Anasayfa / Restorasyon / Türkiye

Belma Akçura: Restorasyon ihalaleri de araştırılmalı

Kaç tarihi bina bu şekilde, aslına benzemeyen çalışmalarla restorasyon adı altında “yok” edilecek diye soran gazeteci yazar Belma Akçura, kimse buna dur demeyecek mi diyerek medyayı, tarihi ve kültürel dokuyu bozan restorasyonları hangi firmaların üstlendiğini ve hangi şartlarla ihale yapıldığını araştırmaya çağırdı

 

Tarih korunmuyor, deforme ediliyor

Tarihi binaların restorasyonu; sadece haberlerin değil, mizahın da konusu olmayı sürdürüyor. Medya, binaların tarihi ve kültürel dokusunu bozan restorasyonları hangi firmaların üstlendiğini, hangi şartlarla ihale yapıldığını da araştırmalı

Restorasyonun anlamı; eski, tarihi bir eserin yıkılmış, bozulmuş olan bölümlerini aslına uygun bir biçimde onarmaktır. Ülkemizde tarihi eserlerin korunması, onarımı, aslına uygun olup olmadığı ve bunların sonuçları üzerine hep beraber inanılmaz kötü bir sınav veriyoruz. Öyle ki; bir kitaba konu olacak kadar çok sayıda “tarihi eser restorasyonu’ haberlerini alt alta getirdiğinizde durumun vahameti daha da anlaşılır hale geliyor:

- 1685 yılında yapılan İshak Paşa Sarayı tarihi dokusuna aykırı bir şekilde, cam tavanla kaplandı. - 435 yıllık Sinan Paşa Külliyesi’ne restorasyon yapılırken, yük taşıyan kamyonların girip çıkabilmesi için tarihi duvarlarından biri yıkıldı. - 1591 yılında yapılan Süheyl Bey Camii camla kaplandı, sekizgen yapısı bozuldu. - Tarihi M.Ö. 4. yüzyıla kadar uzanan  Ayasofya Orhan Camii’nin eski tuğla duvarlarına cam kapı monte edildi. Aynı zamanla kubbeleri de betonla sıvandı. - Seyyid Battal Gazi Külliyesi’ne yenileme sırasında bir Amerikan mutfak dahil edildi. Aynı zamanda normalde mermer olan sütunlar yerine beton kullanıldı. - 1426 yılında demir ya da çimento kullanılmadan yapılan Dandalaz Köprüsü’nün bazı kemer taşlarını onarırken köprü yıkıldı. - Ve en son UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’ne giren Roma döneminden kalan Mamure Kalesi’ndeki restorasyon çalışmalarında PVC pencere ve mermer kullanıp, klima takıldı. 

Peki, bu böyle mi devam edecek? Kaç tarihi bina bu şekilde, aslına benzemeyen çalışmalarla restorasyon adı altında “yok” edilecek? Mermer ya da tuğla yerine beton, tarihi kapı yerine otomatik kapı… Olmadı, Amerikan mutfağı ekleniyor, tavanlar, revaklar camla çevriliyor, oymalı sütunlar yok oluyor, Roma dönemine ait mozaikler, yeni yerine konurken tamamen aslına uymayan bir şekilde, kendi kafalarına göre, bozarak yerleştiriliyor.

Kimse buna dur demeyecek mi? Elbette medya haberi olduğu gibi vermek durumunda. Ama bu tür haberler ayrıca yorum ve araştırmayı da gerekli kılıyor. Örneğin gazetecilerin, tarihi ve kültürel dokuyu bozan bu restorasyon çalışmasını hangi firmaların üstlendiğini, bu firmalarla hangi koşullarda, hangi şartlarla ihale yapıldığını araştırması gerekir. Restorasyon çalışmaları sırasında üniversitelerden ve meslek örgütlerinden ya da konunun uzmanı akademisyenlerden, tarihçilerden görüş alınıp alınmadığını da…

Ülkenin tarihi ve kültürü açısından büyük bir öneme sahip binaların aslına uygun yapılmaması halinde bu restorasyonu gerçekleştiren firmaların sorumluluğu ya da bir davaya konu olup olmadığı ise birçok haberde eksik bırakılan en önemli nokta.

Medyanın bu tür yenileme çalışmaları bittikten sonra değil, bu çalışmalar sırasında da kamuoyunu bilgilendirmesi gerekir.  Alanında uzman bir gazeteci, restore edilecek olan bir binanın, bir tarihi eserin hangi kıstaslara göre, hangi uzman ve kurumların işbirliğiyle ne yapıldığını ya da neyin yapılmadığını bilmesi gerekir. Kendi geçmiş tarihini korumayan, eserlerinin üzerine titremeyen bir ülkenin gelecek tarihte yeri olmaz. Bir restorasyonun önemi anlaşılmadığı sürece bu tür haberlerin gideceği yer de bellidir. “İlkinde trajedi, ikincisinde komedi” olarak,  her defasında aynı şekilde tekerrür edecektir.

Belma Akçura - Milliyet / 23 - 09- 21018