Anasayfa / Kültürel ve Doğal Miras

Sakarya’da Kültürel Miras Seferberliği: Kınalı Muhacirlerin Dokumaları Belgeleniyor

Sakarya’da Kınalı Muhacirler topluluğuna ait geleneksel kıyafet ve dokumaları kayıt altına alarak yok olma riski altındaki kültürel miras geleceğe taşıyor. TÜBİTAK destekli çalışma, akademik analizler ve saha araştırmalarıyla üretim tekniklerini yeniden canlandırmayı hedefliyor. Proje, somut olmayan kültürel mirasın korunması ve sürdürülebilir aktarımı açısından Türkiye’de örnek bir model olacak.

 

Sakarya’da yaşayan Kınalı Muhacirler topluluğuna ait geleneksel kıyafetler ve dokuma ürünleri, kapsamlı bir akademik projeyle kayıt altına alınarak gelecek kuşaklara aktarılmak üzere belgeleniyor. 1950’li yıllarda bugünkü Kuzey Makedonya topraklarından Türkiye’ye göç eden topluluğun kültürel mirası, modern bilimsel yöntemlerle yeniden görünür kılınırken, çalışma somut olmayan kültürel mirasın korunmasına yönelik önemli bir örnek olarak öne çıkıyor.

Göçle Taşınan Kültürel Hafıza
Kınalı Muhacirler, Yugoslavya Sosyalist Federal Cumhuriyeti döneminde Balkanlar’dan Anadolu’ya uzanan göç dalgasının bir parçası olarak Sakarya’ya yerleşti. Bu topluluk, beraberinde getirdiği geleneksel kıyafetler, el dokumaları ve ritüellerle kültürel kimliğini uzun yıllar korumayı başardı. Ancak günümüzde bu ürünlerin yalnızca özel günlerde kullanılması, kültürel aktarımın zayıflamasına yol açıyor.

Bu bağlamda başlatılan proje, topluluğa özgü tekstil ürünlerinin belgelenmesini ve yeniden üretilebilir hale getirilmesini hedefliyor. Çalışma, kültürel sürekliliğin sağlanması açısından yalnızca yerel değil, uluslararası ölçekte de önem taşıyor. Geleneksel üretim biçimlerinin kaybolma riski, bu tür bilimsel girişimlerin gerekliliğini bir kez daha ortaya koyuyor.

Akademik İşbirliğiyle Kapsamlı Belgeleme
“Sakarya’daki Kınalı Muhacirlere Özgü Tekstil Ürünlerinin Tespiti ve Somut Olmayan Kültürel Miras Özelliklerinin Analizi” başlıklı proje; Sakarya Üniversitesi, Ege Üniversitesi, Hacettepe Üniversitesi, Trakya Üniversitesi ve İstanbul Arel Üniversitesi başta olmak üzere birçok akademik kurumun işbirliğiyle yürütülüyor. Ayrıca İstanbul Şişli Meslek Yüksekokulu da projeye katkı sağlıyor.

TÜBİTAK tarafından desteklenen çalışma kapsamında, 10 akademisyenden oluşan ekip geleneksel dokumaların teknik analizini gerçekleştiriyor. Proje yürütücüsü İbrahim Erdek, yaklaşık dört yıl süren araştırma sürecinde üç tez ve üç akademik makale yayımlandığını belirtiyor.

Elde edilen veriler doğrultusunda kitap, foto-kitap ve dijital veri tabanı gibi çıktılar hazırlanarak hem akademik dünyaya hem de üreticilere kaynak oluşturulması hedefleniyor. Ayrıca coğrafi işaret potansiyeli taşıyan ürünlerin tespiti de projenin önemli başlıkları arasında yer alıyor.

Alan Araştırması ve Yaşayan Tanıklıklar
Projenin en dikkat çekici yönlerinden biri, saha çalışmalarına verilen önem. Araştırma ekibi, Kınalı Muhacirlerin yaşadığı yerleşimlerde ev ev dolaşarak dokuma tekniklerini, renk kullanımını ve üretim süreçlerini birebir kayıt altına alıyor. Bu süreçte özellikle yaşlı kuşakların bilgisi, kültürel aktarım açısından kritik bir rol oynuyor.

Sakarya Üniversitesi öğrencisi Ümmühan Yılmaz, gelenekleri yaşatmak amacıyla yürütülen çalışmada aktif rol alan isimlerden biri. Yılmaz, dokuma tekniklerinin unutulmaması için her ayrıntının not edildiğini ve eksik kalan parçaların titizlikle tamamlandığını ifade ediyor. Geleneksel renk tonlarını bulmak için şehirler arası arayışa girdiklerini vurgulayan Yılmaz, bu sürecin adeta bir “kültürel restorasyon” niteliği taşıdığını belirtiyor.

Ayrıca gelin entarisi gibi özel kıyafetlerin giyim ritüelleri de kayıt altına alınıyor. Bu ritüeller, yalnızca bir kıyafetin değil, toplumsal ilişkilerin ve sembolik anlamların da belgelenmesini sağlıyor.

Geleceğe Aktarım ve Sürdürülebilirlik
Proje kapsamında elde edilen verilerin, Halk Eğitim Merkezleri aracılığıyla kurs programlarına dönüştürülmesi planlanıyor. Böylece geleneksel dokumacılık tekniklerinin yeniden öğretilmesi ve üretime kazandırılması hedefleniyor.

Proje yürütücüsü Erdek, bu girişimin Birleşmiş Milletler tarafından belirlenen sürdürülebilir kalkınma hedefleriyle de örtüştüğünü vurguluyor. Avrupa’da kültürel miras projelerine yapılan yatırımların artışına dikkat çeken Erdek, benzer çalışmaların Türkiye’de de yaygınlaşması gerektiğini ifade ediyor.

Kınalı Muhacirlerinden Gülsüm Ortabağ ise annesinden öğrendiği dokumacılığı sürdürerek kültürel mirası yaşatan isimlerden biri. Geleneksel motifleri modern tasarımlarla birleştiren Ortabağ, bu sayede genç kuşakların da bu kıyafetlere ilgi göstermesini sağlıyor.

Projenin ilerleyen aşamalarında Sakarya’da bir etnografya müzesi ve üretim atölyesi kurulması hedefleniyor. Bu girişim, yalnızca Kınalı Muhacirler için değil, Türkiye’deki diğer göçmen toplulukların kültürel mirasının korunması için de model oluşturabilecek nitelikte görülüyor.