Kandilli Camisi’nde İki Yıllık Restorasyonda Sona Doğru
Boğaziçi’nin tarihsel siluetinde önemli bir yere sahip olan yaklaşık dört asırlık Kandilli Camisi’nde yürütülen kapsamlı restorasyon çalışmalarında sona gelindi. Geleneksel çini tekniklerinden altın varak uygulamalarına, kalemişi bezemelerden özgün hat yazılarının ihyasına kadar titizlikle sürdürülen çalışmaların ardından yapı, Kurban Bayramı’nda yeniden ibadete açılacak. Restorasyon süreci, Osmanlı dini mimarisinin korunmasına yönelik çağdaş yaklaşımların dikkat çekici örneklerinden biri.
İstanbul Boğazı’nın Anadolu yakasında yer alan ve semte adını veren tarihi Kandilli Camisi, yaklaşık iki yıldır sürdürülen restorasyon çalışmalarının tamamlanmasının ardından Kurban Bayramı’nda yeniden ibadete açılmaya hazırlanıyor. İlk inşa süreci Sultan IV. Murat dönemine uzanan, 18. yüzyılda Sultan I. Mahmud tarafından yeniden ihya edilen ve Cumhuriyet’in ilk yıllarında yeniden inşa edilerek bugünkü görünümünü kazanan yapı, geçirdiği restorasyonla hem mimari hem de sanatsal açıdan özgün kimliğine yeniden kavuşuyor.
Üsküdar’ın tarihsel hafızasında özel bir yere sahip olan camide çalışmalar, 6 Nolu Koruma Kurulu kararı doğrultusunda 2024 yılında başlatıldı. Restorasyonun ilk aşamasında yapının mevcut durumuna ilişkin ayrıntılı araştırmalar yapılarak rölöve çizimleri hazırlandı. Ardından ahşap taşıyıcı elemanlar, çıtakari tavan süslemeleri, kalemişi bezemeler ve çini mihrap üzerine yoğunlaşan uygulama sürecine geçildi.
Kalemişi, Çıtakari ve Çini Mihrapta Geleneksel Teknikler
Restorasyon kapsamında caminin özgün süsleme programını oluşturan kalemişi kompozisyonları üzerinde ayrıntılı raspalar gerçekleştirildi. Uzman ekipler tarafından yapılan katman analizleriyle yapının tarihsel renk dokusu ortaya çıkarıldı. Özellikle iç mekânda yer alan bezemelerde, geçmiş dönem müdahaleleri altında kalan özgün motiflerin yeniden görünür hale getirilmesi hedeflendi.
Mimar restoratör Mücahit Turan, restorasyonun ilk aşamasında yerinde rölöve çalışmalarının yürütüldüğünü ve özgün renklerin tespit edilmesi amacıyla kapsamlı raspalar yapıldığını belirtti. Kalemişi uygulamalarının yaklaşık beş kişilik uzman bir ekip tarafından iki aylık süreçte tamamlandığını ifade eden Turan, desenlerin birebir ölçü alınarak dijital ortama aktarıldığını ve ardından özgün tekniklerle yeniden uygulandığını söyledi.
Caminin en dikkat çekici bölümlerinden biri olan çini mihrapta ise ayrı bir restorasyon programı yürütüldü. Yapılan incelemelerde bazı çini panoların geçmiş yıllarda söküldüğü ve yerlerine cam yerleştirildiği tespit edildi. Eksik bölümlerin tamamlanması amacıyla 16. yüzyıl Osmanlı çini üretim teknikleri esas alınarak yeni panolar üretildi. Atölye fırınlarında hazırlanan çiniler, kurul onayının ardından mihrap bölümüne yeniden monte ediliyor.
Yaklaşık bir buçuk aydır devam eden çalışmalar kapsamında mevcut çinilerde kalemişi tamamlama uygulamaları da gerçekleştiriliyor. Caminin minber üstü alemi ile minare alemlerindeki bakır bölümlerde ise geleneksel usulde altın varak uygulaması yapılıyor. Mihrapta yer alan hat yazıları ile giriş bölümündeki taç kapı kitabeleri de restorasyon sürecinin önemli aşamalarından biri olarak öne çıkıyor.
Kandilli’nin Hafızasını Yaşatan Simgeler
Restorasyon yalnızca yapısal müdahalelerle sınırlı kalmadı; semtin tarihsel kimliğini yansıtan özgün tasarım unsurları da yeniden yorumlandı. Hattat Levent Karaduman tarafından hazırlanan kapı tokmağı ve ferforje tasarımlarında, Kandilli semtinin tarihsel hafızasına gönderme yapan selvi ağacı ve kandil motifleri kullanıldı.
Karaduman, tasarımın Osmanlı döneminde bölgenin sahil boyunca kandillerle aydınlatılması geleneğinden ilham aldığını belirtti. Rivayetlere göre Boğaz kıyısındaki selvi ağaçlarına asılan kandiller, denizden geçen kayıklara ışık veriyor ve bölgenin gece siluetine karakteristik bir görünüm kazandırıyordu. Bu tarihsel hafıza doğrultusunda üç kandilin üst üste yerleştirildiği selvi ağacı formunda yeni bir tasarım oluşturuldu.
Hazırlanan besmele istifi yalnızca kapı tokmağında değil, avlu çevresindeki ferforje uygulamalarda ve çeşitli mimari detaylarda da kullanılacak. Böylece restorasyon, yalnızca fiziksel koruma değil, aynı zamanda semtin kültürel belleğini yeniden görünür kılan bütüncül bir yaklaşım ortaya koyuyor.
Kandilli İsminin Kökenine Dair Rivayetler
İstanbul Medeniyet Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü Araştırma Görevlisi Kubilay Arpacı, Kandilli Camisi’nin Boğaziçi’nin en dikkat çekici tarihsel duraklarından biri olduğunu belirterek semtin adıyla ilgili iki farklı rivayetin bulunduğunu aktardı.
İlk rivayete göre Sultan IV. Murat’ın Revan Seferi öncesinde bölgede bir saray inşa ettirmesinin ardından burada doğan Şehzade Mehmet için yedi gece boyunca kandil alayları düzenlendi ve semt zamanla “Kandilli” adıyla anılmaya başladı. Diğer anlatı ise Osmanlı padişahlarının Göksu Deresi’nden dönüşlerinde bu kıyılarda kandiller yakılması geleneğine dayanıyor.
Arpacı, 18. yüzyıl Osmanlı tarihçisi Hüseyin Ayvansarayi’nin “Hadikatü’l Cevami” adlı eserinde bölgede ilk yapının 17. yüzyılda inşa edildiğinin belirtildiğini, Sultan I. Mahmud’un ise 1751 yılında camiyi ve çevredeki yapıları ihya ettiğini kaydetti. Aynı dönemde hamam ve çeşme inşa edildiği, bazı arazilerin halka tahsis edilerek bölgede yeni bir yerleşim dokusu oluşturulduğu da aktarılıyor.
Milli Mimari Rönesansı’nın Boğaziçi’ndeki İzleri
Kandilli Camisi’nin tarihsel serüveni, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan mimari dönüşümlerin de izlerini taşıyor. 19. yüzyılın ikinci yarısında Sultan II. Abdülhamid döneminde onarım geçiren yapı, 1916 yılındaki büyük yangında tamamen yok oldu. Bugünkü cami ise 1929-1931 yılları arasında Vakıflar İdaresi tarafından yeniden inşa edildi.
Araştırmacılara göre yapının cephe düzenlemeleri, Birinci Ulusal Mimarlık Akımı ya da diğer adıyla Milli Mimari Rönesansı’nın belirgin özelliklerini yansıtıyor. Simetrik cephe anlayışı, anıtsal giriş düzeni ve klasik Osmanlı mimarisine yapılan göndermeler, erken Cumhuriyet döneminin mimari yaklaşımını ortaya koyuyor.
Yapının iç mekânında ise özellikle mihrap bölümü dikkat çekiyor. Sanat tarihçisi Nurhan Atasoy’un değerlendirmelerine göre mihrap çevresindeki vazo motifli çiniler Tekfur Sarayı üretimi özellikleri taşıyor ve 18. yüzyıl Osmanlı çini sanatının seçkin örnekleri arasında yer alıyor. Mihrap üst bölümündeki İznik çinilerinin ise Yemen Fatihi Sinan Paşa’nın Okmeydanı’ndaki mescidinden 1961 yılında buraya taşındığı belirtiliyor.
Mihrapta yer alan Âl-i İmrân Suresi’nin 37. ayeti ile “Harrerehu Mehmet Rıfat Gufirellehu” imzasını taşıyan hat kompozisyonu da yapının özgün sanat programının önemli parçaları arasında bulunuyor. Hat levhasında görülen 1931 tarihi ise caminin yeniden inşa sürecinin tamamlandığı yılı işaret ediyor.
Yaklaşık dört asırlık geçmişi boyunca yangınlar, yeniden inşa süreçleri ve çeşitli müdahaleler geçiren Kandilli Camisi, tamamlanmak üzere olan restorasyon çalışmalarıyla birlikte yeniden Boğaziçi siluetindeki tarihsel yerini güçlendirmeye hazırlanıyor. Kurban Bayramı’nda ibadete açılması planlanan yapı, hem Osmanlı dini mimarisinin korunmasına yönelik örnek bir uygulama hem de İstanbul’un kültürel mirasının gelecek kuşaklara aktarılması açısından dikkat çekici bir restorasyon projesi olarak öne çıkıyor.