbul Arkeoloji Müzeleri koleksiyonlarında bulunan parçalarla iade edilen eserleri bir araya getirecek bir proje hazırlamayı planlıyor.
Aphrodisias Antik Kenti’ne ait bir portrenin iadesinde de arşiv belgeleri ve geçmiş koleksiyon kayıtları belirleyici oldu. Bakanlık uzmanları, portrenin kentle bağlantısını ve yurt dışındaki koleksiyonlara uzanan geçmişini araştırdı. Ersoy, 1976 tarihli bir olay yeri tutanağında yer alan, başka eserlerin de çalındığına ilişkin tespitin iade talebini destekleyen önemli belgelerden biri olduğunu ifade etti.
Boubon heykellerinin izleri bilimsel araştırmalarla takip edildi
Burdur’un Gölhisar ilçesine bağlı İbecik köyü yakınlarındaki Boubon Antik Kenti’nde, Roma imparatorları ve imparatorluk ailesi adına inşa edilen Sebasteion Tapınağı’nda bulunan bronz heykeller, 1960’lı yıllardaki kaçak kazılarla yurt dışına çıkarıldı. Heykellerin baş, gövde ve uzuvları birbirinden ayrılarak farklı ülkelerdeki koleksiyonlara dağıtıldı.
Sergide yer alan anıtsal bronz heykellerin izini sürme çalışmaları, Prof. Dr. Jale İnan’ın araştırmalarıyla başladı. İnan’ın yazıtları, kaideleri ve yurt dışındaki heykelleri birlikte değerlendiren çalışmaları, günümüzdeki iade girişimlerinin bilimsel temelini oluşturdu. Gazeteci yazar Özgen Acar da Boubon dosyasını uzun yıllar belgeler ve tanıklıklarla gündemde tuttu. The New York Times yazarları Graham Bowley ve Tom Mashberg’in araştırmaları da bu sürece katkı sağladı.
İbecik köyü sakinlerinin tanıklıkları, eski fotoğraflar ve müze kayıtlarıyla birlikte değerlendirildi. Prof. Dr. Şükrü Özüdoğru ve ekibi bilimsel destek sunarken Kibyra Kazı Evi, tanıklarla yapılan görüşmelere ev sahipliği yaptı. Heykellerin ayakları ve kaidelerindeki bağlantı izleri karşılaştırıldı. Marcus Aurelius heykelinin ayak kalıbıyla kaidesindeki oyukların uyumu, incelemelerin somut sonuçlarından biri oldu.
Arkeometrik analizler Boubon bağlantısını destekledi
Boubon heykellerine ilişkin araştırmalar, toprak ve kurşun izotop analizleriyle de desteklendi. Almanya’daki Curt Engelhorn Arkeometri Merkezi’nde yürütülen çalışmalarla Marcus Aurelius heykelinin Boubon bağlantısının ortaya konulmasına katkı sağlayan Prof. Dr. Ernst Pernicka’nın sonuç raporu, iade sürecinde önemli bir bilimsel dayanak oluşturdu. Ersoy, Prof. Dr. Ertekin Doksanaltı, Dr. Öğül Emre Öncü, Burdur Arkeoloji Müzesi ve İstanbul Arkeoloji Müzeleri uzmanlarının da çalışmalara katkı sunduğunu belirtti.
Boubon kökenli Lucius Verus, Septimius Severus, Caracalla ve Marcus Aurelius’a ait eserlerin de Türkiye’ye kazandırıldığını söyleyen Ersoy, antik kentte 2023 yılında yeniden başlayan kazıların sürdüğünü aktardı. Çalışmalar, Burdur Arkeoloji Müzesi koordinasyonunda Dr. Düzgün Tarkan ve ekibi tarafından yürütülüyor.
Manhattan Bölge Savcı Yardımcısı Matthew Bogdanos ise New York’ta kurdukları Eser Kaçakçılığı Birimi aracılığıyla bugüne kadar 6 bin 452 yağmalanmış antik eserin kurtarıldığını, bunların 276’sının Türkiye’den çıkarılan eserler olduğunu açıkladı. Bogdanos, kültür varlığı kaçakçılığıyla mücadelenin yalnızca eserlerin iadesinden ibaret olmadığını vurgulayarak müzayede evleri, galeriler, müzeler ve koleksiyoncuların eserlerin kökenini sorgulaması gerektiğini söyledi. Kültürel mirasın korunması için uluslararası işbirliğinin sürdürülmesi çağrısında bulundu.