Mars Gezegeninin Yüzey Özelliklerine Sahip Salda Gölü
Prof.Dr. Mike Russel’e göre “dünya üzerinde Mars’ın yüzey özelliklerini -magnezyum yüklü beyaz kayalar- taşıyan iki yer vardır; bunlardan biri Kanada’nın kuzey bölgesinde, diğeri de Salda Gölü’dür.”
Yusuf Erkan
Burdur’un son dönemde turistik olarak yükselen bir değeri Salda Gölü. “Türkiye’nin Maldivleri” sloganının tutmasıyla birlikte patlayan turistik ziyaretçilerine konaklama tesisleri, gastronomi ve eğlence açısından hazırlıksız yakalansa da bembeyaz kumsalları, açık yeşilin tonlarından laciverte doğru evrilen renk tayfıyla görenlerin bir daha unutamayacakları jeolojik bir görsellik sunuyor. Popüler olmanın getirdiği bir sonuç olarak Maldivler ve Salda birleşimi “Saldivler” adı da epey tutmuş durumdadır.
Bir dönem yoğunlaşan aşırı ilgiden ve popüler kültürden sıyrılıp gölün özelliklerine baktığımız zaman birçok özelliğe sahip olduğu görülür.
Özetlemek gerekirse…
Salda Gölü, Nemrut Gölü ile birlikte Türkiye'nin en derin (185 metre) ve en berrak gölüdür. Dünyanın da en berrak ve güzel göllerinden birisi olarak kabul edilir. En’leri fazla bir göl ile karşı karşıya olduğumuz ortadadır.
Salda şu ana kadar birçok üniversitenin, enstitünün, bilim insanının ilgisini çekmiştir ve NASA’nın da radarında olan bir göldür. Gerçekleştirilen çalışmalar sonucu Salda’yı daha yakından tanıdığımızı söylenebiliriz.
1973’te Hıfzıssıhha Enstitüsü tarafından yapılan tahlillerde gölün suyunun mantara, sivilceye ve yaraya, tabanındaki kil sürüldüğü zaman cilt hastalıklarına iyi geldiği saptanmıştır.
1988’da Hamburg Üniversitesi Kimya Fakültesi tarafından yapılan tahlillerde gölün fark edilemeyecek denli hafif tuzlu, kışın donmayan suları, içilebilir temizlikte bulunmuştur.
Gölde araştırmalar yapan Glasgow Üniversitesi’nden Prof.Dr. Mike Russel, “gölün Mars gezegeninin yüzey özelliklerini -magnezyum yüklü beyaz kayalar- taşıdığı” görüşündedir. Russel’e göre “dünya üzerinde Mars’ın yüzey özelliklerini taşıyan iki yer vardır; bunlardan biri Kanada’nın kuzey bölgesinde, diğeri de Salda Gölü’dür.”
Uluslararası Jeoloji Bilimleri Birliği (IUGS) tarafından hazırlanan 2024 yılı “100 Jeolojik Miras Listesi”ne Türkiye’den yalnızca Salda Gölü girebilmiştir. İTÜ Jeomikrobiyoloji Biyojeokimya Araştırma Laboratuvarı’nın, Salda Gölü ve Mars’a olan benzerliği ile ilgili yaptığı ulusal ve uluslararası bilimsel yayın ve projelerin sonucu göl jeolojik sit alanlarının bu en prestijli listesine, Dünya’da Mars benzerliği ile giren ilk göl unvanını elde etmiştir. Bilmeyenler için hatırlatmak gerekirse “Dünyanın 100 Jeolojik Miras Listesi” Birleşmiş Milletler Kültürel Miras Listesi kadar önemli olan bir listedir.
“Türkiye’nin Maldivleri” sloganıyla patlayan turistik ziyaretlere; konaklama tesisleri, gastronomi ve eğlence açısından hazırlıksız yakalanan Salda Gölü, doğal özellikleriyle görenlerin bir daha unutamayacakları bir deneyim yaşatıyor. (Fotoğraf: Yusuf Erkan).
İTÜ ve NASA bilim insanları ile 2019’da başlayan bilimsel çalışmalar sonucunda NASA, Salda Gölü’nü, Mars'ta Jezero krateri içindeki eski bir göle “bileşimsel ve oluşumsal olarak benzeyen” tek göl olarak açıkladı. “Salda Gölü ultramafik kayalarca zengin bir arazide, mikrobiyal etkilerle oluşan, sulu magnezyum karbonat oluşumlarının mikrobiyal ve morfolojik çeşitliliğini araştırmaya olanak sağlayacak olağanüstü bir ortam sunmaktadır. Salda Gölü’nün içerdiği hidromanyezit oluşumları üzerindeki çalışmalar, Mars'taki benzer oluşumların tespiti ve anlaşılması için önemli sonuçlar doğurmakta olup, ‘Kızıl Gezegen'deki geçmiş yaşam olasılığına dair ipuçları sağlamaktadır.”
Anılan özelliğiyle Salda Gölü, Mars’ı anlayabilmemiz açısından bizlere doğal bir laboratuvar ortamı sunuyor. Dolayısıyla yaşayan bir organizma olan kumsallarını gözümüz gibi korumamız gerekiyor. Bir dönem yaşanan turizm patlamasında ayakkabı ile yürüyen birçok ziyaretçisini ağırladı göl. Ancak kumsalında çıplak ayakla bile yürünmemesi gereken bir özelliğe sahip olduğu dile getirildi kimi bilim insanlarınca. Aşırı ilgi gölün kumsallarının güney kısımda yer yer kararmaya neden oldu ne yazık ki. Kumsallarının alınıp başka yerlere götürülmesi ise hiç akıllara bile getirilmemesi gereken bir düşünce. Ancak uygulamada tam tersi oldu. Kumsallarının alınıp bir yerlere götürülmesi ile de Türkiye gündemine oturan göl, daha önceki yıllarda da bu çaplı olmasa da kumsalının kaçırılması olaylarını yaşamıştı. Porselen sanayinde kullanılan bembeyaz kumsalları zaman zaman gece vakti kamyonlarla kaçırılmıştı. O nedenle kumların alındığı yerlerde yüzerken dikkatli olmak gerekir gibi tavsiyelerde bulunuluyordu. Çünkü sığ denilen bir alan, kumunun alınması nedeniyle bir anda derinleşebiliyor, bu da birçok insanın boş bulunup boğulmasına neden oluyordu. Salda kumsalının minerallerinin ısı geçirmezlikte ve yanmaz kumaş üretiminde kullanıldığını da eklemek gerekiyor.
Salda’nın kumsallarını korumak için alınacak basit bir önlem var aslında. Ziyaretçilerin belli mesafelerden gölü izlemesi sağlanabilir ve konulacak bariyerlerin ötesine geçilmesi engellenebilir. Gölü yaşamak için mutlaka kumsallarında yürümek ya da yüzmek gerekmiyor.
Salda’nın suyunun berrak olduğuna değinmiştik. Salda inanılması güç berraklığı kadar verdiği manzara da ile de olağanüstü bir görsellik sunar. Suyu durgun olduğu zaman dağların yansıması sonucu kelimenin tam anlamıyla muhteşem bir manzara verir. Son zamanlarda “Mavi Ayna” olarak yorumlar yapılmıştır. Güneyindeki 2254 metre yüksekliğindeki Eşeler Dağı’ndan bakıldığında gölün renginin kıyıdan uzaklaştıkça derinleşen çanağına bağlı olarak, açık yeşilin tonlarından laciverte doğru evrildiği görülür. Kıyılara yakın yerlerde yöre halkının “geren” dediği, Hamburg Üniversitesi tarafından yapılan tahlillere göre hydomagnesit olduğu anlaşılan beyaz tortulların oluşturduğu küçük adacıklar göze çarpar.
Eşeler Dağı, Türkiye’nin yeni kayak tesislerinden biri olan Tınaztepe (Salda) Kayak Tesisleri’ne ev sahipliği yapar. Tesisler aralık-nisan arası karla kaplıdır. Sapanca Gölü manzaralı Kartepe gibi Tınaztepe Kayak Tesisleri de Salda Gölü manzaralıdır. Tınaztepe kar yürüyüşü için uygun ortamlar sunar. Burası aynı zamanda yaz aylarında yamaç paraşütü kalkış pisti olarak kullanılır.
Havamızın, suyumuzun, toprağımızın ve denizlerimizin kirlendiği, akarsularımızın ve göllerimizin kuruduğu bir ortamda, Salda ekosistem dengesi bozulmayan göllerimizdendir. Yüksekliği 1135-1250 metre ve 6224 ha’lık bir alanı kaplayan daireye yakın biçimi olan bir göldür. Gölün karşılıklı kıyıları arasındaki uzaklık 6-7 km kadardır. 30 metreden sonra suyunun ısısının eksilere düştüğü bilinmektedir. Tuzlu olan kısımları yüksek oranda magnezyum sülfat (MgSO4) içerir. “18 bitki taksonu ÖDA kriterleri sağlar. Bunlardan bir tür sığırkuyruğu olan verbascum dudleyanum ve verbascum flabelli folium öne çıkan türlerdir.”
Salda Gölü’ne yöresel taşlarla kalp yapanlar kendilerince hoş bir anı bıraksalar da gölün anı olarak kalmaması için korunması yönünde üzerinde titizlenmemiz gerekiyor.
Salda Gölü sulak alanı ornitoloji açısından su kuşlarının kışlama bölgesi olarak önemlidir. 110 civarında kuş türünün varlığı saptanmıştır. Sakarmeke, elmabaş patka ve yeşilbaş en sık görülen on tür arasındadır. Burdur Gölü ile özdeşleşmiş dikkuyruklar zaman zaman göle uğramaktadır. Burdur endemiği ot balığı (Pseudophonixus ninae) ve dünyada sadece bu gölde yaşayan Salda yosunbalığı (Aphanius splendens) gölde yaşayan önemli balık türleridir. Göl; özellikleri ile Önemli Doğa Alanı ve Önemli Kuş Alanı kriterlerini sağlayan uluslararası önemde bir sulak alandır.
Salda'nın çevresi dağlarla çevrilidir. Yer yer kızılçam, Anadolu karaçamı ve ardıç ağaçlarına rastlanır. Adını da bir dönemler devasa boyutlardaki çam ağaçlarının kabuklarının sal olarak kullanılmasından alır. Antik adı Aulindenos’tur. Bu isim “sal ülkesi” anlamına gelir. Hazır Salda’nın antik adından söz etmişken çevresinde birçok antik kalıntı bulunduğunu da vurgulamak gerekir. Kayadibi köyündeki Diocaserea-Keratapa, Güney’de Gürkaya, Mela yerleşimi, Karaatlı’da nekropol kalıntıları, gölün doğusundaki yarımadada bulunan Kaletepe’deki Büyükkale ve Küçükkale kalıntıları (Deynus ya da İnosis olarak da adlandırılır), Yeşilova, Işıklar ve Doğanbaba kalıntıları başlıca antik kalıntıları oluşturur. Çaltepe (Gebren) köyündeki Kybele’ye ait tahrip durumdaki kabartmada Anadolu’nun ana tanrıçası atribu hayvanları kaplanlar ve aslanlar ile betimlenmiştir.
Son araştırmalar yerkürenin en yaşlı fosili olan stromatolitlerin Türkiye’de iki gölümüzde bulunduğunu gösterdi. Bunlardan biri Van Gölü, diğeri ise Salda Gölü’dür. Göl tabanında bulunan ipliğimsi yosunlar oksijen üreterek gölün kendi kendini temizleyebilen bir özelliğe sahip olmasında etkendir. Zaten bu nedenle göl suları için içilebilir raporu veriliyor. Yoksa bölgenin göllerinin kapalı havza gölleri olduğunu not düşmek gerekiyor.