Anasayfa / Etkinlikler

Hititler’den Günümüze: İklim Değişikliği Perspektifinden Su ve Kuraklık Çalıştayı

Çorum Hitit Üniversitesi ev sahipliğinde düzenlenen “İklim Değişikliği Perspektifinden Su ve Kuraklık Çalıştayı”, su güvenliğinin artık yalnızca çevresel değil; ekonomik, toplumsal ve kültürel bir mesele haline geldiğini ortaya koydu. Bakanlık, valilik ve belediye katkısıyla gerçekleşen etkinlikte, modern su yönetimi yaklaşımları ile Hititlerden günümüze uzanan tarihsel deneyim aynı zeminde tartışıldı; çözüm arayışları dört masada somut önerilere dönüştürüldü.

 

Hititlerden Günümüze: Kuraklık Hafızası ve Su Yönetimi
Çorum Hitit Üniversitesi tarafından, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, Çorum Valiliği ve Çorum Belediyesi katkılarıyla düzenlenen “İklim Değişikliği Perspektifinden Su ve Kuraklık Çalıştayı”, su yönetimini çok boyutlu bir kamu politikası alanı olarak ele aldı. İlahiyat Fakültesi Prof. Dr. Fuat Sezgin Konferans Salonu’nda gerçekleştirilen çalıştay, iklim değişikliğinin Türkiye’de özellikle iç bölgelerde hızla derinleşen kuraklık riskini gündemin merkezine taşıdı.

Çalıştayın açılışında konuşan Çorum Valisi Ali Çalgan, su ve kuraklığın artık yalnızca bölgesel değil, küresel ölçekte bir kriz başlığına dönüştüğünü vurguladı. Türkiye’nin bu alandaki kurumsal kapasitesinin güçlendirilmesi için 2011 yılında Su Yönetimi Genel Müdürlüğünün kurulduğunu hatırlatan Çalgan, bu yapının su yönetimini makro düzeyde ele alarak strateji geliştirdiğini belirtti. Çalgan ayrıca, üniversitelerin bilimsel üretimi ve yerel yönetimlerin uygulama gücünün aynı masada buluşmasının, çözüm üretme kapasitesini artırdığına işaret etti.

Su Güvenliği: Gıda, Sağlık ve Refahın Ana Ekseni
Hitit Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ali Osman Öztürk ise su güvenliğinin yalnızca çevre politikalarının değil, gıda güvenliğinden halk sağlığına, toplumsal refahtan ekonomik sürdürülebilirliğe kadar geniş bir alanın temel belirleyicisi haline geldiğini söyledi. Öztürk’e göre iklim değişikliği ve kuraklıkla mücadele, yalnızca kriz dönemlerinde gündeme gelen geçici önlemlerle yürütülemez; normal dönemlerde de önleyici politikaların sistematik biçimde devreye alınması gerekir.

Öztürk, su yönetimi konusunda “küresel ölçekte tekil çözümler” geliştirilmesi gerektiğini belirterek, iklim değişikliğinin etkilerinin sınır tanımayan bir karakter taşıdığına dikkat çekti. Su ve kuraklık meselesinin disiplinler arası bir sorun olduğuna işaret eden Öztürk, çalıştayın hedefinin yalnızca güncel riskleri tartışmak değil; aynı zamanda Türkiye’nin tarihsel deneyimini de analitik biçimde ele almak olduğunu ifade etti.

Çorum’da Kuraklık Politikası: Kurumsal Koordinasyon ve Yerel Strateji
Hitit Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Nurcan Baykam da su kaynaklarının azalmasının insanlığın karşı karşıya olduğu en önemli sorunlardan biri olduğunu vurguladı. Hitit Üniversitesi olarak sürdürülebilir kalkınma amaçlarına yönelik tematik çalıştaylar düzenlediklerini belirten Baykam, bu yılın odağının su ve kuraklık olarak belirlendiğini söyledi.

Baykam’ın dikkat çektiği önemli bir yöntemsel ayrıntı ise çalıştayın “hazırlıklı tartışma” modeliyle yürütülmesi oldu. Çalıştay kapsamında kurulan dört masadaki katılımcılara konu başlıkları ve soruların önceden iletildiğini belirten Baykam, toplantının yalnızca fikir paylaşımına değil, ortak çözüm üretmeye dayalı olarak tasarlandığını kaydetti. Baykam, çalıştay çıktılarının bir rapordan ibaret kalmayacağını, aynı zamanda Çorum ve Türkiye için su yönetimine ilişkin somut bir referans kaynağına dönüşeceğini ifade etti.

Hititler’in Su Stratejisi: Barajlar, Havuzlar ve Depolama Kültürü
Çalıştayın açılış oturumunda, Hattuşa Antik Kenti kazılarına başkanlık eden Prof. Dr. Andreas Scachner, “Hititler’de Kuraklık ve Su Yönetimi” başlıklı sunumuyla tarihsel perspektifin altını çizdi. Scachner, Anadolu’nun iklim oynaklığına her dönem maruz kaldığını, kuraklığın yeni bir olgu olmadığını; yeni olanın ise günümüzdeki “sertlik, anilik ve şiddet” düzeyi olduğunu belirtti.

Scachner, 1930-1946 yılları arasında Türk ve Alman coğrafyacıların derlediği verilerle hazırlanan haritalara işaret ederek, Anadolu’da hemen her yıl bir bölgede ağır kuraklık yaşandığını söyledi. Özellikle Boğazkale–Yozgat hattında 1890’larda üç yıl süren ve 100 binden fazla insanın açlıktan öldüğü bir kuraklık yaşandığını aktaran Scachner, modern tedarik ve lojistik ağlarının günümüzde avantaj sağladığını; Hititler’in veya Osmanlı’nın böyle bir şansa sahip olmadığını vurguladı.

Hititler’in Hattuşa’yı coğrafi özellikleri nedeniyle “suyu iyi muhafaza edebilen” bir alan olarak seçtiğini düşündüklerini belirten Scachner, çevrede 13 baraj tespit ettiklerini açıkladı. Ayrıca düzinelerce pınar ve büyük su havuzları bulunduğunu belirten Scachner, 70 metre uzunluğunda, 11 metre genişliğinde ve 8 metre derinliğinde beş havuzun inşa edildiğini, bu sistemlerin özellikle hayvancılık için kritik olduğunu ifade etti. Hititlerin kurak dönemler için silo ve depo sistemleri geliştirmesi ise çalıştayın “tarihsel adaptasyon” temasını güçlendiren bir diğer örnek olarak öne çıktı.

Çalıştayda ayrıca Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Çölleşme ve Erozyonla Mücadele Genel Müdürlüğü Yutak Alanlar Daire Başkanı Sezgin Aksu, “Kent Kimliğini Yansıtacak, İklim Değişikliğine Uyum Sağlayabilecek Odunsu Bitkiler Projesi” hakkında bilgi verdi. Açılış oturumunun ardından katılımcılar dört ayrı masada gündem maddelerini tartışarak görüş ve önerilerini paylaştı.
 

Kemal Ceylan aa