Anasayfa / Etkinlikler

Profesör Signe Isager: Halikarnas’ın tarihi yeniden yazılacak

​​​​​​​Gazeteci Olcay Akdeniz tarafından düzenlenen Karia, Karialılar ve Mylasa Sempozyumu’nun 12.'si bugün Milashan Oteli’nde başladı. Uluslararası Sempozyum’un bu yılki Onur Konukları Prof. Dr. Numan Tuna ve Prof. Dr. Poul Pedersen, İlk oturumun da konuşmacıları arasındaydı.

 

Olcay Akdeniz: Karia Sempozyumunun mayasında dostluk, arkadaşlık, imece var

Cuma ve Cumartesi günü gerçekleştirilen Sempozyumun açış konuşmasını yapan Olcay Akdeniz, 12 yıldır Ağustos ayının son Cuma ve Cumartesi günü düzenlenen Sempozyumun ve tarihlerinin artık ilgililerin belleklerinde yer ettiğini kaydetti.

Her yıl bir yerli, bir yabancı arkeologun adına düzenlenen sempozyuma bu yıl da Milas Ticaret ve Sanayi Odası (MİTSO) ile TMMOB Mimarlar Odası Milas Temsilciliğinin ve İMİ Koleji’nin destek verdiğini belirten Akdeniz; “Karia Sempozyumunun mayasında dostluk, arkadaşlık, yardımlaşma, dayanışma, imece vardır…” Dedi.

Ayşegül Keskin: Sempozyuma destek vermeyi sürdüreceğiz

Kürsüye çağrılan Mimarlar Odası Milas Temsilcisi Ayşegül Keskin, bu yılki sempozyumun konusuna değinerek, “Kültler” in anlam ve öneminden söz etti.

MİTSO Yönetim Kurulu Başkanı Reşit Özer, Sempozyum’un Milas’ın tanıtılması açısından da büyük önem taşıdığını belirterek, Milas’ın artık dört tane coğrafi işaretli ürünü (Milas halısı, zeytinyağı, zeytini ve tepsi böreği ) olduğunu; bunların da ilçenin tanıtımı, turizmi ve ekonomisi açısından önemli olduğunu sözlerine ekledi. Özer, şimdiye dek destek verdikleri sempozyumun 13’üncü ve 14’üncüsüne de destek vereceklerini söyleyerek, başarılı geçmesi dileklerinde bulundu.

İlk oturumu yöneten Prof. Dr. Zeynep Mercangöz, uzun zamandır tanıdığı Prof. Dr. Numan Tuna’yı sunmaktan onur duyduğunu belirti.

Ardından, Prof. Dr. Ömer Özyiğit tarafından, yansılar eşliğinde Numan Tuna’nın yaşamından; eğitsel ve mesleksel deneyimlerinden kesitler verilmeye başlandı:

Prof. Dr. Ömer Özyiğit: İzmir ona çok şey borçlu

İzmir’in Karantina semtinde büyümesinin Tuna’nın Kültürel yapılanması, tarihe ve arkeolojiye ilgi duymasında etkili olduğunun altı çizildi. Ortadoğu Teknik Üniversitesi Şehir Plancılığı Bölümü mezunu Tuna’nın, Kültür Bakanlığı 1 No’lu Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kurulu Üyesi ve Başkanı olduğu dönemlerde alınan kararlardan söz eden Özyiğit, “İzmir ve doğası kendisine çok şey borçludur. Sonradan, Koruma Kurulu’nca alınan kararlardan bazıları siyasiler tarafından bozulduysa da, İzmir’in betonlaşma, yanlış yapılaşmadan, Kuş Cenneti gibi doğal alanlarının ve yeşilinin korunmasında Numan Tuna’nın büyük emeği ve çok doğru değerlendirmeleri vardır” dedi. Pek çok arkeolojik kazı ve yüzey araştırmasında görev almış, çok sayıda öğrenci yetiştirmiş Numan Tuna’nın, emekli olunca yayına yönelik çalışmalarına ağırlık verdiğini anlatan Özyiğit; “Onun gibi çok yönlü bir akademisyenin birikimlerinden, böyle büyük bir değerden, yöneticilerimizin yararlanamaması büyük bir kayıptır” diye konuştu.

Prof. Dr. Numan Tuna: Karia ile gönül bağım oluştu

Kendisiyle ilgili sunumdan epey duygulandığı anlaşılan Numan Tuna, özetle şunları söyledi: “Her zaman sevdiğim, istediğim işleri yaptım. İlkelerime aykırı hiçbir projede görev almadım. Hâlâ erişilmez görünen hayallerim var… 1972 – 73 yıllarında Euromos ‘ta ilk yüzey araştırmaları ve kazı çalışmalarında bulundum. Böylece, Karia ile gönül bağım oluştu…”

Prof. Signe Isage: Halikarnas’ın tarihi yeniden yazılacak

 

Sempozyumun diğer onur konuğu Prof. Dr. Poul Petersen’in yaşamı ve arkeolojik çalışmalarının anlatıldığı sunumunu da kendisi gibi Danimarkalı Prof. Signe Isager yaptı. Antik Yunan ve Roma eserleri üzerinde araştırmalar yapan Petersen’in mimarlık eğitimi almış olması dolayısıyla antik mimariyle de ilgilendiğini belirten konuşmacı, Petersen’in 1966 – 1967’de Bodrum Mozolesi (Halikarnasus Mausoleum) kazılarına katılarak, mozolenin özgün yapısının ve Kral Mausolos’un mezarının ipuçlarını bulmak için çalıştığını kaydederek, “1970 öncesi ve sonrası Poul ve Halikarnassos, biribirinin ayrılmaz parçası oldu. Mozole doktora tezinin ana konusunu oluşturdu…” dedi.

Danimarka Halicarnassus Projesi’nden de söz eden Prof. Dr. Isager, “Danimarka arkeoloji ekibi, Kültür Bakanlığı ve Bodrum Müzesi’nin de işbirliği ve destekleriyle burada 27 yıldır sürdürülen Halikarnas Projesi, arkeoloji alanında gelişmiş ve geniş kapsamlı projelerden biri halini aldı ve bu konuda birçok eser yayımlanacak” diye konuştu. Isager, 2016’dan beri birlikte çalıştıkları Petersen ile birlikte yayımlayacakları kitabın, “Halikarnas’ın tarihinin yeniden yazılması için kaynak oluşturacağını” vurguladı.

Prof. Dr. Peterson ise, Türkçe yaptığı konuşmasında; Prof. Dr. Numan Tuna ile onur ödülünü almaktan ötürü gurur duyduğunu belirterek, uzun yıllar boyunca çalıştığı Bodrum’da halkın konukseverliği ve yardımseverliği için teşekkür etti.

İlk oturumun sonunda Tuna’ya, Ayşegül Keskin; Peterson’a da Reşit Özer tarafından birer anı tabağı ve yöresel ürünlerin bulunduğu armağanlar sunuldu.

Doç. Dr. Olivier Can Henry: Labranda hem kutsal alan hem de saray.

İkinci Oturum’un ilk konuşmacısı Labraunda Arkeoloji Kazısı Başkanı Doç. Dr. Olivier Can Henry, “Labraunda’daki Tanrılar” konulu sunumundan önce, 1949 yılında çekilen 12 dakikalık bir filmi gösterdi. Milas’ın o yıllardaki haliyle birlikte kazı çalışmalarını, kamp yerinden günlük yaşama ilişkin yemek, duş, dinlenme gibi kesitleri, yerel giysili çocuk, eşeklerle ulaşım görüntüleri içeren film ilgi çekti. 70 yıl öncesindeki bu İsveçli ekipten son yaşayan arkeoloğun geçen yıl öldüğünü kaydeden Henry konuşmasına, Labranda’daki mitolojik tanrılardan söz ederek başladı. Araştırmalar sonucunda buradaki en büyük ve önemli Tanrı’nın “Zeus Labraundeus” olduğu bilgisine ulaşıldığını anlatan Henry, bu tanrı figürü hakkında ayrıntılı bilgiler verdi. Henry, “Labranda hem kutsal alan hem de saray. Zeus ve Labraundeus kültü yazıt ve paralarla o kadar çok ön plana çıkarılıyor ki; bu o dönemde tam bir propaganda oluyor. Labraunda her yerde tanınıyor ve böylece Hekatomnia (yani kralın ülkesi de) korunma altına alınmış oluyor…” diye konuştu.

“Karia’nın Kültleri” başlığını taşıyan, öğleden sonra 2 oturumla süren Sempozyum, Cumartesi öğleden önceki ve sonraki 5 oturumla sona erdi.