Anasayfa / Paleontoloji

Çatalhöyük sakinleri büyük şehir olmanın dezavantajlarını yaşamışlar

Büyük şehir olmak kuşkusuz ki küçük yerleşim alanlarına göre önemli avantajlar sağlamaktadır. Ancak şehirde yaşam koşulları ister istemez hayatın akışını değiştiriyor ve çeşitli sıkıntılara yol açıyor. 9 bin yıl önce neolitik çağda büyük şehir kurmayı başaran Çatalhöyük sakinleri de aynı sıkıntıları yaşamışlar.

 

Illustrasyon: John Swogger - Çatalhöyük Research Project

Yaklaşık 9.000 yıl önce, dünyanın ilk büyük tarım topluluklarından olan Çatalhöyük sakinleri, aynı zamanda modern kent yaşamının tehlikelerini deneyimleyen ilk insanlar arasındaydı.

Türkiye'nin Konya İlinin Çumra ilçesindeki Çatalhöyük’ten elde edilen arkeolojik kalıntıları inceleyen bilim insanları, buradaki insanların aşırı kalabalık, bulaşıcı hastalıklar, şiddet ve çevre sorunları yaşadığını tespit etti.

PNAS (Proceedings of the National Academy of Sciences: Ulusal Bilimler Akademisi bildirileri) dergisinde 17 Haziran tarihinde, Clark Spencer Larsen, Christopher J. Knüsel, Scott D. Haddow, Marin A. Pilloud, Marco Milella, Joshua W. Sadvari, Jessica Pearson, Christopher B. Ruff, Evan M. Garofalo, Emmy Bocaege, Barbara J. Betz, Irene Dori ve Bonnie Glencross imzaları ile yayınlanan "Neolitik Çatalhöyük Biyoarkeolojisi, sağlıkta, hareket ve yaşam tarzındaki temel geçişleri ortaya çıkartıyor" (Bioarchaeology of Neolithic Çatalhöyük reveals fundamental transitions in health, mobility, and lifestyle in early farmers) başlıklı makaleye göre;  Çatalhöyük insanlarının aşırı kalabalık, bulaşıcı hastalıklar, şiddet ve çevre sorunları yaşadığı tespit edildi.

Yeni araştırmada uluslararası bir biyoarkeolog ekibi, Çatalhöyük’te 25 yıldır çalışılan insan kalıntılarına dayanarak oluşturulan yeni bulgular yayınladı.

Sonuçlar, insanların göçebe avcı-toplayıcı yaşam biçiminden, tarım etrafında inşa edilmiş daha yerleşik bir yaşama geçiş yapmalarının nasıl bir resim çizdiğini ortaya koyuyor.

Araştırmanın baş yazarı Clark Spencer Larsen, “Çatalhöyük, dünyadaki ilk proto-kentsel topluluklardan biriydi ve buradaki insanlar, birçok kişiyi uzun süre küçük bir alanda bir araya getirdiğinizde ne olduğunu deneyimledi. Bu topluluk, bugün nerede olduğumuzu ve kentsel yaşamda karşılaştığımız zorlukları belirledi.” diyor.

Günümüzde Konya’da bulunan Çatalhöyük, MÖ 7100- 5950 yılları arasında iskan edildi. İlk olarak 1958’de kazı yapılan alan, 13 hektarlık bir alanı kaplıyor ve yaklaşık 21 metrelik kültür dolgusu ile 1.150 yıllık aralıksız bir yaşam süresini yansıtıyor.

Larsen, Çatalhöyük’teki saha çalışmalarının 2017 yılında sona erdiğini ve yaptıkları araştırmanın bölgedeki biyo-arkeoloji çalışmasının sonucunu temsil ettiğini söylüyor.

Çatalhöyük, MÖ 7100 yıllarında, araştırmacıların Erken dönem adını verdiği birkaç kerpiç evden oluşan küçük bir yerleşim yeri olarak başladı. Nüfus, Geç dönemde hızla düşmeden önce, MÖ 6700 ile 6500 arasındaki Orta döneminde zirveye ulaştı. Daha sonra Çatalhöyük, MÖ 5950’de terk edildi.

Çiftçilik her zaman toplumdaki yaşamın önemli bir parçasıydı. Araştırmacılar, yaşayanların çeşitli evcil olmayan bitkilerle birlikte buğday, arpa ve çavdar üzerine yoğun bir diyet ile beslendiklerini belirlemek için kemiklerde – kararlı karbon izotop oranları adı verilen – kimyasal bir imzayı analiz etti.

Koyun, keçi ve evcil olmayan hayvanlardan gelen diyetlerindeki proteini belgelemek için kararlı azot izotop oranları kullanıldı. Evcil sığırlar Geç dönemde buraya geldi, ancak koyunlar diyetlerinde her zaman en önemli evcil hayvandı.

Larsen, “Toplumu kurar kurmaz hayvanları tutuyorlardı ve tarım yapıyorlardı, ancak nüfus genişledikçe çabalarını yoğunlaştırıyorlardı.” diyor.

Uygarloık hastalığı diş çürümelerinden mağdurdular

Tahıl ağırlıklı diyet, bazı sakinlerin kısa sürede diş çürümesi geliştirdiği anlamına geliyordu. Bu durum, “uygarlık hastalıkları” denilen hastalıklardan biriydi. Sonuçlar, bölgede bulunan yetişkin dişlerinde yaklaşık %10 ila 13 arasında çürüme kanıtı olduğunu gösterdi.

Bacak kemiklerinin kesitlerindeki zaman içindeki değişimler, Çatalhöyük’ün Geç dönemindeki topluluk üyelerinin erken yaşayanlardan daha fazla yürüdüğünü gösterdi. Bu, sakinlerin zaman içinde daha fazla çiftçilik ve otlatma yapmak zorunda kaldıklarını gösteriyor.

“Çevresel bozulmanın ve iklim değişikliğinin toplum üyelerini yerleşim yerinden uzaklaşmaya ve yakacak odun gibi malzeme bulmaya zorladığına inanıyoruz. Bu Çatalhöyük’ün yok oluşuna katkıda bulundu.”

Diğer araştırmalar Orta Doğu’daki iklimin Çatalhöyük’ün tarihi boyunca daha da zorlaştığını ve bunun da tarımı daha da zorlaştırdığını gösteriyor.

Kalabalık ve kötü hijyen

Yeni araştırmadan elde edilen bulgular, sakinlerin büyük olasılıkla kalabalıklık ve kötü hijyen nedeniyle yüksek bir enfeksiyon oranından muzdarip olduğunu gösteriyor. Erken dönem kalıntılarının üçte birinin kemiklerinde enfeksiyon olduğuna dair kanıtlar var.

Nüfusun zirvesinde evler, aralarında boşluk olmadan inşa edildi ve sakinler, evlerine merdiven yardımıyla çatılardan girip çıkıyordu.

Kazılar, iç duvarların ve yer döşemelerinin birçok kez kil ile yeniden sıvandığını gösteriyor. Sakinleri tabanlarını atıklardan arındırıyordu fakat ev duvarları ve tabanların analizi hayvan ve insan dışkı izlerini ortaya çıkardı.

Larsen, “Çok kalabalık koşullarda yaşıyorlardı, bazı evlerin hemen yanında çöp çukurları ve hayvan ağılları var. Bu yüzden bulaşıcı hastalıkların yayılmasına katkıda bulunabilecek çok sayıda sağlık sorunu var.” diyor.
Çatalhöyük canlandırması. C: Dan Lewandowski.

Şiddet izleri

Araştırmacılara göre, Çatalhöyük’teki kalabalık koşullar, sakinler arasında yüksek düzeyde şiddete de katkıda bulunmuş olabilir.

Çatalhöyük’te bulunan 93 kafatasının, dörtte birinden fazlasında (25 tanesinde) iyileşmiş kırıklara dair kanıtlar ortaya çıktı.

(Şehir Hayatının İlk Adımları: Çatalhöyük)

Ayrıca bunlardan 12 tanesi bir kereden fazla şiddete maruz kalmış. Bu kişilerde zaman içinde iki ila beş kere yaralanma belirtisi vardı. Lezyonların şekli; kafaya sert ve yuvarlak nesnelerden gelen darbelerin yol açtığını gösterdi. İlginç olarak Çatalhöyük’te tam bu şekilde ve boyutta kil toplar bulunuyor.

Mağdurların yarısından fazlası kadındı (13 kadın, 10 erkek). Yaralanmaların çoğu kafalarının üstünde veya arkasındaydı, bu da mağdurlara saldırıldığında saldırganlara dönük olmadıklarını gösteriyor.

Nüfusun en büyük ve en yoğun olduğu Orta dönemde, kafatası yaralanmalarında artış olmuştu. Araştırmacılar, aşırı kalabalıklaşmanın toplum içinde artan stres ve çatışmaya yol açmasının düşünülebileceğini söylüyor.
Çatalhöyük bina 52’deki yetişkin mezarı.

Çaçtalhöyük'te aynı eve gömülenler akraba değildi

İnsanların çoğu, evlerin tabanlarına kazılmış çukurlara gömülmüştü ve dolayısıyla araştırmacılar insanların yaşadıkları evlerin altına gömüldüklerini düşünüyor. Bu beklenmedik bir bulguya yol açtı: Bir hane halkının çoğu biyolojik olarak ilişkili değildi.

Araştırmacılar, aynı evin altına gömülen bireylerin dişlerinin akraba olmaları durumunda beklendiği gibi benzer olmadığını gördü.

Larsen, “Dişlerin morfolojisi büyük oranda genetik olarak kontrol edilir. İlişkili insanlar, dişlerinin kronlarında benzerlikler gösterir ancak bunu aynı evlere gömülmüş insanlarda bulamadık.” diyor.

Çatalhöyük’te birlikte yaşayan insanların ilişkilerini belirlemek için daha fazla araştırmaya ihtiyaç var. Bu hala bir gizem.

Onlar da büyük kent çilesi çekmişler

Genel olarak, Çatalhöyük’ün önemi, tarım çerçevesinde inşa edilmiş dünyada ilk Neolitik “mega alanlardan” biriydi. “Bugün hayatımızın kökeni, topluluklar halinde nasıl örgütlendiğimizi buradan öğrenebiliriz. Bugün sahip olduğumuz zorlukların çoğu, Çatalhöyük’te insanların yaşadıklarıyla aynı – sadece büyük versiyonları.”

Ohio Devlet Üniversitesi - (Çeviren: Erman Ertuğrul - Arkeofili.com)