Anasayfa / Söyleşi

Prof. Dr. Ayla Sevim Erol: Çankırılılar neye sahip olduğunun farkında değiller.

Çankırı kadar özel bir yer ki, bir iç denizin kara sallaşmasıyla birlikte oluşan tuz birikimleriyle birlikte tuz galerilerinin oluşması, bu tuz galerilerine turizme kazandırılmış olsa neler kazanacaklar, diyen Prof. Dr. Ayla Sevim Erol, antropolojik ve paleontolojik konulardaki soruları yanıtladı.

 

Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi (DTCF) Antropoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ayla Sevim Erol, Antalya’da Doğu Garajındaki kazı çalışmalarının yanı sıra yurtiçi ve yurtdışında birçok önemli kazı çalışmalarına katıldı.

Çankırı'da bulunan Çorakyerler Omurgalı Fosil Lokalitesi'nde 21 yıldır ekibiyle yürüttüğü kazı çalışmalarında geçmişi 8 ile 8,5 milyon yılları arasına tarihlendirilen kılıç dişli kaplan fosillerinin yanı sıra birçok fosil bularak Çankırı ve Orta Anadolu tarihinin aydınlatılmasına katkı sağlayan Sevim Erol, Anadolu’nun hem arkeolojik hem de antropolojik açıdan bir hazine olduğunu söylüyor.

Ahmet Duran Yenigün: Sizi öncelikle bir tanıyalım?kendi dalınızdaki uluslararası ve Türkiye’deki yaptığınız çalışmalar hakkında bilgi verir misiniz?

Prof. Dr. Ayla Sevim Erol: Ben Prof. Dr. Ayla Sevim Erol Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Antropoloji Bölümü Öğretim Üyesiyim. Uluslararası pek çok kazı çalışmasına katıldım. Bilimsel toplantılara kongrelere sempozyumlara her yıl katılıyorum. Ama bunun dışında Fransa’da, Belçika’da ve Gürcistan’da antropolojik kazılara katıldım. Kazılarda kendi alanımla ilgili oldukça deneyim kazandım. Hatta Etiyopya’da bir ay süreyle insanla ilgili yapılan fosil çalışması kazılarında çok güzel bilgiler ve deneyimler elde etmiş oldum.

Ahmet Duran Yenigün: Örneğin?

Bütün canlıların evrim geçirdiği kesin.

Prof. Dr. Ayla Sevim Erol: Örneğin, Etiyopya’da homo erectus yani insanımsı fosillere ait çalışmaları oradaki projenin başındaki Prof. Dr. Tim White ile birlikte oturup değerlendirdik ve çalıştık onun için çok özel bilgiler edinmiş olduk.

Ahmet Duran Yenigün: Bir şey sormak istiyorum. Herkesin merak ettiği ve çok da konuşulan ‘insanoğlu maymundan geliyor’ konusuna siz ne diyeceksiniz?

Prof. Dr. Ayla Sevim Erol: Maalesef çok yanlış anlaşılan bir bilgi ortaya atıldığı için çoğu kişide bunu böyle zannediyor. Antropoloji deyince de en ürkütücü konulardan bir tanesi bu olarak anlaşılıyor. Tabii ki insan maymundan gelmede çok yanlış bir ifade olarak tanımlama olarak yerleştirildi. İnsan da maymun da şu anda yaşıyor, o halde yaşadığına göre birbirinin atası olabilir mi?

Ahmet Duran Yenigün: Bir evrim değişikliği?

Prof. Dr. Ayla Sevim Erol: Mümkün değil. Ama bir şunu söylemek lazım, bütün canlıların evrim geçirdiği kesin. Bir evrim nedir? bir değişimdir aslında. Hepimiz toplum olarak insan olarak popülasyon olarak ya da millet olarak bir değişim geçiriyor muyuz? hem fiziksel olarak hem kültürel olarak?

Ahmet Duran Yenigün: Yaşadığı konuma göre mi evrim değiştiriyor hocam?

Prof. Dr. Ayla Sevim Erol: Şimdi evrim dediğimiz zaman yaşadığı çevreye göre genetik yapısına göre bulunduğu ortama göre geçirmiş olduğu hastalıklara göre beslenmesine göre pek çok şeyin etkisi vardır. Aslında evrim geçirmesine neden olan dolayısıyla bütün canlıların makro ya da mikro diyebileceğimiz evrim geçirdiğini söylemek mümkün.

Ahmet Duran Yenigün: Ben şimdi Anadolu’yu soracağım size. Kendi ülkemizi katmanlarında neler var?

Prof. Dr. Ayla Sevim Erol: Anadolu aslında bir hazine hem arkeolojik açıdan hem antropolojik açıdan. Anadolu’da en eski insan buluntusunu biz şu anda Denizli bölgesinden biliyoruz. Birkaç yıl önce bir fosil bulundu Denizli’nin Kocabaş Köyü dediğimiz bir bölgesinden çıkan kum ocaklarında. Genellikle bizim materyallerimiz antropolojik malzemeler kum ocakları, kömür ocakları, kömür yatakları gibi yerlerde elde ediyoruz. Dolayısıyla bir tesadüfen kum ocağında yapılan çalışma sırasında bir insana ait fosil buluntu ele geçiriliyor ve ilk başta yabancılar atlıyor bu fosilin üzerine. Önce beş yüz bin yıllık diye yayınlar yapılıyor. Ama daha sonra yapılan tarihlendirme çalışmalarında bir buçuk milyon yıl öncesine tarihlendirilen bir homo erectus fosili olduğu anlaşılıyor.

Türkiye çok gizemli bir bölge. Anadolu çok gizemli bir bölge.

Ahmet Duran Yenigün: Bu çıkan fosil en eski insan fosili mi?

Prof. Dr. Ayla Sevim Erol: Tabi ki en eskisi olmayabilir. Türkiye çok gizemli bir bölge. Anadolu çok gizemli bir bölge. Antropolojik açıdan çok fazla çalışma yapılmadığı için şimdiye kadar belki çok buluntu ele geçmemiştir. Birincisi bu. İkincisi de tektonik bölge, mesela dün akşam bir deprem yaşadık. Depremlerin çok yaşandığı yani teknonizmanın yer hareketlerinin çok yaşandığı bir bölge olduğu için Anadolu, varsa bile fosillerimizin büyük bir kısmı yok olmuş olabilir veya çok derinlere gitmiş olabilir. Bu nedenle az fosil bulabiliyoruz. Onun için daha fazla çalışma daha fazla proje yapılmış olsaydı belki insana ait çok daha fazla fosiller bulunabilirdi.

30’u aşkın türe ait fosil buluntuyu biz sadece Çankırı’da buluyoruz.

Ahmet Duran Yenigün: Bunun dışında geçmişte dinozor ve buna benzer birçok hayvan yaşadı. Anadolu’da bunlarda hangilerinin izine rastladık?

Prof. Dr. Ayla Sevim Erol: Şöyle söyleyelim insan dediğimiz zaman aynı ekolojik ortamı paylaşan hayvanları da düşünmek lazım. Pek çok canlıyla birlikte insan ekolojik ortamı paylaşıyor. Ama insandan önce var olan canlılara geldiğimiz zaman biraz önce bahsettiğimiz ve bizim çocuklarımızın çok sevdiği iri yaratıklar olarak düşündüğümüz oysa onların da küçük boyutluları olduğunu bildiğimiz çok fazla türle temsil edilen dinozorları biliyoruz. Dinozorlar, günümüzden 65 milyon yıl önce türleri yok oldu. Dolayısıyla Anadolu 65 milyon yıl önce sular altında olması nedeniyle Türkiye’de bizim dinozor bulmamız çok küçük bir olasılık. Yani binde bir olasılık gibi bir olasılık. Düşündüğümüzde çok yüksek dağlarda bulabilme şansımız var. Çünkü denizel bölgelerden karasal bölgeye dönüştüğünü düşünürsek eğer, en yüksek dağlarda belki dinozor fosili bulma şansımız olabilir. Ama o bile çok küçük bir olasılık ama dinozor bulamıyoruz diye başka hayvanlara ait fosil bulamıyoruz demek değildir. Şimdi benim başkanlığını yürüttüğüm Çankırı Çorakyerler’de gergedanlara ait atasal kökenleri fillere ait mamut tarzı bildiğimiz ama mamut tarzı olmayan çok daha öncesi farklı isimler verilen hortumlular ya da filgiller diyelim bunların atalarına ait hayvan fosilleri, kılıç dişli kaplanlar zürafalar, antiloplar, su samurları, sırtlanlar daha sayamadığım 30’u aşkın türe ait fosil buluntuyu biz sadece Çankırı’da buluyoruz.

Umarım bir iki yıl içerisinde çok güzel bir paleontoloji müzesi ya da fosil müzesi oluşturabiliriz

Ahmet Duran Yenigün: Peki bunların bulunduğu yerde bir müze oluşumu var mı?

Prof. Dr. Ayla Sevim Erol: Keşke oluşabilseydi. Yıllardır benim hayalimi oluşturan bir şeydir müze binasını kazı yaptığım alanın çevresinde oluşturmak ki Çankırılılar da yerel idareciler ve üst düzey yöneticiler de buna aslında çok sıcak bakıyorlar. Bölgenin milletvekilleri ziyarete geldiler ve yardımcı olacaklarını söylediler. Umarım önümüzdeki bir iki yıl içerisinde çok güzel bir paleontoloji müzesi ya da fosil müzesi oluşturabilirsek biz gelecek nesillerimize ya da günümüz insanlarımıza geçmişte yaşamış ve yok olmuş türleri tanıtabileceğiz. Geçmişle günümüz arasında bir köprü kurulmasını sağlayabileceğiz. Sadece insanı insan olarak düşünmeyelim hayvanlar da bizim için çok önemli.

Fosil yatakları Milli Park’a çevrilse turizm çok daha farklı şeylere dönüşebilecek

Ahmet Duran Yenigün: Halbuki Anadolu’da o kadar olanaklar var ve yeni yeni ülkemizin insanları turizmin bu şekilde varacakları için de bu yerlerde Çankırı çok kırsal bir bölge ve oradaki böyle bir turizmin oluşması biliyorsunuz Çorum’da Hitit bölgesinde de olduğu gibi Göreme’de olduğu gibi dolayısıyla da sizlerin büyük katkısı olacaktır.

Prof. Dr. Ayla Sevim Erol: Kesinlikle bakın Çankırı çok kurak bir bölge olduğu içinde belki oranın halkı bile orada kalmayı düşünmüyor. En yakın Ankara’ya taşınabiliyor, iş yerini Ankara’ya götürebiliyor. Ama Çankırılılar neye sahip olduğunun farkında değiller. Orası o kadar özel bir yer ki, bir iç denizin kara sallaşmasıyla birlikte oluşan tuz birikimleriyle birlikte tuz galerilerinin oluşması, bu tuz galerilerine turizme kazandırılmış olsa neler kazanacaklar. Bizim yaptığımız bu fosil yataklarını ve çalışmalarını Milli Park’a çevirip bir fosil parkı içinde oluştursalar aslında turizm çok daha farklı şeylere dönüşebilecek. Çünkü deniz turizminden bıktı insanlar, sıcağa gitmek bu aslında bizim yapmamamız gereken şeylerden birisi. Oysa Anadolu insanının ya da Türkiye’de yaşayan halkların biraz daha kültürel açıdan üst düzeylere çekebilmenin yollarından en önemlilerinden bir tanesi müzeler ile tabiat ve kültür varlıklarımızın tanıtılması.

Ahmet Duran Yenigün: Yani Kültür ve Turizm Bakanlığı buralar ve bu gibi yerleri turizm alanlarına dönüştürerek vatandaşların ziyaret edebileceği bir yer haline getirebilir.

Prof. Dr. Ayla Sevim Erol: Kesinlikle. Sadece turizm açısından değil yıllar önce Kültür ve Turizm Bakanlığı olarak birleştirilmişti. Dolayısıyla turu sadece turizme ağırlık vermemeli, kültüre kültürün yanı sıra tabiat varlıklarına da ağırlık vermenin ülkemize çok şeyler getireceğine inanıyorum. Çünkü tabiat varlıkları dediğimiz zaman bir daha erişemeyeceğimiz mirasımızdır. Aslında kültürü bir şekilde korumaya alabiliyoruz, ama tabiat varlıklarımızı ne yazık ki bir taraftan doğa bir taraftan da insanlar bina yapmak ya da inşaat alanı olarak kullanmak için bozuyor. Nitekim de benim kazı alanımın bir kısmı inşaat için tahrip edilmiş. Doğa burayı 8-9 milyon yıl koruyor. Oysa insanoğlu bir ayda burayı yıkıp üzerine inşaat kuruyor. Onun için sahip olduğumuz şeylerin kıymetini bilmemiz gerekir diye düşünüyorum.

Ahmet Duran Yenigün: Hocam ekleyecek aslında çok şeyler var ama biz bunu bitsin istemiyorum. İnşallah önümüzdeki zaman içerisinde gazetemizde köşe yazmaya başlayacaksınız, heyecanla bekliyoruz.

Prof. Dr. Ayla Sevim Erol: Okuyucularınıza inşallah güzel şeyler kazandırırız.

www.kemergozcu.com