Anasayfa / Arkeoloji / Türkiye

Hierapolis antik kentindeki 'rahip mucizeleri'ne dair tezler

Pamukkale’nin Hierapolis Antik Kenti’nde yapılan araştırmalar, buradaki antik çağ mucizelerinin jeolojik açıklaması olabileceğini işaret ediyor.

 

Cehennem Kapısı ya da Pluto’nun Kapısı olarak da bilinen Hierapolis Antik kenti, antik dönemde yeraltına dünyasına giriş yolu olarak kabul ediliyordu.

MÖ 190 yılında inşa edilen tapınak kompleksi, hadım edilen rahiplerin insan müdahalesi olmaksızın ölecekleri alt odanın içinde, boğalar ve kuşlardan oluşan adaklarla ritüelistik kurban törenleri gerçekleştirdikleri bir yer olarak ünlendi.

Cehennemin kapılarından geçip hala yaşamak mümkün mü? Romalılar öyle düşünüyorlardı ve antik Akdeniz’e dağılmış olan yeraltı dünyasına giriş olduğuna inandıkları yerde özenle kurbanlar vermişlerdi.

Kurbanlar (Cehennem kapılarından inen sağlıklı boğalar) insan müdahalesi olmadan çabucak ölüyordu, fakat kendilerine eşlik eden hadım edikmiş rahipler hiç zarar görmeden geri dönüyordu. Yeni çalışma, “mucizelerin” basit jeolojik açıklaması olabileceğini işaret ediyor.

Sadece 7 yıl önce yeniden keşfedilen Hierapolis Antik Kenti’nde cehenneme giden kapı, küçük bir mağara benzeri bir taş kapıydı.

Zehirli gaz güneşin etkisiyle gündüz dağılıyordu

Kentin kendisi, bölgenin jeolojik açıdan en aktif bölgelerinden birinde bulunuyor; 2200 yıl önce, kaplıcalarının mucizevi iyileştirici güçleri olduğu düşünülüyordu.

Ancak Hierapolis’in altından geçen derin yarık, görünür sis olarak ilerleyen volkanik karbondioksit (CO2) yayıyordu. Plütonyum olarak da bilinen kapı, (Pluto, yeraltı dünyasının tanrısı) doğrudan bu yarığın üstüne inşa edilmişti. Arkeologlar 2011 yılında, bu kapının hala ölümcül olduğunu ortaya çıkardı: yakından uçan kuşlar boğuluyor ve ölüyordu.

Almanya’daki Duisburg-Essen Üniversitesi’nde yanardağ biyolojisi uzmanı Hardy Pfanz başkanlığındaki araştırma ekibi, tapınağın ölüm potansiyelini daha ayrıntılı olarak inceledi.

Archaeological and Anthropological Science dergisinde Hardy Pfanz, Galip Yüce, Ahmet H. Gulbay, Ali Gokgoz imzaları ile yayınlanan (Deadly CO2 gases in the Plutonium of Hierapolis - Denizli, Turkey) Hierapolis  Plutonium'unda ölümcül karbondioksit gazları başlığı ile yayınlanan makaleye imza atan ekip; alanın zaman içindeki CO2 konsantrasyonunu ölçtüler. Gün boyunca, güneşin sıcaklığı gazları dağıtmaktaydı. Ancak geceleri bu gaz (havadan biraz daha ağır) yükseliyor ve korunaklı alanda bir CO2 “gölü” oluşturuyordu.

Yükseklik önemli bir faktördü

Pfanz, “Özellikle şafak vakti, alan zemininin 40 santimetre üstünde CO2 konsantrasyonu %35’e ulaştığında, birkaç dakika içinde hayvanları ve hatta insanları boğarak öldürmek için yeterince ölümcüldü.” diyor. Ancak bu konsantrasyon, yükseklik arttıkça hızla düşüyordu.

Pfanz, “Hadım edilmiş rahipler, muhtemelen kurbanlarını, gaz konsantrasyonunun en yüksek olduğu sabah ya da akşam saatlerinde buraya getiriyordu.” diyor.

Kurban hayvanlar başlarını CO2 gölünden tamamen uzak tutacak kadar uzun değillerdi ve baş dönmesi başladığında kafaları daha da düşüp CO2 emilimini artırıyordu ve boğulma nedeniyle ölüme yol açıyordu.

Ancak rahipler, başlarını tehlikeli gazların üstünde tutacak kadar uzundu ve yüksekliklerine katkıda bulunmak için taşların üzerinde durmuş bile olabilirlerdi.

Pfanz, “Ölümcül nefes (mitolojik cehennem köpeği) Kerberos’un yalnızca belirli yüksekliğe ulaştığını biliyorlardı.”

Strabon, rahiplerin gazdan etkilenmediklerini yazmıştı.

Yaklaşık 2000 yıl önce Hierapolis’teki Plütonyum’u ziyaret eden Antik Yunan coğrafyacısı Strabon, rahiplerin kafalarını cehennem kapısının içine kadar bile sokabildiklerini ve hiç kötü etkilenmediklerini yazmıştı.

Strabon bu bağışıklığın hadım edilmişlikten kaynaklanmış olabileceğini düşünüyordu. Pfanz, bu insanların yerel kimyasal ortamın farkında olduklarına inanıyor. Pfanz örneğin, rahiplerin tapınağın nispeten güvenli olduğu öğle saatlerinden başka geçit kapısına çok yakın durmayarak dikkatli olduklarını düşünüyor.

Rahipler muhtemelen geceleri de giriyordu

2011 yılında Hierapolis’teki Plütonyum’u keşfeden ekibin başındaki Salento Üniversitesi’nden Arkeolog Francesco D’Andria ise bundan pek emin değil. Kazıları yapan ekip, cehennem kapısının çevresinde, birçok antik kandil bulmuştu. Dolayısıyla rahiplerin tehlikeli CO2 seviyelerine rağmen geceleri de buraya girmeye cesaret ettikleri anlaşılıyor.

“Yeni bulgular “çok heyecan verici.” diyor Nebraska Üniversitesi’nde Yunan ve Roma dini inançlarını araştıran Gil Renberg.

“Bu bilimsel bilgi, eski kaynakların doğruluğunu ispatlıyor ve sadece insanların buraya nasıl girebildiğini değil, aynı zamanda hayvanların neden öldüğünü de açıklamaya yardımcı oluyor.”

Muhtemelen diğer Plütonyumlardan bazıları da aynı bu şekilde çalışıyordu. Renberg, Pfanz ve ekibinin kullandığı kimyasal araştırma yöntemlerinin, yine Türkiye’de bulunan ve Akaraka adı verilen bir yerdeki cehenneme kapısının tam yeri hakkında da daha sağlam bir fikir sağlamasına yardımcı olabileceğini düşünüyor.

Erman Ertuğrul - Arkeofili (Science Mag. 16 Şubat 2018)