İbnü’l Cezzar’ın bin yıllık tıp eseri ilk kez Türkçeye kazandırıldı
İslam tıbbının önemli hekimlerinden İbnü’l Cezzar’ın 10. yüzyılda Arapça kaleme aldığı Tıbbü’l-Fukara ve’l-Mesakin adlı eseri, yaklaşık iki yıllık çalışmanın ardından “Bin Yıllık Tedavi Yöntemleri” adıyla Türkçeye çevrildi. Mardin Artuklu Üniversitesi akademisyenlerinin yürüttüğü çalışma, 71 bölümden oluşuyor. Eserde bitkisel tedaviler, hastalıkların sınıflandırılması, ilaç hazırlama yöntemleri ve koruyucu hekimlik uygulamaları ele alınıyor.
“Yoksulların hekimi”nin eseri Türkçede
İslam tıp tarihinin önde gelen isimlerinden, 10. yüzyılda Tunus’un Kayrevan şehrinde yaşayan İbnü’l Cezzar’ın Tıbbü’l-Fukara ve’l-Mesakin adlı eseri Türkçeye kazandırıldı. İbnü’l Cezzar’ın tedavi yöntemlerini Arapça kaleme aldığı eser, Mardin Artuklu Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Biyokimya Ana Bilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Hasan Basri Savaş ile Fakülte Sekreteri ve üniversitenin Arap Dili ve Edebiyatı Bölümünde doktora öğrencisi Abdulselam Yılmaz’ın çalışmasıyla “Bin Yıllık Tedavi Yöntemleri” adıyla yayımlandı.
Yaklaşık iki yıl süren çeviri ve hazırlık çalışması sonucunda Türkçeye aktarılan eser, İbnü’l Cezzar’ın farklı hastalıkların tedavisine ve sağlığın korunmasına ilişkin bilgilerini içeriyor. İngilizce ve Farsça başta olmak üzere çeşitli dillere çevrilen kitabın Türkçeye kazandırılması, Orta Çağ İslam tıbbının kaynaklarından birinin Türkiye’deki araştırmacılar ve okurlar için erişilebilir olmasını sağlıyor.
Aynı zamanda fitoterapi alanında sertifikalı tabip olan Doç. Dr. Savaş, yaklaşık beş yıldır tıp tarihi üzerine araştırmalar yaptığını, çalışmalarında Mezopotamya ve Orta Doğu’nun tıp ve bilim tarihindeki rolüne odaklandığını belirtti. Mardin’in tıp tarihi üzerine de makale ve eserler hazırladığını aktaran Savaş, İbnü’l Cezzar’ın önemli çalışmalarının yaklaşık bin yıl boyunca Türkçeye çevrilmemiş olmasının kendilerini bu alanda araştırmaya yönelttiğini söyledi.
Savaş’a göre İbnü’l Cezzar, tıp, eczacılık ve tarih alanındaki çalışmalarıyla yalnızca kendi döneminde değil, sonraki yüzyıllarda da etkili oldu. İbn Sina, Zehravi ve İbnü’n Nefis gibi önemli hekimlerin çalışmalarına kaynaklık eden isimlerden biri olarak tıp ve bilim tarihinde yer edindi. Savaş, İbnü’l Cezzar’ın bugüne kadar yaklaşık 50 eser kaleme aldığının bilindiğini, Türkçeye çevrilen kitabın bunlar arasında öne çıkanlardan biri olduğunu ifade etti.
71 bölümde hastalıklar ve tedavi yöntemleri
Tıbbü’l-Fukara ve’l-Mesakin, toplam 71 bölümden oluşuyor. Bu bölümlerin 70’i tıbbi konulara ayrılırken son bölümde eserde geçen kavramları, drogları ve tedavide kullanılan maddeleri açıklayan kapsamlı bir bilimsel sözlük bulunuyor. Sözlükte İspanyolca ve Arapça karşılıkların yanı sıra Türkçe karşılıklara da yer veriliyor.
Doç. Dr. Savaş’ın aktardığına göre tıbbi içerik dört ana kısımda düzenleniyor. İlk kısımda baş, kulak, burun ve boğaz hastalıkları ile göz hastalıkları ve nöroloji ele alınıyor. İkinci kısım dahili hastalıklara, üçüncü kısım cerrahi hastalıklara ayrılıyor. Dördüncü kısımda ise cilt hastalıkları, zehirlenmeler ve bunların tedavileri inceleniyor.
Kitapta sarılık, karaciğer ve safra hastalıkları ile kadın doğum hastalıkları gibi çok sayıda konu da alt başlıklar halinde işleniyor. Hastalıkların sınıflandırılması, tedavi seçenekleri ve kullanılan maddeler hakkında ayrıntılı bilgiler aktarılıyor. Eserdeki drog kavramı, tıp ve eczacılıkta tedavi ya da ilaç yapımında kullanılan, kurutulmuş veya uygun yöntemlerle işlenmiş bitkisel, hayvansal ya da mineral ham maddeleri ifade ediyor.
Savaş, özellikle bitkisel tedavi uygulamaları ve kullanılan maddelerin dozlarının belirlenmesine ilişkin bilgilerin dikkat çekici olduğunu söyledi. Eserde ilaçların hazırlanma usulleri ve kullanım biçimlerinin sistematik şekilde ele alındığını belirten Savaş, dönemin hekimlerinin klinik gözlemler ve deneyimlerle tedavi yöntemlerini geliştirdiğini ifade etti.
Bitkisel ilaçlar ve eczacılık tarihine ilişkin bilgiler
İbnü’l Cezzar’ın eserinde nane, papatya ve çörek otu gibi bitkilerin yanı sıra meyan kökü, anason, hatmi kökü, rezene ve bal gibi doğal ürünlerle hazırlanan tedavi önerileri yer alıyor. Savaş, bu bilgilerin bir bölümünün günümüzde fitoterapi kapsamında araştırılan bitkilerle örtüştüğünü belirtti.
Savaş, İbnü’l Cezzar’ın ilaç hazırlama ve reçete düzenleme uygulamalarına da dikkat çekti. Aktardığına göre hekim, reçeteleri hazırladıktan sonra ilaçların belirli bir yerde hazırlanmasını sağlıyor, bu iş için Reşik adlı bir genci görevlendiriyordu. Savaş, bu düzenin ilaç hazırlama ve reçete uygulamalarının tarihsel gelişimini anlamak bakımından önemli olduğunu dile getirdi. İbnü’l Cezzar’ın bu yönüyle modern eczacılık tarihinin incelenmesinde de dikkate alınması gerektiğini söyledi.
Günümüzde bilimsel ve modern kılavuzlara dayalı bitkisel tedavi uygulamaları fitoterapi olarak adlandırılıyor. Savaş, Sağlık Bakanlığının düzenlemelerinde de fitoterapinin tıbbi bitkiler ve bitkisel tıbbi ürünlerle yürütülen bilimsel ve kanıta dayalı bir tedavi yöntemi olarak tanımlandığını hatırlattı. Bununla birlikte, tarihsel kaynaklarda yer alan bir reçetenin günümüzde doğrudan uygulanamayacağını vurguladı.
Savaş’ın verdiği örneklere göre İbnü’l Cezzar, meyan kökünü öksürükte; anason, rezene ve meyan kökünü ise nefes darlığı ve göğüs yakınmalarında öneriyordu. Avrupa İlaç Ajansının meyan kökü ve hatmi kökünü belirli yakınmalar çerçevesinde değerlendiren bitkisel monografları da bulunuyor. Ancak bu durum, geçmişteki tüm tedavi önerilerinin günümüzde bilimsel olarak doğrulandığı anlamına gelmiyor.
Modern fitoterapide bitkinin türü, kullanılan bölümü, preparatın hazırlanma yöntemi, doz, kullanım süresi, ilaç etkileşimleri ve güvenlilik profili ayrı ayrı değerlendiriliyor. Savaş, tarihsel reçetelerin günümüzde ancak bilimsel araştırmalar ve standartlaştırılmış preparatlar üzerinden ele alınabileceğini belirtti.
Geleneksel tıp ile modern araştırmalar arasında tarihsel köprü
Eserde tümör benzeri oluşumlara ilişkin açıklamalar ve tedavi önerileri de bulunuyor. Savaş, bazı tedavi bileşenlerinde yer alan kilin günümüzde modern deneysel araştırmalarda ilaç taşıma özellikleri bakımından incelendiğini aktardı. Bu örneklerin, tarihsel tıp bilgisinin güncel araştırmalara konu olabildiğini gösterdiğini ifade etti.
Savaş’a göre bazı bitkilerin modern fitoterapi monograflarında da yer alması, geleneksel tıptaki bütün bilgilerin doğrulandığı şeklinde yorumlanmamalı. Bunun yerine, geçmişte kullanılan bazı maddelerin bilimsel araştırmalar ve standartlaştırılmış preparatlar aracılığıyla yeniden değerlendirildiğine işaret ediyor. Bu nedenle eser, geleneksel tıp ile modern fitoterapi arasındaki tarihsel bağlantıları incelemek açısından önem taşıyor.
Çeviri sürecinin güçlüklerine de değinen Savaş, eserin klasik bilimsel Arapçayla ve çok eski bir dönemde kaleme alınmasının çalışmayı zorlaştırdığını belirtti. Metni günümüz Arapçasına aktarmanın bile kapsamlı bir çalışma gerektirdiğini ifade eden Savaş, Türkçeye çevrilmeyi bekleyen başka önemli bilim insanlarının eserlerinin de bulunduğunu söyledi.
Çalışmada tıbbi terimlerin karşılıklarının belirlenmesi için kapsamlı araştırmalar yürütüldüğünü belirten Abdulselam Yılmaz da eserin yaklaşık bin yıl önce yazılmış olmasının çeviri sürecini özel bir uzmanlık alanına dönüştürdüğünü kaydetti. Yılmaz, İbnü’l Cezzar’ın yaşadığı dönemde kolay temin edilebilen bitkiler ve basit yöntemlerle hastalıkların tedavisine ilişkin bilgiler sunduğunu anlattı.
Yılmaz, İbnü’l Cezzar’ın “yoksulların hekimi” olarak tanındığını, kendisine başvuran yoksullardan ücret almadan tedavilerine yardımcı olduğunu ve onları bitkileri temin edebilecekleri yerlere yönlendirdiğini belirtti. Yaklaşık iki yılda tamamlanan çevirinin, İslam tıp tarihinin önemli kaynaklarından birini Türkçe okurla buluşturduğunu ifade etti.