Anasayfa / Arkeoloji / Avrupa

Mısır’da mumyalama işlemi sanıldığından daha eskiye dayanıyor

İtalya'daki bir mumya üzerindeki analizler antik mumyalayıcıların reçine ve zamkları mumyalamada sanıldığından çok daha önce kullandıklarını gösterdi. Şimdi arkeologlar bilinçli mumyalama ritüellerinin bilinendan binlerce yıl önce uygulandığı ileri sürüyorlar.

 

Torino’daki Mısır Müzesi’ne varışından ve koleksiyondaki en eski korunmuş ceset çölde hayatını kaybetmiş S.293 adlı mumyaya aitti.

Ölümü yaklaşık M.Ö. 3600 civarına tarihlenen mumyanın sahibinin nasıl öldüğü veya kalıntılarının nerede bulunduğu tam olarak bilinmiyor. 

1901 yılında İtalyan asıllı bir Mısır bilimci, mumyalanmış cesedi bir antika tacirinden satın alarak müzeye devretmiş. Mumyanın kaynağına dair kayıt bulunamamış.

S.293, sol tarafına bükülmüş ve dizleri dirseklerine doğru kıvrılmış biçimde binlerce yıl çürümeden ve bozulmadan kalabilmiş. Dişlerindeki yıpranmaya dayanarak erkek cesedinin öldüğünde muhtemelen 20’li veya 30’lu yaşlarda olduğu tahmin ediliyor.

Uzun süre doğal şekilde mumyalaştığı sanılıyordu

Araştırmacılar uzun süre bu mumyanın, pek çok erken tarihli Mısır hanedanına (M.Ö. 3100 civarında başlar) ait diğerleri gibi, kısmen kendiliğinden – sığ çöl mezarındaki kavruk kumlarla doğal yoldan kurutularak- korunmuş olduğu varsayımında bulundular. Bilim insanları çoğu zaman, bu doğal kuruma yaklaşımını, takip eden 2000 yıl içerisinde rafine edilmiş ve Yeni Krallık döneminde (M.Ö. 1550-1070) doruğa ulaşmış olan, bilinçli ve zahmetli mumyalama sürecinin ana öncüsü sandılar. Bu dönemdeki antik mumyalayıcılar, ölü bir gövdeyi keten şeritler ile sarmadan önce, iç organları kesip çıkarıyor ve sıvıları boşaltıyorlardı.

Ancak, Journal of Archaeological Science'da (Arkeolojik Bilim Dergis) yayınlanan makaleye imza atan Mısır bilimci ve Sidney Macquarie Üniversitesi asistanı, fahri antik tarih bilimsel araştırma kurumu üyesi Jana Jones liderliğindeki bir grup araştırmacı, bunun rastgele bir mumya olmadığını, aksine dikkatlice tasarlanmış bir formülle mumyalandığını ileri sürüyorlar.

2014 yılında Jones, Yukarı Mısır mezarlarındaki (M.Ö. 4500- M.Ö.3350 arası tarihlere denk gelen) cenazelere ait kumaşlarda, katı ve sıvı yağ ile birlikte reçine izleri saptamış.

Jones ve onunla birlikte çalışan, Oxford ve York Üniversiteleri’nden çalışma arkadaşlarına göre bu bulgular, uzmanların düşündüğünden çok daha önce, cesetlerin özel malzemeler kullanılarak korunduğunu göstermektedir. O zamanlar, araştırmacıların elinde sadece kumaş parçaları vardı, cesedin kendisi ise incelemeye uygun değildi. Jones, müzelerin koleksiyonlarını çok titizlikle koruyup kıskandıklarını, Eski Mısır biliminin çok tutucu bir bilim olduğunu söylüyor. Fakat, Torino’daki müze, ekibin içeri girmesine ve S.293 ile çalışmasına izin verdi. Mumya, özellikle ilgi çekiciydi, çünkü, kimyasal niteliğini bozacak, bilinen herhangi bir koruyucu işlem görmemişti.

Sargılarında bitkisel yağ, kozalaklı ağaç reçinesi ve bitki bazlı bir çeşit zamk bulundu

Araştırmacılar, cesedin gövdesini ve bileklerini çevreleyen sargılardaki kumaş parçalarında, bitkisel yağ, kozalaklı ağaç reçinesi ve bitki bazlı bir çeşit şeker veya zamk buldular. Jones: “Bunlar, hafifçe ısıtılmış ve birbirleriyle karıştırılmış olmalı. Kimya bilimi, ısıtma olduğunun kanıtlarını gösteriyor, bu nedenle bunları ‘formül’ olarak adlandırabiliyoruz” diyor. Araştırmacılar, reçinenin ve aromatik bitki özlerinin, antibakteriyel organizma işlevi gördüklerine inanıyorlar. Ve Jones; daha sonraki mumyalamalarda da ana koruyucu madde olmaya devam edeceklerini söylüyor.

Mumya erken mumyalama tekniklerine dair bilgileri yeniledi

S.293 olarak bilinen mumyalanmış ceset, araştırmacıların erken mumyalama teknikleri hakkında bildiklerini gözden geçirerek düzeltmelerini sağladı

Makale ortak yazarlarından ve York Üniversitesi’nden arkeolog Stephen Buckley de şöyle diyor: “Doğal ortam ve kuru, sıcak kumun içine gömülü olmanın, kesinlikle rolü olduğunu söylemek doğrudur, ancak burada önemli olan, bu cesetlerin, aynı zamanda yapay – insan yapımı- olan ‘balsam’ uygulamalarına da maruz kalmış olmalarıdır. “Jones, kumaş sargıların önce karışıma daldırılıp, sonra gövdenin etrafına sarılmış olabileceğini düşünüyor. Buckley ise, karışımın bir çeşit çubuk ile bolca sürüldüğünü tahmin etmekle birlikte, henüz bir kanıt bulabilmiş değil.

Mumyalar hakkında bilgi sahibi olduğumuzu düşünmek kolaydır- hem müzelerde, hem de filmlerde pek tanıdık figürler olabilirler- ancak gene de, başlangıç yılları ve nasıl var oldukları hakkında öğrenecek çok şey var. Bunlar tamamlandığında emekli olacağını söylemesine rağmen, tamamlayacak olan Jones olmayacaktır.

Gamze Kamacı - nereye.com.tr (atlasobscura'dan çeviri)