Anasayfa / Etkinlikler

Pera Müzesi’nde Osmanlı-Macar Ortak Hafızasına Arkeolojik Bakış

Pera Müzesi’nde düzenlenen “Osmanlı Budin’ine Bir Bakış” başlıklı konuşmada, Budapeşte’de yürütülen arkeolojik kazılarda ortaya çıkarılan binlerce terazi ve kantar ağırlığı üzerinden Osmanlı Budin’inin gündelik hayatı yeniden okundu. Macar arkeolog Dr. Adrienn Papp, 1541-1686 arasında Budin’de Macarlar ve Osmanlıların yaklaşık 150 yıl yan yana yaşadığını vurgulayarak, ağırlıkların yalnız pazarlarda değil kentin tamamında bulunmasının ekonomik ve sosyal sürekliliğe işaret ettiğini belirtti.

 

Macar Arkeolog Dr. Adrienn Papp

Pera Müzesi’nde Osmanlı Budin’ine Arkeolojik Bir Pencere
Pera Müzesi Oditoryumu, Osmanlı-Macar tarihinin somut izlerini gündelik yaşam üzerinden tartışmaya açan önemli bir programa ev sahipliği yaptı. “Anadolu Ağırlıkları ve Ölçüleri Koleksiyonu” kapsamında gerçekleştirilen “Osmanlı Budin’ine Bir Bakış: Arkeolojik Kazılarda Bulunan Ağırlıklar” başlıklı konuşmayı Macar arkeolog Dr. Adrienn Papp sundu.

Budapeşte’de Osmanlı kaplıcaları, Paşa Sarayı ve Gül Baba Türbesi gibi yapılar başta olmak üzere birçok Osmanlı mirası alanında kazıları yöneten Papp, ağırlık buluntularının yalnızca teknik bir ölçüm aracı değil, aynı zamanda şehir hayatının örgütlenmesi, ticaretin denetimi ve kültürler arası etkileşim açısından kritik bir tarihsel veri seti sunduğunu ifade etti.

Papp, çalışmalarını Budapeşte Tarih Müzesi ve Pazmany Peter Katolik Üniversitesi Beşeri Bilimler Enstitüsü bünyesinde sürdürdüğünü belirterek, Budin’in Tuna Nehri boyunca kurulan bir Orta Çağ kenti olarak hem coğrafi hem de siyasal açıdan stratejik bir merkez olduğunu hatırlattı.

Budin: Kraliyet Merkezinden Osmanlı Eyalet Başkentine
Konuşmada öne çıkan tarihsel çerçeve, Budin’in çok katmanlı kimliğini ortaya koydu. Papp’a göre Budin, bugün Macaristan’ın başkenti Budapeşte’nin tarihî merkezlerinden biri olmakla birlikte, geçmişte Macar Krallığı’nın kraliyet merkeziydi. Saray çevresinde gelişen büyük kentsel yerleşim, 1541-1686 yılları arasında Osmanlı idaresi altında Budin eyaletinin yönetim merkezi haline geldi.

Bu dönem, yalnız askeri ve idari dönüşümle sınırlı kalmadı; aynı zamanda kentin sosyal dokusunu şekillendiren yeni nüfus hareketlerine sahne oldu. Osmanlı döneminde Balkanlar’dan gelen yeni yerleşimcilerin yanı sıra Macar nüfusun da şehirde yaşamaya devam ettiğini belirten Papp, bu durumun “birlikte yaşam” pratiklerini güçlendirdiğini vurguladı.

Papp, “Macarlar ve Osmanlılar yaklaşık 150 yıl boyunca Budin’de yan yana yaşamış ve gündelik hayattaki uygulamalar üzerinde karşılıklı etkilerde bulunmuştur” diyerek, Osmanlı Budin’inin yalnızca fetih sonrası bir “yeniden kurulum” değil, Orta Çağ’dan devralınan alışkanlıkların da devam ettiği bir süreklilik alanı olduğunu dile getirdi.

Ağırlıklar Üzerinden Gündelik Hayatın İzleri
Dr. Papp’ın sunumunda arkeolojik ağırlık buluntuları, şehir ekonomisinin ve sosyal yaşamın en somut göstergeleri arasında ele alındı. Kazılarda, Osmanlı’nın disk biçimli ve çok düzlemli terazi ağırlıkları ile kantar ağırlıklarının yanı sıra kap biçimli ağırlıkların da bulunduğu belirtildi.

Bu buluntuların dikkat çekici yönlerinden biri, yalnız çarşı ve pazar alanlarında değil, banliyöler dahil olmak üzere kentin tamamında ortaya çıkması oldu. Papp’a göre bu durum, ticari faaliyetlerin yalnızca merkezî pazarlarla sınırlı kalmadığını; üretim, alışveriş ve ölçüm pratiklerinin gündelik hayatın geniş bir alanına yayıldığını düşündürüyor.

Evliya Çelebi’nin “Seyahatname”sine de atıf yapan Papp, fetih sonrası Budin’de Osmanlılar, Balkan kökenli halk, Macarlar ve Yahudilerin bir arada yaşadığı bilgisini paylaştı. Kentte çok sayıda çarşı bulunduğunu, bazı çarşı kalıntılarının kazılarla gün yüzüne çıkarıldığını, bazılarına ise henüz ulaşılamadığını aktardı.

10 Binleri Bulan Buluntular ve Koruma Sorunları
Papp’ın vurguladığı en çarpıcı noktalardan biri, Budin kazılarında elde edilen buluntuların nicelik ve nitelik bakımından olağanüstü düzeyde olmasıydı. Papp, “Budin’de elde edilen buluntular çok özel bir anlama sahiptir. Bunlar çok sayıda ve oldukça kıymetli kalıntılardır” diyerek, bunun temel nedenini kentin son büyük kuşatmasının geç tarihte yaşanması ve ardından büyük savaşların olmamasıyla açıkladı.

Kazılarda 17 farklı ağırlık tipinin tespit edildiğini, toplam buluntu sayısının ise 10 binleri bulduğunu belirten Papp, bu çeşitliliğin Osmanlı dönemindeki ölçüm sistemlerinin çok yönlü kullanımına işaret ettiğini söyledi. Ancak buluntuların uzun süre toprak altında kalması nedeniyle ciddi tahribatlara uğradığını, restorasyon ve temizlik çalışmaları sırasında bazı örneklerin üzerindeki tuğraların da görünür hale geldiğini kaydetti.

Ayrıca, kazıların büyük bölümünün Tuna Nehri kıyısında yürütüldüğünü ifade eden Papp, Budin üzerine daha önce çalışan Lajos Fekete ve Geza Feher gibi araştırmacıların bıraktığı bilimsel mirasın, günümüzde yapılan okumalar için hâlâ temel bir referans niteliği taşıdığını belirtti.