Anasayfa / Aktüel

Küresel Finansman Paradoksu: Doğayı Korumaya 1 Dolar, Tahribata 30 Dolar

Birleşmiş Milletler Çevre Programı tarafından yayımlanan “Doğa İçin Finans Durum Raporu”, küresel ekonomik sistemde çevre politikaları ile yatırım kararları arasındaki derin çelişkiyi ortaya koyuyor. Rapora göre doğayı korumaya yönelik yatırımlar 220 milyar dolar düzeyinde kalırken, ekosistemleri tahrip eden faaliyetlere yönlendirilen finansman 7,3 trilyon dolara ulaştı. Bu tablo, sürdürülebilir kalkınma hedeflerinin gerçekleştirilmesi açısından ciddi bir finansman açığına işaret ediyor.

 

Küresel Finansman Dengesizliği
Küresel çevre politikalarının en kapsamlı değerlendirmelerinden biri olan Birleşmiş Milletler Çevre Programı tarafından hazırlanan “Doğa İçin Finans Durum Raporu”, doğa temelli çözümler ile çevreye zarar veren yatırımlar arasındaki çarpıcı finansman uçurumunu ortaya koydu. Rapora göre küresel ölçekte doğaya zarar veren ekonomik faaliyetlere yönlendirilen toplam finansman 7,3 trilyon dolara ulaşırken, doğa temelli çözümler için ayrılan kaynak yalnızca 220 milyar dolar seviyesinde kaldı.

Bu veriler, doğayı korumaya harcanan her 1 dolara karşılık çevreyi tahrip eden faaliyetlere 30 dolardan fazla kaynak aktarıldığını gösteriyor. Arazi bozulumu, aşırı su tüketimi ve ekosistem tahribatına yol açan yatırımların önemli bir kısmı kamu sübvansiyonları ve özel sektör finansmanından oluşuyor.

Rapora göre 7,3 trilyon dolarlık zararlı finansmanın 2,4 trilyon doları devlet desteklerinden, 4,9 trilyon doları ise özel sektör yatırımlarından kaynaklanıyor. Devlet teşvikleri özellikle fosil yakıt, yoğun tarım ve su kullanımını destekleyen politikalarda yoğunlaşırken; özel sektör yatırımları sanayi ve enerji sektörlerinde ekosistem üzerindeki baskıyı artıran projelere yöneliyor.

Doğa Temelli Çözümler ve Finansman Açığı
Raporda doğa temelli çözümlerin küresel iklim politikaları açısından kritik rol oynadığı vurgulanıyor. Orman restorasyonu, sulak alan rehabilitasyonu ve atık su yönetimi gibi uygulamalar hem iklim değişikliğiyle mücadele hem de biyoçeşitliliğin korunması açısından önemli araçlar olarak görülüyor.

Bununla birlikte doğa temelli çözümlere yönelik finansman oldukça sınırlı. 220 milyar dolarlık toplam yatırımın yaklaşık yüzde 90’ı kamu kaynaklarından sağlanırken, özel sektörün payı yalnızca yüzde 10 düzeyinde kaldı. Özel sektör yatırımlarının dağılımı incelendiğinde, doğa temelli karbon piyasalarının 1,3 milyar dolar, biyoçeşitlilik odaklı tahvil ve fonların yaklaşık 5 milyar dolar ve sürdürülebilir tedarik zinciri girişimlerinin ise yaklaşık 4 milyar dolar düzeyinde olduğu görülüyor.

Raporda ayrıca doğa temelli yatırımların küresel çevre taahhütlerinin yerine getirilebilmesi için önemli ölçüde artırılması gerektiği belirtiliyor. Bu bağlamda 2030 yılına kadar doğa temelli çözümler için ayrılan finansmanın yaklaşık 2,5 kat artarak 571 milyar dolara ulaşması gerektiği, 2050 yılı için ise bu rakamın 771 milyar dolara çıkmasının zorunlu olduğu ifade ediliyor.

Restorasyon ve Sürdürülebilir Arazi Yönetimi
Uzmanlara göre finansman artışının özellikle iki alana yönlendirilmesi gerekiyor: ekosistem restorasyonu ve sürdürülebilir arazi yönetimi. Raporda restorasyon projeleri için yıllık yaklaşık 181 milyar dolarlık ek yatırım ihtiyacı olduğu belirtilirken, sürdürülebilir arazi yönetimi için gerekli ek finansman 101 milyar dolar olarak hesaplanıyor.

Ormanlar ve okyanuslar, iklim değişikliğiyle mücadelede kritik rol oynamalarına rağmen hâlâ yetersiz düzeyde finanse edilen ekosistemler arasında yer alıyor. Raporda ayrıca kentlerde giderek artan “ısı adası etkisini” azaltmak amacıyla kentsel yeşil alan yatırımlarının hızlandırılması gerektiği vurgulanıyor.
Tarım sektöründe ise finansman politikalarının toprağı tüketen üretim modellerinden uzaklaştırılarak toprak sağlığını güçlendiren, su tutma kapasitesini artıran ve besin döngüsünü destekleyen onarıcı tarım uygulamalarına yönlendirilmesi gerektiği ifade ediliyor.

Bölgesel Dağılım ve Özel Sektör Eğilimleri
Frankfurt School of Finance and Management Kıdemli Proje Uzmanı ve raporun başyazarı Michael König-Sykorova’ya göre doğa temelli çözümlere yönelik finansman coğrafi olarak da dengesiz bir dağılım sergiliyor. Kamu iç finansmanı açısından en yüksek yatırım 93 milyar dolarla Asya’da gerçekleşirken, Kuzey Amerika 59 milyar dolar ve Avrupa 34 milyar dolar ile onu izliyor.

König-Sykorova, doğaya zarar veren faaliyetlerin en önemli kaynaklarından birinin sanayi sektörü olduğunu ve bu sektörün 2023 yılında yaklaşık 1,4 trilyon dolarlık finansmanla öne çıktığını belirtiyor. Bununla birlikte bazı sektörlerde dönüşüm sinyalleri de görülüyor. Özellikle petrol ve doğal gaz yatırımlarında dikkat çekici bir gerileme yaşandı.

2020 yılında 990 milyar dolar seviyesinde olan bu yatırımlar, 2023 itibarıyla 519 milyar dolara gerileyerek yaklaşık yüzde 48 oranında azaldı. Uzmanlara göre bu düşüş, yenilenebilir enerji maliyetlerindeki azalma ve çevresel risklerin finansal istikrar üzerindeki etkisinin daha fazla kabul görmesiyle ilişkili.

İklim Politikaları ve Ekonomik Öncelikler
Raporda dikkat çekilen bir diğer önemli unsur, ekonomik büyüme hedefleri ile iklim politikaları arasındaki gerilim. König-Sykorova, özellikle G20 ülkelerinde son yıllarda gözlenen politika geri adımlarının bu gerilimi açık biçimde ortaya koyduğunu belirtiyor.

Örneğin Avrupa Birliği içinde 2035 yılında içten yanmalı motorlu araçların kullanımının sonlandırılmasına yönelik hedefin yeniden tartışmaya açılması, iklim politikalarının sanayi stratejileri karşısındaki konumuna ilişkin soru işaretleri doğuruyor.

Uzmanlara göre mevcut eğilim devam ederse biyoçeşitlilik kaybı hızlanabilir ve bunun ekonomik daralma, zorunlu göç ve doğal kaynaklar üzerindeki çatışmaların artması gibi geniş çaplı sonuçları olabilir.
Raporda çözüm için güçlü siyasi liderlik, kamu ve özel sektör arasında koordineli iş birliği, zararlı sübvansiyonların aşamalı olarak kaldırılması ve yatırım politikalarının doğa temelli çözümlerle uyumlu hale getirilmesi gerektiği vurgulanıyor.


Kaynak: Yeter Ada Şeko aa