Türkiye ve UNODC’den Kültürel Miras Kaçakçılığına Karşı Bölgesel Seferberlik
Türkiye ile Birleşmiş Milletler Uyuşturucu ve Suç Ofisi işbirliğinde başlatılan yeni bölgesel proje, Güneydoğu Avrupa’da kültür varlığı kaçakçılığına karşı ortak mücadeleyi güçlendirmeyi hedefliyor. İstanbul’da tanıtılan girişim; sınır aşan organize suç, kara para aklama ve yasa dışı eser ticaretine karşı kolluk kuvvetleri, adli merciler ve uluslararası kuruluşlar arasında kalıcı bir işbirliği ağı kurulmasını amaçlıyor.
Kültürel miras kaçakçılığı, yalnızca arkeolojik eserlerin yasa dışı dolaşımıyla sınırlı olmayan; organize suç ağları, kara para aklama mekanizmaları ve uluslararası kaçakçılık rotalarıyla bağlantılı küresel bir sorun olarak dikkat çekiyor. Türkiye ile Birleşmiş Milletler Uyuşturucu ve Suç Ofisi’nin (UNODC) ortaklığında başlatılan “Güneydoğu Avrupa’da Kültürel Mirasın Korunmasının İyileştirilmesi ve Kültür Varlıklarının Sınır Aşan Organize Suç ve Kara Para Aklama Faaliyetlerinde Kullanılmasının Önlenmesi Projesi”, bu çok katmanlı tehdide karşı bölgesel ölçekte yeni bir işbirliği modeli oluşturmayı hedefliyor.
İstanbul’daki Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen açılış töreni, proje kapsamında Galata Kulesi’nde düzenlenen ışık gösterimi ve tanıtım filmiyle başladı. Güneydoğu Avrupa ülkelerinden temsilciler, uluslararası kuruluşlar ve kültürel miras uzmanlarının katıldığı program, kültür varlıklarının korunmasında sınır ötesi dayanışmanın önemini yeniden gündeme taşıdı.
Kaçakçılıkla Mücadelede Kurumsal Dönüşüm
Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Gökhan Yazgı, konuşmasında Türkiye’nin son yıllarda kültür varlığı kaçakçılığıyla mücadelede kurumsal kapasitesini önemli ölçüde geliştirdiğini vurguladı. Bakanlık bünyesinde oluşturulan Kaçakçılıkla Mücadele Daire Başkanlığı’nın yalnızca idari bir düzenleme olmadığını belirten Yazgı, bu yapının uzmanlaşmış bir mücadele modeli oluşturduğunu ifade etti.
Türkiye’nin polis, jandarma, gümrük teşkilatı ve adli merciler arasında geliştirdiği koordinasyonun, suç örgütlerine yönelik operasyonlarda önemli sonuçlar verdiğini kaydeden Yazgı, özellikle son yıllarda gerçekleştirilen “Anadolu”, “Miras” ve “Define” operasyonlarının dikkat çekici boyutlara ulaştığını dile getirdi. Bu operasyonlarla yalnızca kaçırılan eserlerin ele geçirilmediğini, aynı zamanda kültür varlığı kaçakçılığından elde edilen yasa dışı gelir ağlarının da ortaya çıkarıldığını söyledi.
Kültür varlığı kaçakçılığının artık münferit olaylardan çok organize suç yapılarıyla ilişkili olduğuna dikkat çeken yetkililer, bu nedenle mücadelede yalnızca kolluk gücünün değil, uluslararası veri paylaşımı ve ortak soruşturma mekanizmalarının da belirleyici hale geldiğini ifade ediyor.
Güneydoğu Avrupa Yeni Transit Hatların Merkezinde
Projenin en dikkat çekici yönlerinden biri, Güneydoğu Avrupa’nın kültür varlığı kaçakçılığındaki transit rolüne odaklanması oldu. Türkiye kökenli eserlerin Avrupa’daki yasa dışı sanat piyasalarına kara yoluyla taşınmasında bölgenin stratejik bir güzergâh oluşturduğu belirtilirken, sınır aşan suç ağlarının özellikle Balkan hattını etkin biçimde kullandığı vurgulandı.
Türkiye’nin Bulgaristan, Yunanistan, Sırbistan, Romanya ve Macaristan ile geliştirdiği ikili işbirlikleri sayesinde son yıllarda önemli eser iadeleri gerçekleştirildiği açıklandı. Ortak operasyonların ve bilgi paylaşımının artırılmasıyla birlikte, kültür varlıklarının izlenmesi ve geri kazanım süreçlerinin daha hızlı ilerlediği ifade edildi.
Bakan Yardımcısı Yazgı, kültürel mirasın korunmasının yalnızca güvenlik politikası olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirterek, bölgesel kültürel işbirliğinin aynı zamanda “barış coğrafyası” oluşturma hedefi taşıdığını söyledi. Bu yaklaşım, kültürel mirasın diplomatik ilişkilerde yumuşak güç unsuru olarak kullanılmasının da altını çiziyor.
Eğitim ve Farkındalık Çalışmaları Ön Planda
Projede yalnızca güvenlik ve adli süreçler değil, toplumsal farkındalık çalışmaları da temel başlıklardan biri olarak öne çıkıyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın özellikle kaçakçılığın yoğun olduğu bölgelerde yerel yöneticiler ve halkla yürüttüğü bilinçlendirme toplantılarının olumlu sonuç verdiği belirtildi.
Çocuklar ve gençlere yönelik hazırlanan “Kültür Koruyucuları” projeleri ise yeni kuşaklarda kültürel miras bilinci oluşturmayı amaçlıyor. Çizgi romanlar, hikâye kitapları ve dijital içeriklerle desteklenen bu çalışmaların, kültür varlıklarının korunmasında uzun vadeli toplumsal direnç oluşturması hedefleniyor.
Uzmanlar, arkeolojik eser kaçakçılığıyla mücadelenin yalnızca polisiye yöntemlerle sürdürülemeyeceğini; yerel halkın kültürel mirası ekonomik kazanç nesnesi yerine ortak tarihsel hafıza olarak görmesinin kritik önem taşıdığını vurguluyor.
Uluslararası Dayanışma ve Yeni Bölgesel Model
Birleşmiş Milletler Kalkınma Koordinasyon Ofisi adına konuşan bölgesel koordinasyon görevlisi Mona Folkesson, Güneydoğu Avrupa’nın zengin kültürel mirasının organize suç ağları nedeniyle giderek daha büyük tehdit altında bulunduğunu söyledi. Folkesson, yasa dışı eser ticaretinin suç ekonomilerinin önemli gelir kaynaklarından biri haline geldiğine dikkat çekerek, yeni projenin suç önleme, adalet ve sürdürülebilir kalkınmayı aynı çatı altında birleştirdiğini ifade etti.
Türkiye’nin projedeki konumu ise dikkat çekici bir nitelik taşıyor. Bölgesel girişime ilk mali desteği sağlayan ülke olan Türkiye, aynı zamanda eş uygulayıcı ortak olarak operasyonel süreçlerde de aktif rol üstleniyor. Bu durum, Türkiye’nin kültürel miras diplomasisinde son yıllarda geliştirdiği etkin politikanın yeni bir yansıması olarak değerlendiriliyor.
Proje sayesinde Güneydoğu Avrupa ülkelerinin kolluk kuvvetleri ve adli birimleri arasında ortak eğitim programları, veri paylaşımı ve koordineli operasyon modelleri geliştirilmesi planlanıyor. Böylece kültür varlıklarına yönelik suçların soruşturulmasında ortak bir yaklaşım oluşturulması ve bölgesel dayanışmanın güçlendirilmesi hedefleniyor.
Kültürel mirasın korunması artık yalnızca arkeologların ya da müzelerin sorumluluğu değil; güvenlik politikaları, uluslararası hukuk, diplomasi ve toplumsal bilinç alanlarının kesişiminde şekillenen küresel bir mücadele alanı olarak öne çıkıyor. İstanbul’da başlatılan bu yeni girişim ise Güneydoğu Avrupa’da kültürel mirasın korunmasına yönelik ortak iradenin en güncel örneklerinden biri olarak değerlendiriliyor.