Anasayfa / Arkeoloji / Türkiye

İzmir'deki Artemis Tapınağında bulunan ikiz bebek mezarı bilim dünyasını şaşırttı

Arkeologların bulduğu mezar yaklaşık 1200 yıllık. Mezar Efes Antik Kenti'nde Artemis Tapınağı yakınındaki Roma odeionunda eski bir tuvalet çukurundaydı. Mezardaki iskeletler yaklaşık 33-34 haftalık prematüre bebeklere ait. Bebekler aynı mezarda yan yana gömüldüğü için ikiz olabilecekleri düşünülüyor, kesim sonucu antik DNA analizi verecek. Bir bebekte ise fizyolojik olarak çok nadir görülen fazladan boyun kaburgası (servikal kaburga) tespit edildi.

 

Efes'te Bulunan Prematüre Bebek Mezarı Şaşırtıcı Bulgular Ortaya Çıkardı

Efes Artemis Tapınağı’ndaki Odeion’da, 8-9. yüzyıla ait bir lağım kanalında, ikiz oldukları tahmin edilen iki prematüre bebeğin  gömüldüğü ortaya çıktı. Arkeologlar, sıra dışı definin koruma amacı taşıdığını ve Bizans dönemi perinatal ölüm anlayışına ışık tuttuğunu savunuyor. Söz konusu keşifle ilgili bilgiler, Childhood in the Past dergisinde Avusturya Arkeoloji Enstitüsü arkeologları Caroline Partiot ve Lilli Zabrana imzaları ile yayınlanan "Peace in Unexpected Places: The Middle Byzantine Burial of Two Perinates, Possibly Twins, in a Latrine Canal of the Odeion in the Artemision of Ephesos" (Beklenmedik Yerlerde Barış: Efesos Artemision'daki Odeion'un Tuvalet Kanalında Orta Bizans Dönemine Ait İki Perinatın, Muhtemelen İkizlerin, Gömülmesi) başlıklı makale ile açıklandı.

Keşif, Orta Bizans Efes’inde perinatal ölümle başa çıkmanın karmaşık biyolojik, sosyal ve dini boyutlarını gözler önüne sererken, antik toplumların en kırılgan bireylerine dahi gösterilen özeni ve bu ölümlerin toplumsal algısını anlamamıza yeni bir bakış açısı sağlıyor.

Makalede yer alan bilgilere göre Türkiye’nin İzmir ilinin Selçuk ilçesindeki Efes Antik kentinde, Artemis Tapınağı’nın kutsal alanı içinde yer alan Roma dönemi Odeion’unda süren arkeoloji kazılarda yapının bir alt odasında, ikinci-üçüncü yüzyıllarda inşa edilmiş ve daha sonra terk edilmiş bir lağım kanalı içinde, iki perinatal bireye ait bir sandık mezar gün ışığına çıkarıldı. Radyokarbon tarihlemeleri, mezarların Orta Bizans dönemine, yaklaşık 692-887 yılları arasına ait olduğunu gösterdi.

Gömünün dönemin mezar uygulamaları içindeki yeri ve önemi 

Avusturya Arkeoloji Enstitüsü’nden Caroline Partiot ve Lilli Zabrana’nın 2025’te gerçekleştirdiği yeni biyoantropolojik ve arkeotanatolojik analizler, bu definin dönemin mezar uygulamaları içindeki yerini ve önemini ortaya koydu. İki bireyin boy uzunluğu ve diş gelişimleri, yaklaşık 33-34 gebelik haftasında, yani yedi buçuk-sekiz aylıkken doğduklarını ve prematüre olduklarını gösteriyor. Birbirine çok yakın ölüm yaşları, benzer kemik yapıları ve aynı mezara yan yana konulmaları, bu iki bebeğin ikiz olabileceği ihtimalini güçlendiriyor. Ancak DNA analizi yapılamadığı için bu kesinlik kazanmıyor.

İlginç olan, mezarların bir lağım kanalına inşa edilmiş olmasına rağmen son derece özenli bir şekilde hazırlanmış olmasıdır. Kiremit, taş ve tuğla parçalarıyla örülen cist mezar, doğu-batı yönünde, Hristiyan defin geleneğine uygun olarak inşa edilmiş. Bebeklerin başları batıya, ayakları doğuya bakacak şekilde sırtüstü yatırılmış. Mezarın içinde kefen benzeri bir sargıya işaret eden demir bir iğne bulunması, cesetlerin özenle sarıldığını düşündürüyor. Ayrıca mezar tabanına, lağım kanalından farklı bir toprak getirilerek özel bir zemin hazırlanmış.

Atık ya da istenmeyen bebek gömüsü olma ihtimali zayıf

Araştırmacılar, bu definin “atık” veya “istenmeyen” bebek gömüsü olmadığını vurguluyor. Antik dönemde lağımlarda toplu perinatal bebek iskeletlerine rastlandığı biliniyor (örneğin İsrail’deki Ashkelon’da), ancak Efes örneğinde mezar yapısı, tek tek yerleştirilmiş bireyler ve korunmuş anatomik bütünlük, burada bir “atma” değil, “korumalı gömme” amacı olduğunu gösteriyor. Lağım kanalının terk edilmiş olması, yapının sağlam kalması nedeniyle mezar için güvenli bir alan sağlamış. Üstelik mezar, Artemis Tapınağı’nın kutsal alanı sınırları içinde kaldığı için, bu konumun dini bir koruma arayışıyla ilişkili olabileceği düşünülüyor.

Bebeklerden birinde, servikal (boyun) bölgede fazladan bir kaburga kemiği (supernumerer servikal rib) tespit edilmesi, bu bireyin doğuştan gelen gelişimsel anormallikler taşıdığına ve yaşam şansının düşük olduğuna işaret ediyor. Bu tür anatomik varyasyonlar, bebeklik döneminde genetik hastalıklar, organ malformasyonları ve ölü doğumla ilişkilendiriliyor. Ancak diğer iskeletlerde herhangi bir travma veya enfeksiyon izine rastlanmadı.

Yazarlar, Bizans toplumunda perinatal ölümlere bakışın, Roma dönemindeki “yaşamaya değer” çocuk anlayışından Hristiyanlığın “her birey Tanrı suretindedir” ilkesine geçişin yaşandığı bir dönemde şekillendiğini belirtiyor. Bu geçiş döneminde, vaftiz edilmemiş veya prematüre bebeklerin kilise mezarlıklarına gömülmesi her zaman mümkün olmayabiliyordu. Efes’teki bu mezar, ailenin çaresizliği ile dini kurallar arasında bir uzlaşma olarak yorumlanıyor: Bebekler, kutsal alanın koruyucu gücünden yararlanacakları, ancak resmi mezarlık dışında kalan bir yere, ama özenle ve Hristiyan adetlerine uygun olarak gömülmüşler.

Bir bebekteki fazla boyun kaburgası dikkat çekti

Live Science dergisinden Kristina Killgrove'nin haberine göre; makalenin yazarlarından biyolojik arkeolog Caroline Partiot, bu varsayımın kesinleşebilmesi için antik DNA analizlerinin yapılması gerektiğini belirtti.

Araştırmacılar, iskeletlerde travma ya da enfeksiyona işaret eden herhangi bir bulguya rastlamadı.

İncelemede bebeklerden birinde, tıp literatüründe "süpernumerer servikal kaburga" olarak tanımlanan fazladan bir boyun kaburgası tespit edildi.

Toplumda yaklaşık yüzde 1 oranında görülen bu doğumsal özellik çoğu zaman belirti vermese de, bilimsel çalışmalar servikal kaburgaların bazı gelişimsel bozukluklar ve özellikle Hox genlerindeki anomalilerle ilişkili olabileceğini gösteriyor. Bu durumun prematüre doğum, ölü doğum veya erken bebek ölümü riskleriyle bağlantılı olabileceği değerlendiriliyor.

Araştırmacılar, arkeolojik kayıtlarda bugüne kadar fazladan boyun kaburgasına sahip olduğu düşünülen ikiz bebeklere ait başka bir örneğin bilinmediğini vurguladı.

Yaşar İliksiz - Arkeolojikhaber.com