Batı Şeria’da 'Yumuşak İlhak' Endişesi: Sebastia’nın 5 Bin Yıllık Hafızası Tehdit Altında
İşgal altındaki Batı Şeria’da yer alan Sebastia beldesi, İsrail’in arkeolojik miras gerekçesiyle yürüttüğü kamulaştırma ve “sivil idare” hamleleri nedeniyle hem kültürel hafızasını hem de yaşam alanlarını kaybetme korkusu yaşıyor. Antik kent çevresindeki 1800 dönümlük alanın hedefte olduğu süreçte zeytinlikler, evler ve turizm işletmeleri risk altına girerken, Filistinliler bunu fiili ilhakın yeni biçimi olarak yorumluyor.
Sebastia: Antik Kent ile Yaşayan Beldesinin Ayrılmazlığı
İşgal altındaki Batı Şeria’nın Nablus kentinin kuzeyinde bulunan Sebastia, yalnızca bir arkeolojik sit alanı değil; binlerce yıldır kesintisiz yaşamın izlerini taşıyan bir “kültürel peyzaj” olarak öne çıkıyor. Demir Çağı’ndan Helenistik ve Roma dönemlerine, Bizans’tan Haçlı, Memlük ve Osmanlı mirasına uzanan katmanlı tarih, Sebastia’yı Filistin’in en sembolik kültürel miras alanlarından biri haline getiriyor. Bu mirasın önemli parçalarından biri de dini hafızada yer eden Yuhanna Kilisesi.
Ancak Sebastia’nın bugünkü anlamı, yalnızca taşların ve kalıntıların toplamından ibaret değil. Beldede yaşayan yaklaşık 4 bin Filistinli, bu alanı gündelik hayatın, tarımın, turizmin ve yerel ekonominin bir parçası olarak deneyimliyor. Bu nedenle Sebastia’da arkeolojik alan ile köyün birbirinden koparılması, yalnızca mekânsal bir yeniden düzenleme değil; aynı zamanda kimlik, mülkiyet ve yaşam hakkı tartışmalarını tetikleyen bir kırılma anlamına geliyor.
Oslo Sonrası Mekânsal Bölünme: B ve C Bölgeleri Arasında Sıkışan Bir Miras
Sebastia’daki temel gerilim, 1990’larda imzalanan Oslo Anlaşmaları sonrası Batı Şeria’nın “A, B ve C” bölgelerine ayrılmasıyla kurumsal bir çerçeveye kavuştu. Buna göre Sebastia Antik Kenti, İsrail askeri yönetimi altındaki “C bölgesi” içinde kalırken, Sebastia beldesi sivil idaresi Filistin Yönetimi’nde olan “B bölgesi” statüsünde kabul edildi.
Bu teknik sınıflandırma, pratikte iki farklı yönetim rejiminin aynı mekân üzerinde çakışmasına yol açtı. B bölgesinde idari yapı Filistin’e ait olsa da güvenlik yetkisi İsrail’de bulunuyor; C bölgesinde ise hem idare hem güvenlik İsrail’in kontrolünde. Böylece Sebastia’da kültürel mirasın korunması, turizmin yönetimi, altyapı yatırımları ve hatta tarımsal faaliyetler, siyasi ve askeri denetimin çok katmanlı bir ağına takılıyor.
Filistinliler açısından bu bölünme, özellikle antik kentin çevresindeki tarım arazilerinin “erişilebilir olmaktan çıkması” anlamına geliyor. Çünkü kültürel miras alanı ile tarım alanları iç içe geçmiş durumda. Yerel halkın yüzyıllardır koruyucusu olduğu alan, modern yönetim rejimlerinde “kontrol edilecek bir kaynak” olarak yeniden tanımlanıyor.
Kamulaştırma Hamlesi ve 32 Milyon Şekellik Yatırım: Mirasın Yeniden Kodlanması
Sebastia’daki güncel gerilimi büyüten en kritik adım, İsrail’in antik İsrail Krallığı’nın başkenti olduğu iddiasıyla arkeolojik alanı kamulaştırmaya hazırlanması. Bu kapsamda antik kent ve çevresindeki 1800 dönümlük alanın, “miras alanı” olarak İsrail kontrolüne geçirilmesi gündemde.
İsrail Miras Bakanı Amihai Eliyahu’nun bölgeye 32 milyon şekel (10 milyon doların üzerinde) yatırım planını duyurması, sürecin yalnızca idari bir karar olmadığını; kapsamlı bir mekânsal dönüşüm projesine işaret ettiğini gösteriyor. Açıklamalar, yalnızca restorasyon veya turizm yatırımı hedeflemiyor; aynı zamanda beldenin merkezindeki meydanda dalgalanan dev Filistin bayrağının kaldırılması ve yerine İsrail bayrağı dikilmesi gibi sembolik adımları da içeriyor.
Bu durum, kültürel mirasın “kimin hikâyesiyle” anlatılacağı sorusunu gündeme taşıyor. Arkeoloji, burada bilimsel bir disiplin olmanın ötesinde, siyasi meşruiyet üretiminde kullanılan bir araca dönüşüyor. Antik dönem kalıntılarının yalnızca tek bir tarihsel anlatıya indirgenmesi, Sebastia’nın çok katmanlı kimliğini görünmezleştirme riskini barındırıyor.
“Yumuşak İlhak” Tartışması: Sivil İdare Yetkilerinin B Bölgesine Taşınması
Sebastia’daki tehdit algısını güçlendiren bir diğer gelişme ise İsrail’in kabine düzeyinde aldığı kararlarla, “kültürel miras, arkeolojik alanlar, çevresel riskler ve su kaynakları” gibi gerekçelerle Batı Şeria’nın A ve B bölgelerinde de sivil idare mekanizmaları kurmayı hedeflemesi.
Arkeoloji alanında çalışan İsrailli sivil toplum kuruluşu Emek Shaveh’in Dış İlişkiler Koordinatörü Talya Ezrahi, Sebastia’nın yüzyıllardır Filistinliler tarafından korunduğunu vurgulayarak, İsrail hükümetinin alanı kamulaştırıp yerleşimciler tarafından yönetilecek ayrı bir bölgeye dönüştürmeyi planladığını belirtiyor. Ezrahi’ye göre tehlike, yalnızca antik kentin C bölgesinde kalmasıyla sınırlı değil.
Kabine kararlarıyla sivil idarenin B bölgesinde de yaptırımlar uygulama yetkisi kazanması, köyün iç yaşamına doğrudan müdahale ihtimalini doğuruyor. Bu durum, “antik alanı köyden koparma” sürecini hızlandırabilecek bir idari zemin yaratıyor. Böylece Sebastia beldesi, statü olarak Filistin idaresinde görünse bile, fiilen İsrail’in denetim araçlarıyla çevrelenmiş bir alana dönüşebilir.
Bu çerçevede “yumuşak ilhak” kavramı, askeri işgalin doğrudan genişlemesi yerine, kültürel miras yönetimi ve sivil idare araçlarıyla kontrolün genişletilmesi anlamında kullanılıyor.
Belediye Başkanı Azim: “Bu Alanlar Tamamen Filistinlilere Ait Mülklerdir”
Sebastia Belediye Başkanı Muhammed Azim, beldenin hem tarihi hem de dini önemini vurgulayarak, İsrail’in 1967’den bu yana süren işgal rejimi içinde ihlallerini özellikle Ekim 2023 sonrası yoğunlaştırdığını belirtiyor. Azim’e göre Sebastia’da yaşananlar, yalnızca bir arkeolojik alan tartışması değil; Filistinlilerin coğrafi sürekliliğinin parçalanmasıyla ilgili daha geniş bir ilhak stratejisinin parçası.
Azim, Kasım 2025’te İsrail’in Sebastia ve Filistin’deki önemli tarihi ve dini mekânlara el koymayı hedefleyen bir kararname yayınladığını; işgal güçlerinin Filistin bayrağını indirmeye çalıştığını ve girişim başarısız olunca antik kentin en yüksek noktasına İsrail bayrağı diktiğini aktarıyor.
Belediye Başkanı, antik kent ile beldenin C ve B bölgelerinde bulunmasının mülkiyet gerçeğini değiştirmediğini vurguluyor: “Bu alanlar, ister B bölgesi ister C bölgesi olsun, tamamen Filistinlilere ait mülklerdir.” 1967 öncesine ait mülkiyet belgelerinin ellerinde olduğunu söyleyen Azim, kamulaştırma kararının 1800 dönümden fazla araziyi etkilediğini; bunun 6 binden fazla zeytin ağacı, düzinelerce ev ve turizm işletmesini kapsadığını ifade ediyor.
Azim’e göre İsrail Meclisi’nin çıkardığı yasa ve yönetmelikler, ilhak amacını fiili hale getiriyor. “Bu kararlar, arkeolojik alanların sömürülmesi üzerinden fiili ve yumuşak bir ilhakı yürürlüğe koyuyor.” değerlendirmesi, Sebastia’daki yerel aktörlerin süreci nasıl okuduğunu açık biçimde gösteriyor.
Zeytinlikler, Turizm ve Geçim Kaynakları: Mirasın Sosyoekonomik Boyutu
Sebastia’daki tartışmanın en görünür fakat en az konuşulan yönlerinden biri, kültürel mirasın doğrudan geçim ekonomisiyle bağlantısı. Antik kent çevresindeki alan, yalnızca “kazı yapılacak bir yer” değil; zeytinlikler, küçük işletmeler ve turizm üzerinden ayakta duran bir yerel yaşam alanı.
Antik kentte “Kale’de Mola” adlı restoranın sahibi Filistinli Nahid Rızık, işletmesinden 15 kişinin geçindiğini; ancak 7 Ekim sonrası turizmin tamamen durduğunu ve restoranı kapatmak zorunda kaldıklarını söylüyor. Rızık’ın anlattıkları, işgal rejiminin kültürel miras alanlarında yalnızca sembolik değil, gündelik ve ekonomik bir tahribat ürettiğini ortaya koyuyor.
Rızık, 2018’de İsrail güçlerinin buldozerlerle restoranına baskın yaptığını, eşyaları dahi alamadan alanın yıkıldığını anlatıyor. Daha çarpıcı olan ise tarımsal erişim kısıtlamaları: “Kendi arazimize girmemiz bile yasak. Zeytinleri bile toplayamıyoruz. Traktörle girerseniz ceza yazıp traktöre el koyuyorlar.”
Bu tablo, kültürel mirasın yönetimi ile mülksüzleştirme pratikleri arasındaki sınırın giderek silikleştiğini gösteriyor. Yerel halk için mesele, yalnızca bir antik kent değil; yaşamın devamlılığı. Sebastia’daki 1800 dönümlük alandan 500’den fazla Filistinli ailenin faydalandığı bilgisi, kamulaştırmanın yaratacağı sosyal etkiyi büyüklüğüyle ortaya koyuyor.
Sebastia örneği, günümüzde kültürel mirasın artık yalnızca “korunacak” bir değer değil; egemenlik kurma, sınır çizme ve kimlik inşa etme süreçlerinin merkezinde yer alan bir siyasi araç haline geldiğini gösteriyor. Arkeolojik alanın kamulaştırılması, yalnızca toprağın değil; hafızanın, anlatının ve ekonomik yaşamın da el değiştirmesi anlamına geliyor. Bu nedenle Sebastia’da yaşananlar, Batı Şeria’daki çatışmanın kültür politikaları üzerinden nasıl derinleştiğini anlamak için kritik bir örnek olarak öne çıkıyor.